| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ankara Milletvekili Lütfiye Selva Çam ve 117 Milletvekilinin; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4290) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 29 .03.2022 |
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum.
Ben de bütün herkesi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bir hekim olarak ve bir kadın olarak öncelikle, bu torbanın içine hem sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin hem kadına yönelik şiddetin konulmasını gerçekten anlayamıyorum. Yani burada amacımız ne, bilemiyorum. Şimdi, bu Komisyonumuzun olsun, diğer ihtisas komisyonlarımızın olsun, hani, bu tasarıları, bu kanunları ayrı ayrı görüşmeye zamanı var, gücü var. Yılları buldu, komisyonlarımızın birçoğu maalesef toplanmıyor. Dolayısıyla, burada amacın ben sorunu çözmek olduğunu düşünmüyorum. Biraz ilgileniyormuş gibi yapıyoruz, işte sorunu çözüyormuş gibi yapıyoruz ama "mış" gibi yapıyoruz ve önümüze çok iddialı cümlelerle geliyor bu kanun teklifleri niyeyse, her gelen, işte, müjdeleniyor, "devrim" deniliyor, "reform" deniliyor. E, biz de bunları duyunca, hakikaten, hani, bir şeylerin düzeleceğine inanıyoruz. Hani, "Büyük değişim olacak ya, sorunlarımız çözülecek. En azından yapısal şeylerimiz bu anlamda düzelecek." diye düşünüyoruz ama hani işin özü öyle olmuyor. Bir geliyor, bakıyoruz ki sadece bir makyaj.
Bakın, bizler, kısaca... Tabii, çok uzun uzun girmeyeceğim. Aslında kronolojik bir tarih var, on yıl önceye gitmek lazım, işte İstanbul Sözleşmesi'ne bir atıf yapmak lazım çünkü on yıl önce biz, gene bugün konuştuklarımızı konuşuyorduk o dönemde de. Aynı, aynı sorunları konuşuyorduk. Ama sorunları çözerek gitmediğimiz, bir getirdiğimizi bir götürdüğümüz için... Sayın Vekilim biraz önce dedi ki: "Biz getirdik." E, getirdiklerinizi götürüyorsunuz. Yani kaşıkla getirip kepçeyle götürüyorsunuz hatta. Sonuç olarak, bizim elimize maalesef zarar kalıyor ve İstanbul Sözleşmesi'ne gidişimizde dedik ki: "Ya, bizim sorunumuz var. Kadına yönelik şiddet sorunumuz var. Dünya ortalamasında OECD ülkelerinde birinci sıradayız şiddette, cinayette, kadınlar katlediliyor." Ne oldu? Hani, kadına yönelik şiddet sorunumuzu mu çözdük? Ne olduk yani sıralamada en alt seviyelere mi düştük, ne oldu bu kadar sürede? Ve bu mücadele, bakın, öyle bir kişinin kararıyla çıkılabilecek bir mücadele de değil. Yüz binlerce, milyonlarca kadının yıllardır verdiği eşitlik ve adalet mücadelesi var bunun içinde. Acısı var, gözyaşı var. Öyle bir kişinin kararıyla "Ya, ben yaptım, oldu." diyerek çıkabileceği bir sözleşme de değil. Bakın, yaşayan, yaşatan, gerçekten çok kıymetli bir şeydi İstanbul Sözleşmesi ve hâlâ öyle tabii ki. Neden "yaşayan ve yaşatan" diyorum? Çünkü kendini değiştiriyordu, zamana göre, eksiklere göre, her ülkenin kendi ihtiyacına göre bunu yapıyordu. Bu yüzden çok kıymetliydi ve biz dönüp dönüp ha bire niye buna atıf yapıyoruz? Bakın, bu sözleşmenin orijini, hatırlarsınız, Türkiye'den çıktı; Nahide Opuz diye bir kadının verdiği bir hukuk, bir adalet mücadelesi, bir yaşam hakkı mücadelesiyle ortaya çıktı. Ne oldu? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizim hak ihlali yaptığımız yönünde karar verdi ve ondan sonra biz çalıştık, toplantılar yaptık ve ortaya İstanbul Sözleşmesi çıktı. Peki, sonrasında 6284 sayılı bir Kanun yaptık İstanbul Sözleşmesi pratiğini uygulayalım diye. Saygıdeğer hukukçularımız çok iyi bilirler bunu. Hani, pratikte uygulayalım, sorunları bununla paralel bir şekilde çözelim diye. Neden biz durup durup İstanbul Sözleşmesi ve 6284 diyoruz, biliyor musunuz? İlk kez kamuda, toplumda zihniyet dönüşümünün güçlenmesine, farkındalığın artmasına, yerleşik, derli toplu bir içtihat oluşmasına katkı sunduğu için, şiddete karşı ilk kez teyakkuz şeklinde bir yapı oluşturmaya başladığı için bu kadar önemli buluyoruz. Sözleşmeden çıkılması, maalesef, bu süreci, gerçekten, ciddi anlamda sekteye uğrattı.
Şimdi, eleştirimiz nereden? Eleştirimiz şöyle: Bütüncül bir bakış açısıyla değil, yüzeysel bir yorumla hazırlanıp önümüze getirilmiş bir teklif bu. Neden böyle diyoruz? Ya, sorunun tespitini yapmıyor. Ben doktorum. Ya, teşhis koymadan nasıl tedavi edeceksiniz? Teşhis yok. Bir kere, kadının adı yok, "kadın cinayeti" diyemiyor. Sırf kadına yönelik, kadın olduğu için, ayrımcılığa uğradığı için öldürüldüğünü ifade etmekten çekiniyor. Eril şiddeti tanımlayamıyor, eril şiddetin öznelerini betimleyemiyor, "toplumsal cinsiyet eşitliği" demekten imtina ediyor, çekiniyor; 6284'e atıf yapamıyor, hatta, kendi çıkardığınız Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4'üncü Ulusal Eylem Planı'na bile atıf yapmıyor. Şimdi, böyle olunca biz tabii ki samimiyeti sorguluyoruz. Biz tabii ki diyoruz ki böyle, cezaların alt sınırında aylık artışlar yaparak sanki yani böyle, yeni bulmuş gibi mevzuatımızda on yıldır olan ısrarlı takibi suç tanımına sokarak Allah aşkına reform mu yapabileceğiz, kadına yönelik şiddeti mi önleyeceğiz, kadın-erkek eşitliğini mi sağlayacağız? Biz bunu eleştiriyoruz. Vekilim de çıkmış diyor ki: "Hukuktan anlamıyorsunuz." Hukuktan anlayanların getirdiği teklif bu mudur Sayın Vekilim? Hani, buysa vay hâlimize o zaman, vay hâlimize o zaman. Ben hukukçu değilim ama vallaha çok eksik var. Tek tek de söyleyeyim, bize izin verirseniz.
Teklifin 1'inci maddesi -Ceza Kanunu'muzun 62'nci maddesi- takdiri indirim maddesi. Bunda diyor ki -biraz önce de ifade etti Sayın Vekilim- "Failin geçmişi, sosyal ilişkisi, cezanın failin geleceği üzerinde olan etkisi, failin yaşı, eğitimi, failin fiilden sonraki ve duruşmadaki hâl ve tavırları gibi nedenlerle hâkimler tarafından uygulanan indirimler." diyor. Şimdi de biz olmaz diyoruz, içten pişmanlık lazım. Yani öyle, hani, kıyafetini giymiş, gelmiş, öyle boynunu bükmüş, herkes kafadan, bol kepçeden, pişman olsun. Nasıl olacak pişman? Olan olmuş, ölen ölmüş. "Pişmanım." demeyecek mi yani o? 50 tane bıçak darbesi sallamış, boğazını kesmiş; şiddet uygulamış, eziyet etmiş, yıllarca, bir kez de değil, yıllarca yapmış, sonra da gitmiş boğazını kesmiş "Pişmanım." diyecek, biz de "Evet ya, çok pişman gerçekten..." Gerekçeye yazmışsınız bir şeyler ama bunların hiçbiri samimi değil. Ayşe Paşalı'yı hatırlayın, diğer cinayetleri hatırlayın. Bu anlamlı bir şey değil ki "pişmanlık" ifadesi de hâlâ muğlak, açık bir ifade değil.
Bu arada, korunan şeyler var. Bu pişmanlığı koyuyor, gerekçeyi de yazıyor ama madde metnine... Bakın, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, cezanın geleceği üzerine etkisi, takdiri indirim sebeplerini koruyor. Bunları niye koruyorsunuz? Bunları neden koruyorsunuz? Asıl bunlardan alıyor zaten.
Ve konulan bir madde, Sayın Vekilimin de ifade ettiği gibi, Türk Ceza Kanunu'nun 29'uncu maddesi, aslında kadına yönelik şiddette, kadın cinayetlerinde çokça kullanılan, hâkimler, yargı mensupları tarafından bir düzenleme; haksız tahrik indirimi. Ona da hiç dokunmuyoruz. Yani suya sabuna dokunmuyoruz ama ne hikmetse, biz kadına yönelik şiddeti engelliyoruz. Burada ne diyor? Burada diyor ki: "Suçun, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisiyle işlenmesi hâlinde uygulanan indirim." Yani biz buna diyoruz ki: "Erkeklik indirimi." "Namusuma küfretti, erkekliğime laf etti." işte, etti de etti yani. "Beni aldattı, küçük düşürdü, yemek yapmadı, evi süpürmedi, kadınlık görevlerini..." O kadar çok ki, o kadar bol kepçeden sayılıyor ki ve bunlar gerçekten mahkemelerde indirim sebepleri olabiliyor. Nerede? Bakın, örneğini vereyim ben size, somut örnek, daha yeni, daha geçen hafta; 16 Mart 2022, Bursa'da, boşandığı eşi Fatma Gökce'yi 5 bıçak darbesiyle öldüren İlhan Gökce, eski eşinin erkekliğine laf ettiğini söyleyerek önce haksız tarihten indirimini alıyor, sonra da duruşmada "Savunulacak yanı yok, tabii ki çok pişmanım, keşke öldürmeseydim." diyerek iyi hâlden ceza indirimi alıyor; çifte indirim alıyor.
İpek Er davasını hatırlıyorsunuz değil mi, hani, tecavüze uğrayan sonra kendi canına kıyan? Mahkemede ne oluyor? Diyor ki tecavüzcü: "Yapma, söyleme, zaten sana kimse inanmaz." diyor ve gerçekten yargı tecavüzcüyü haklı çıkardı. Failin geleceğini düşünerek tutuklama bile yapmadı. Yani ölen kişinin, ölen kadının hayatından değil, failin geleceğinden kaygı duydu. Şimdi bunu nereye koyacaksınız? Sayın Vekilim, bunu nereye koyacaksınız? Bakın, hemen hemen tüm kadın cinayetlerinde, hemen hemen hepsinde iyi hâl indirimleri var. O kadar sistematik, o kadar rutin ki artık; kafadan, hiç öyle pişmanlığa filan, hiçbir şeye bakılmadan. Ve bu indirimler gerçekten kadın cinayetlerini meşrulaştırıyor.
Hatice Kaçmaz olayı bu cinayet... 19 santim bıçakla gidiyor kadınla buluşmaya, evlilik teklif edecek. İnsan yüzükle gider, çiçekle gider değil mi? 20 santim bıçağı almış, evlilik teklif etmeye gidiyor. Kaç? 16 bıçak darbesiyle öldürüyor? Sizce bu, hunharca öldürmek değil mi? Sizce bu tasarlayarak bir insanı öldürmek değil mi? Bu değilse daha nedir, bilmiyorum yani. Hani bunun daha nasıl bir tanımı var? Ben gerçekten bilmiyorum. Bu, Yargıtayın verdiği bir karar, çok içler acısı bence. Bence bir oturup düşünmemiz lazım. Bir şöyle oturalım, bizim yargımız ne boyutta, düşünelim.
Emine Bulut... Hatırlarsınız değil mi? (Gürültüler) Eğer konuşmazsanız kendi aranızda Sayın Vekillerim... Hani dinlerlerse daha iyi olur bence, daha iyi sonuç alırız diye düşünüyorum. Emine Bulut'u hatırlıyorsunuz değil mi? Çocuğunun gözü önünde boğazı kesilerek... O da tasarlanarak hunharca öldürmekten ceza almadı biliyorsunuz, almadı. Şimdi, burada bir çarpıklık yok mu? Demeyelim mi? Ben çıkardım, çok da gerilere de gittim, bugünden başlayıp 2018, 2019...
Bakın, İzmir'in Menderes ilçesinde 13 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda sanık iyi hâl almış. Bir diğeri, Ankara'da, 2019 yılında, eşinin yüz kemiklerini kırmış, haksız tahrik ve takdiri indirim almış. 2018 yılında, 9 yaşındaki kızını istismar eden babaya iyi hâlden indirim verilmiş. Şimdi, bunları nereye koyacaksınız? 2017'de, Batman'da kız kardeşine, 16 yaşındaki bir çocuğa bir hafta işkence ederek, en sonunda da üzerine elektrik vererek ölümüne sebep olmuş. Yani o da almış iyi hâl indirimini. Neyse Yargıtay bozmuş Allah'tan ama almış, cebine koymuş yani indirimi. Antalya'da sevgilisinin üzerine benzin dökerek yakan sanık iyi hâl indirimi almış. Şimdi, failleri koruyan bu kararlar, uygulanan iyi hâl, haksız tahrik indirimleri, kadını şiddetle tecavüzle hem açık bir şekilde hem korunmasız bir şekilde bırakmıyor mu Allah aşkına? Caydırıcılığı azaltmıyor mu sizce de? Kadınlar canını yitiriyor; katiller, yok, işte, gelecek indirimi, yok saygın indirimi, yok pişmanlık indirimi, yok cinnet indirimiyle topu topu sekiz, dokuz yıl yatıp çıkıp hayatına devam ediyor. Şimdi, zaten, biraz önce de ifade ettiğim gibi, öyle pişmanlığı yazıp "Gerekçeyi de yaz altına." diyerek sorunları çözemediğiniz çok açık ve net ortada, amacınızın bu olmadığı da ortada. İşte, biz bir şeyler yapıyoruz, siz de susun; işte, bakın, kadına yönelik şiddetle mücadele ediyoruz ama sorunu çözmek derdinde değiliz. Şimdi, biz diyoruz ki...
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Derdimiz ne?
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Ben konuşayım sonra cevap verirsiniz.
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Derdimiz ne yani?
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Biz diyoruz ki kadına yönelik şiddette, cinayetlerde, kadın saikiyle işlenen, kadına yönelik cinsiyete dayalı ayrımcılıkla ilgili suçlarda, cinsel istismarda, çocuğun cinsel istismarında ya uygulamayın, ne indirimi, ne pişmanlığı ya? Bunun yasada olması bile bence bir utançtır, hepimiz için bir utançtır. Ne demek "Pişmanım." ya? Hangi pişmanlık, hangi özür, o çocuğu annesine, annesini çocuğuna götürebilir ya? Kim karar verecek buna? Giden gitmiş ya. Böyle bir şey olabilir mi ya? Hâlâ bugün olmuş 21'inci yüzyıl, 2022'nin Türkiyesinde biz bunu konuşuyoruz, pişmanlığı yazalım mı diye; utanç vesilesi bence. Bırakın, oraya yazmayı hani bunun olması hepimiz için utanç diye düşünüyorum.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Candan Hanım, şimdi, orada bakın, teklifi okursanız...
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Teklifi çok okudum.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Orada "Pişmanım." demenin yeterli olmayacağını söylüyor.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Biliyorum, gerekçede neler yazdığını da biliyorum, davalarda nasıl kullanıldığını da çok iyi biliyorum; ,ıllardır takip ediyorum, okuyorum. Elbette hukukçu değilim ama milletvekiliyim. Milletvekili olmam hasebiyle de elimden geldiğince kul hakkı yemeden, kimsenin hakkını kimseye geçirmeden de bu doğruları, bu gerçekleri dile getirmek zorundayız biz; zorunluyum ya, ben onların sesi olmak zorundayım, hani bu yüzden buradayım.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Evet, toparlayalım.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Toparlayacağım.
Şimdi, cezalar evrensel hukuk kurallarına göre verilmiyor Sayın Vekilim. Yani bunlar maalesef toplumsal normlara, kişilerin ve toplulukların ahlak kurallarının anlayışına göre veriliyor. Ve esas sorun, gerçekten yargının pratiğinde yani yasalarda var, cezalarımız var, uygulamıyoruz; infaz sistemi, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması var, denetimli serbestliği var, infazı var, affı var, paraya çevrilmesi var. Ya, ceza diye bir şey yok ki zaten. Ceza kalmıyor, kuşa dönüyor yani. "Yatmıyor." diyorsunuz, müebbet almış. Müebbet alan kaç yıl yatıyor Allah aşkına? Siz söyleyin. En son 2020'de işte, yaptınız yani ne oldu, kaç yıl yattı da çıktı insanlar? Ve bir ısrarlı takip... Sanki yeni bulmuşsunuz gibi, on yıldır mevzuatta var bu teklif, on yıldır. İki yıl önce bende kanun teklifi...
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Mevzuatta nerede var?
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - 6284'te var Sayın Vekilim.
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Türk Ceza Kanunu'nda yok.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Bilirsiniz siz, 6284 Koruma Kanunu hani biz yaptık.
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Türk Ceza Kanunu'na ilk kez giriyor.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Bizim mevzuatımızda var, hani, Amerika'da değil, Almanya'da değil. 6284 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi ve Uygulama Yönetmeliği'nin 3'üncü maddesi o kadar güzel açıklamış ki. Hem de "Fail ile mağdurun arasında bir illiyet bağı da yok." diyor yani kim olursa olsun.
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - TCK'ye ilk kez giriyor.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Ama sizin getirdiğiniz ne? Boşanmış eş. Eş, e, ne olacak, dinî nikahlı eşi olunca ne olacak?
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Herkesi kapsıyor, nerede? Birinci fıkraya bakın.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Herkesi kapsamıyor. Ağırlaştırmak için söylüyorum. Herkesi kapsaması ayrı, herhâlde bir ısrarlı takip suçu tanımlanmış ama ağırlaştırıcı unsurlarda...
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Ağırlaştırıcı unsur olmasın mı?
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Ağırlaştırıcı unsur olsun ama onun içinde nişanlı da olsun.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Ama yani kademe kademe gidiyor.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - E, tamam ama bu da kademe yani. Bu bütün suçlar için olması gereken bir kademe aynı zamanda.
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ Evet, toparlayalım.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Nişanlısı olsun, dinî nikahlı eşi olsun...
BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Onlar işte ağırlaştırıcı sebep.
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Ama yok, bunlar değil. İyi okursanız... Sayın Vekilim, okumamışsınız demek ki.
Şimdi "kasten yaralama" suçu eklenmiş tamam. Eziyet, eziyet... (Gürültüler)
Eğer dinlerseniz ben de tamamlayacağım cümlelerimi.
"Eziyet" ve "ısrarlı takip" suçu neden tutuklama sebebi sayılmıyor? Yani bu aslında çok büyük bir eksiklik. Israrlı takibin şikâyete tabi olması, kamu davası açılmaması, bunlar çok büyük bir eksiklik. Her şey, bütün getirdiğiniz teklifler maalesef "mış" gibi yapmak üzerine kurulmuş.
Burada, sözlerimi toparlarken şunu söylemem lazım: Bizim yapabileceğimiz şey... Vekilim diyor ya: "Ne yapıyoruz?" Yapmamız gereken şey, bir kere bu iş sadece cezalarla, sonuçla olmaz, hele suçun alt sınırlarını böyle aylar, aylar artırarak hiç olmaz. Bu iş toplumsal. Gerçekten bir zihniyet dönüşümü lazım. Kadın-erkek eşitliğinin, özellikle "toplumsal cinsiyet eşitliği" kavramının toplumun ve özellikle yargı mensubunun kişiliğine, kimliğine tamamen yerleştirilmesi lazım. Yargı pratiklerinde bunların göz önünde bulundurularak karar verilmesi lazım. Yoksa gerçekten yargı, işte, biraz önce de okuduğum şekliyle kararları vermeye devam ediyor. Bize düşen, samimiyet ya, samimi yaklaşacağız. Samimi olursak, birbirimizi dinlersek... Böyle üstten "Siz bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz." edasıyla yani konuşmacılara müdahil olursanız zaten burada, o zaman, hani amaca binaen olmamızın bir anlamı yok "Biz konuşalım, muhalefet konuşuyor, eleştiriyor." Hayır, 6284'ü hep beraber yaptık, alkışladık, İstanbul Sözleşmesi keza aynı. Ama bunların karşısına daha somut, daha gerçek yaptırımlarla, daha gerçek kanunlarla gelmek zorundayız ve bir an önce İstanbul Sözleşmesi'ni ve hükümlerini uygulamak zorundayız diyorum.
Teşekkür ederim.