KOMİSYON KONUŞMASI

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeniden saygıyla selamlıyorum Komisyondaki arkadaşlarımı.

Değerli milletvekilleri, müsilaj gibi, geçen yıl Türkiye'nin gündemine oturan ve altı ay gibi bir süreçte Komisyonda çalışmaların yürütüldüğü, 570 sayfalık da bir üretimin yapıldığı, gerçekten sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, milletvekilleri ve pek çok bilim insanının katkı sunarak hazırlamış olduğu bir müsilaj raporu oluşturuldu. Burada da tam 20 sayfa ve 157 maddelik bir önermeler silsilesi sunuldu bu raporun içerisinde ve son derece de önemli. Yeterli bulmadığımızı her ne kadar ifade etsek de bu raporun içerisindeki önermelerin yeterli olmadığına ilişkin muhalefet şerhimiz olmasına rağmen sadece 10 maddeyle müsilajın... Sadece, işte, ileri arıtma tesisi ve belediyelerin altı ay içerisinde arıtma sistemlerini yerine getiremediği takdirde Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığına bu yetkinin devredileceğine ilişkin 2 önemli maddenin getirilmiş olmasını ve bunun bir anayasa teklifi olarak sunulmamış olmasını buradan eleştirmek istiyorum doğrusu çünkü bu ciddi bir iş. Müsilaj sadece Marmara'yı ilgilendiren bir iş değil, bütün denizlerimiz bu tehdit altında ne yazık ki. Tabii, son derece önemli olan yer altı sularının, yüzey sularının ve akarsuların aşırı kullanımı, aşırı tüketimi, HES'lerle yok edilmesi ve yine, bu yer altı sularının yararlanılarak sanayi, evsel atık ve benzeri gibi tarımsal sulamada, vahşi sulamalarda kullanılarak yüzde 92'sinin tamamen bu atıklarla kirletilmesi ve kuraklıkla da iklim kriziyle de bu suların, su kaynaklarının, özellikle Burdur gibi -Vekilimiz de burada- göllerin kuruduğu, pek çok alanda Meke Gölü'nden tutun bugün, işte, pek çok gölümüzün kurumayla karşı karşıya kaldığı, hem yer altı sularının hem yüzey sularının azaldığı bu süreçte bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Istranca Dağları'ndan doğan Ergene Nehri 280 bin metreküp olarak çıkıyor, yer altı suları çekiliyor, sanayide atık olarak da birleştiğinde yine kendi kadar yani 240 bin metreküp evsel atıkla yani kanalizasyon atığıyla karışarak ne yazık ki 50 kilometre yol katettirilip Tekirdağ'ın 4,5 kilometre açıklarında 47 metre derinliğe deşarj edildikten sonra özellikle Marmara'daki bu müsilaj problemi ortaya çıkıyor. Tabii, Marmara Denizi bilindiği gibi uzun süredir bir çöp alanı gibi kullanılmış. Sanayi atıkları, evsel atıklar, sintine atıkları, stabilize atıkları, inşaat atıkları gibi pek çok atığın doğrudan, yedi bin yıllık genç bir iç göle, daha sonra da denize dönüşmüş olan Marmara'ya atılmış olması bu müsilaj problemini beraberinde getirmiş ve dikkatleri bu noktaya çekmiştir. İşin doğrusu, tabii ki ileri biyolojik arıtma çok önemlidir ama çözüm önce kirletmemektir, kirletmemeyi öğrenmesi gerekiyor bu ülkenin öncelikle.

Bir eleştirim de Çevre ve Şehircilik Bakanlığına: Yirmi yıldır buna göz yuman Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müsilajdan sonra bu olayı fark etti ve 22 maddelik bir eylem planı gerçekleştirildi. Bu 22 maddelik eylem planından kaçını hayata geçirdiniz? Bunu sormak isterim Sayın Bakan Yardımcısı, kaçı hayata geçti?

Yine, 4 Kasım 2022 tarihinde Marmara Denizi ve Adalar bölgesinde özel çevre koruma alanı ilan ettiniz, daha aylar geçmeden bunu deldiniz. Yani hani kendi çıkarmış olduğunuz yönetmeliği... Buna ilişkin yönetmelikler çıkarmanız gerekirken, bunu, daha aylar geçmeden delerek maalesef, 22 Ocak 2022 tarihinde Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği'nde geçici madde koymak suretiyle değişiklik yaparak, dip analizleri yapılan ve sınır değeri altında kalan dip tarama malzemesinin Marmara Denizi'ndeki boşaltım alanlarına boşaltılmasına izin verdiniz. Yani şimdi, gerçekten birbiriyle çelişen ve çıkarılacak yasaların da hakikaten uygulanabileceğine olan inancımızı da yok eden şeyler bunlar.

Müsilajla ilgili maddelerde tabii ki eleştirilerimi tekrar getireceğim o maddelerle ilgili. 1'inci maddede Devlet Su İşleri gibi son derece önemli bir kurum... Ben de İller Bankasında yıllarca çalışmış bir mühendisim ve Devlet Su İşleri de olağanüstü yararlandığım bir kurumdu. Yeşil rapor gibi âdeta doktora tezi niteliğinde havza etütleri yapan, gerçekten binlerce mühendisin âdeta hafızasının olduğu ve yine bir o kadar da elemanın çalıştığı bu devasa kurum yok sayılarak tüm yetkilerin tek bir kişiye, her şeyin uzmanı kabul edilen tek bir kişiye verilmesi gerçekten handikapla karşıladığımız bir şey. Zaten sulama sorunu yaşanan bu ülkede, su kıtlığı yaşanan bu ülkede aklımıza "Acaba bu baraj alanlarının gelecekte bir enerji alanına dönüştürülmesi çalışmaları mı var?" kuşkusunu getirmekte beraberinde. Zaten HES'lerle bu sulak alanların yeterince yok edildiği ve kuraklaştırıldığı ortamda, her şeyin iklim krizine bağlandığı ama insan eliyle yaratılan bu kuraklığın nedense çok az gündeme getirildiği süreçte barajların tüm yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmesini kuşkuyla karşılıyoruz ve doğru bulmuyoruz. Uzmanı olan kuruluşlar varken neden böyle bir yöntem izleniyor? Bunu da Komisyonun dikkatine sunmak isterim.

Yine, 10 maddelik teklif içerisinde denetim mekanizması, denetim yapan kurumların tanımı, denetimin sahici kılınmasına ilişkin bir tavır sergilenmezken, tamamen, cezaların caydırıcı unsur olarak kullanıldığı bir yöntem izlenmiş. Bence bu, çözümü kalıcı olmasından uzaklaştıran ve suistimalleri artıran bir durum. Yani sadece cezai müeyyidelere yönelik bir uygulamayı ben doğru bulmadığımı burada ifade etmek istiyorum.

Yine, özellikle bu özelleştirme furyası içerisinde araç muayene istasyonlarının, motor meslek liselerince çok cüzi rakamlarla yapılmakta olan araç muayenelerinin bir Alman firmaya devredilip ve burada insanların yağmur altında barınacağı yer yokken, güneş altında barınacağı yer yokken fahiş fiyatlarla denetimin yapıldığı bir ortamda... Yine, enerji dağıtım sistemleri özelleştirildikten sonra enerjide yaşadığımız ne yazık ki elektrik kesintileri sonrası bu özelleştirme furyasının doğru olmadığını, bunu doğru bulmadığımı da buradan ifade etmek istiyorum.

Bir başka şey, belediyeleri güçlendirmek yerine onların elinden bu yetkilerin alınma çabası da tüm kamuoyunun dikkatindedir. Niye bunu söylüyorum? Çünkü geçtiğimiz haftalar içerisinde Enerji Komisyonunda TİM Kanunu içerisinde, İhracatçılar Meclisi Kanunu içerisinde belediyelere verilecek olan reklam giderlerinin kesilmesi konuşuldu. Bugün, işte, belediyeler altı ay içerisinde arıtma tesislerini yapmazlarsa bunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aktarılması, yine, kupon arazi şeklinde olan yerlerin riskli alan ilan edilerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uhdesinde buralara yapılaşma verilmesi gibi, nedense tam da Cumhuriyet Halk Partisinin 11 büyükşehir belediyesini almasından sonra çıkarılan kanunlar bunun arkasında bize iyi niyet olmadığını göstermekte ne yazık ki. Dolayısıyla, şunu yaptınız: Bakın, devlet-hükûmet-yerel yönetimler, bu üçgeni deldi ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi. "Biz ve onlar" anlayışını sergiliyorsunuz. Devlet kimdir? Hükûmet kimdir? Yerel yönetimler kimdir? Yerel yönetimleri maddi olanaklardan, kredilerden elini kolunu bağlayarak, göndermiş oldukları projeleri onaylamayarak "Yapamadınız." deyip -bu raporun içerisinde de var... Bakın, Dünya Bankasından veya diğer fonlardan kaynak sağlanmasına ilişkin, eşgüdüm içerisinde, devlet kurumları ve Hükûmetin beraber bu kaynakları yaratıp vatandaşa ilişkin çözümler getirmesi gerekirken ne yazık ki böyle bir yöntem izlenmiyor. Altı ay içerisinde yapamazsa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı... Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kimdir? Belediye kimdir? Yani sonuçta aynı vatandaşa hizmet ediliyor. Eşgüdüm içerisinde, birlikte, beraber kaynakların yaratıldığı ve doğru projelerin sunulduğu bir yöntem izlenmesi gerekirken sanki bir şeylerin üzerine el koymak gibi bir anlayışın olduğunu görüyoruz ne yazık ki bunun arkasında. Bunu da buradan ifade etmek isterim.

Gemilere uygulanacak cezaların grostona göre değil, o geminin kirletici unsuru baz alınarak verilmesi gerektiğini düşünüyoruz çünkü turistik bir gemi ile bir başka, işte, yük taşıyan herhangi bir geminin aynı kirletici yapıda olmadığı bilinmekte.

Yine, ülkede emeklilikte ikinci bir işe mahkûm olan bu kadar insan açısından ve deneyim açısından altmış 65 sınırını ben de doğru bulmadığımı söylemek istiyorum.

Son olarak da yapı denetim firmalarıyla ilgili Deprem Komisyonunda pek çok arkadaşla beraber konuştuk, burada yeniden ifade etmek isterim. Onlarca depremde yüz binlerce insanı kaybettiğimiz bir süreçte, depremin daha çok fay zonları üzerinde ve zeminden kaynaklı olduğu bilinmesine rağmen ne yazık ki herhangi bir elektrik tesisatı konusunda bir elektrik mühendisi yapı denetimi firmasında denetimci olabilirken -sakın yanlış anlaşılmasın, ben buna karşı değilim, onlar da denetlesin elbette- ya da bir herhangi bir tesisat yıkıldığında yeniden yapılabilecekken, bir makine mühendisi yapı denetim firması içerisinde bulunurken nedense zemin etütleri konusunda bir jeoloji mühendisi, bir jeofizik mühendisinin denetim elemanı olarak bulunması göz ardı edildi ve hâlâ aynı hataya devam ediliyor. Bu binaların üzerine konulacak levhalarda da herhangi bir açıklık getirilmemiş. Örneğin, binanın üzerine "kimlik sertifikası" tanımı içerisinde mesela "fay zonu üzerindedir" diye bir şey konulacak mı o plakanın üzerine ya da "heyelanlı bölgededir" diye bir ibare olacak mıdır "taşkın alanı üzerindedir" diye bir ibare olacak mıdır? Bunlar da izaha muhtaç şeylerdir.

Uzattıysam da kusura bakmayın lütfen.

Çok teşekkür ediyorum.