KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, Sayın Başkan, burada üniversitelerle ilgili, üniversitelere kadro vermekle ilgili bir madde var ama bu vesileyle üniversiter eğitimin nasıl olması gerektiğini de gözden geçirmek lazım. Biraz önce konuşan arkadaş ifade etti veciz bir şekilde: Üniversitelerin sorunu, kadro mu yoksa nitelik mi, bilimsel bir eğitim temelinde işlerin sürüyor olup olmayışı mı veya üniversitedeki eğitimin toplumun gerçekleriyle, pratikleriyle bağlantısının ne kadar olduğudur. Bir kere şu bir gerçek: Bilim, kitapların sayfaları arasında olmaktan öte, hayatın pratikleri içerisindedir. Hayatın pratiklerini yaşamadan, iki makale okuyup, bir makale yazarak bilimsel çalışma olmaz. Maalesef ağırlıklı olarak fen bilimlerinden öte sosyal bilimler ve ilahiyat alanındaki kadroların ve bölümlerin çoğalmış olması nedeniyle dünyayı da teknik açıdan doğru izlediğini düşünmüyorum ben üniversitelerin. Kampüslere kapanmış bir yapı var. Yani bir kere bilgi ve teknoloji doğrudan doğruya hayatın içerisinden çıkıyor; hayatın pratiklerinin olmadığı yerde bilgi de gelişmiyor, ileri bir bilgi hiç ortaya çıkmıyor, yeni bir buluş da ortaya çıkmıyor. İnsanın kullandığı aletlerin çeşitliliği var ve aynı zamanda hayatın bir sürekliliği var; o çeşitlilik içerisinde kullandığımız aletler sürekli gelişerek gidiyor ve sonunda yeni bir ürüne dönüştüğü zaman patentini kim alırsa "Bu benim." diyor. Edison'un elektriği, lambayı keşfettiğini söylediği dönemde Amerika'nın iki büyük kenti zaten lambalarla aydınlatılıyordu. Veya "Eli Whitney, çırçır makinesini 18'inci yüzyılda keşfetti." derler, ilgisi yok; Hindistan'da milattan önceki yüzyıllarda zaten yapılıyormuş. Patenti kim kapıyorsa o. Bugün de bilgisayarları geliştirenler, kullananlar. Onun için bir kere akademik unvanların da üniversitelerin çalışma tarzının da bu kitaplara kapalı yapıdan kurtarılması lazım.

Birincisi, hem Devlet Memurları Kanunu'dan hem YÖK Kanunu'ndan kaynaklanan dışarıda iş yapma yasağının bence tamamen kaldırılması lazım. Bütün hocalar dışarıda, meslekleriyle ilgili iş yapsınlar, hayatın içinde olsunlar. "Efendim bak, hayatın içindeler, bilmem, laboratuvarlarda çalışıyorlar." dersen laboratuvar hayatın içi değildir. Piyasayı gördüğün zaman o bir farklı etkileşim ortaya çıkarıyor.

İkincisi ise akademik unvanlarda da bu pratiklerle ilgili bir puanlamanın olması lazım. Örneğin bir folklor derneğine gitmeyen, orada dans etmeyen bir hocanın, bilmem, edebiyat dalında doktora alması bile doğru değil bence. Herkesin mesleğiyle ilgili pratiğin içinde olması lazım, dünyayı görmesi lazım ve ileri bir buluş için mutlaka daha ileri bir yaşanmışlığın ortaya çıkması lazım hem sosyal açıdan hem de iş süreçleri açısından. Daha ileri bir teknolojinin içerisinde çalışanlar varken siz geri bir teknolojinin içinde çalışırsanız bir buluş yapamazsınız. Nitekim son sekiz yüz yıldır İslam dünyasının dünyaya kazandırdığı bir tane teknolojik buluş yoktur. Birinci dönem İslam dünyasındaki entelektüellerle ilgili, 8'inci yüzyıl ile 11'inci yüzyıl arasındaki bütün entelektüellerle ilgili; din, mezhep imamları dâhil, din bilginleri dâhil, din dışı konularla uğraşanlar dâhil, bir hesap yapılmıştır, çalışma yapılmıştır, bunların 4 bin tanesi üzerinde inceleme yapılmıştır, yüzde 91'i devlette çalışmıyor yani ulema-devlet iş birliği yok; İbni Hanbel gibi, Ebu Hanife gibi piyasada çalışıyor; ticaret yapıyor, işini görüyor ama aynı zamanda kendi teorik alanıyla da ilgili, zihninde olanları geliştiriyor ve ortaya yeni şeyler koyuyor ve o döneme zaten gelişmiş İslam medeniyeti dönemi diyorsunuz. 12'nci yüzyıldan bugüne kadar da bütün entelektüeller devlet memuru. Piyasayla etkileşimleri olmadığı için hiç yeni bir şey üretmemişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Devam edebilir miyim?

OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Buyurun, tamamlayın lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dinî konularda bile 12'nci yüzyıldan sonraki bütün din bilginleri 8'inci, 11'inci yüzyıllardaki din bilginlerinin söylediklerini tekrar etmektedirler, hâlen bugün bile. E, burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var demektir. O hâlde, pratikten kopmuş üniversitelerin öğrenci portföyü de ona göre piyasanın gelişmişlik düzeyi, istihdam kapasitesi ölçülmeden, piyasa, iş süreçleri ve öğrenci arasındaki irtibat ve oranlamalar yapılmadan rastgele dolduruluyor.

Yani maalesef, ben bu son on yılları, Türkiye'nin eğitim kapasitesi açısından çok sorunlu dönemler olarak görüyorum. Bu madde de bu sorunlardan biridir. Bu madde sorunlu bir maddedir biliyor musunuz? Niye sorunlu bir maddedir? Bakın, ya, bir kanun maddesi ancak bu kadar çirkin yazılır. Yani içeriğini söylemiyorum. Bakın, birinci fıkraya bakın: "Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuatın eki cetvellerin ilgili yükseköğretim kurumlarına ait bölümlerine eklenmiştir." Ya, böyle bir cümle olur mu Allah aşkına? Uzatmış. "Mevzuata eklenir." diyorsun. "Mevzuata eklenir" diye müphem bir şey gösterilir mi ya? "Buradaki kadro cetveli falanca cetvelin ilgili bölümüne eklenir." denir. Bu, kanun mudur, bir kararname midir, Cumhurbaşkanlığı kararı mıdır, kararnamesi midir, ne ise onun adını verirsin, "Oraya eklenir." dersin veya daha genel bir ifade kullanırsınız. Hâlbuki, bu cümleye, bu karmaşık cümleye "mevzuat" falan da demeden "İlgili üniversitelerin kadro cetvellerine eklenmek üzere ek (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilmiştir." desen hangisi kulağa hoş geliyor? Satır arası yazdığım bir cümle. Bundan daha adabına, edebine ve hukuk, kanun mantığına uygun.

İkincisi, "mevzuat" ifadesine takıldı Sayın Kabaoğlu ama cümle de yanlış. "Bu kadroların kullanılmasına dair hususlarda da kadro ve pozisyonlara ilişkin mevzuat hükümleri uygulanır." Bu "da"ya gerek yok. İkincisi "...mevzuat hükümleri uygulanır." Yani bu da müphem bir şey. Yani bir kanun maddesi bu Komisyona, bu Meclise düzgün gelmiyor inanır mısınız? Allah aşkına, eski, bundan otuz kırk sene önce bu Meclisten geçen kanunları bir okuyun, bir de iki üç senedir bize, bu Komisyona gelen kanun maddelerini bir okuyun. Aralarında uçurumlar olduğunu göreceksiniz. Özensiz. İkide bir de zaten değiştiriyorsunuz, siz de beğenmiyorsunuz ki onun için bu kadar çok değişiklik yapıyorsunuz.