KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, öncelikle yeni görevinizde başarılar diliyorum.

2002 yılında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, seçim beyannamesinde YÖK'ü kaldıracağını iddia ederek iktidara gelmişti ama YÖK'ü pekiştirerek yoluna devam etme niyetinde olduğunu defalarca gösterdi. Şimdi, öyle bir şey yaptınız ki son on dakikalık konuşmanızda, uzun uzun taban puanının kaldırılmasının eğitimde niteliği düşürmeyeceğini, eğitimde bugüne kadar uygulamanın devam edeceğini söylediniz ama Adalet ve Kalkınma Partisinin ve YÖK'ü yönetenlerin yirmi yıldır yanlış yaptığını bize döne döne anlatmaya çalıştınız. Çünkü taban puanının hiçbir anlamı yok, taban puanı kaldırılmalıydı ama bu...

YÖK BAŞKANI PROF. DR. EROL ÖZVAR - Taban puanı kalkmadı Sayın Vekilim, düzelteyim de. Bir yanlış anlaşılma var tarafınızdan.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Taban puanı değil, kastettiğim baraj puanı. Zaten kastettiğim de baraj puanının kaldırılması.

Sayın Tiryaki geniş geniş anlattı, 2018'deki YÖK genel kurulunun almış olduğu kararın tam tersine YÖK genel kuruluyla mı tartışarak aldınız bilmiyorum, Millî Eğitim Bakanlığının bu konudaki görüşlerini aldınız mı onu da bilmiyorum, ÖSYM'nin görüşleri alındı mı bunu da bilmiyorum ama şöyle bir ihtiyaç doğduğunu siz de görüyorsunuz: Kamuoyunun bu konuyu anlamaya ihtiyacı olduğunu ve bu grubun, milletvekillerinin de özellikle bizim Komisyonumuzun da bu konuda aydınlatılmaya ihtiyacı olduğunu siz de hissediyorsunuz. Çünkü yaptığınız işin kendisi, YÖK'ün daha önceki kararlarının tam tersi ve siz nasıl ikna oldunuz ya da YÖK genel kurulu bunu ne kadar tartıştı, ciddi bir tartışma yürüttü mü? 2018'de alınan kararı masaya yatırdınız mı? O kararı masaya yatırdıysanız hâlâ YÖK'ün sayfasında niye duruyor? Onu gören insanlar bu çelişkiyi görsünler, yaşasınlar diye mi bakıyorsunuz? Bunların hepsi ciddi anlamda problem.

Baraj puanı düşürüldükten sonra hemen arkasına şöyle bir açıklama yapıldı: "3 sınava giriliyor, her bir sınava 115 lira para ödeyecek; 3 sınavın toplamında bir öğrenci 345 lira para ödeyecek." Şimdi, tercihlerinde başarı sıralamasına göre bir sıralama olacağına göre baraj puanının düşürülmesi, YÖK'ün ya da üniversitelerin sırtındaki hangi yükü hafifletiyor, neye hizmet ediyor? Eğer bir öğrenci baraj puanını aşmış, 140 ya da 150 puan almışsa "140 puanla tercih yapamıyor, zaten hiçbir yere yerleşemiyor." diyorsunuz siz, çünkü başarı sırasına göre yerleşme olacak. O zaman bu uygulamayı niye yaptınız? Ya da yirmi yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi kadroları bunu hiç düşünemedi mi? Bunu gerçekten merak ediyorum.

Şunu da sormak istiyorum: 2018'deki kararı değiştirdiğinize göre 16 Ekim 2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkarttı. Bu kanun, vakıf üniversitelerinde tıp fakültesi biriminin açılmasıyla ilgiliydi. 31 tıp fakültesi var vakıf üniversitelerine ait. Buradaki kanunda altı çizilen nokta şu: Tıp fakültesi olan her vakıf üniversitesine 200 yataklı hastaneye sahip olma koşulu getiriliyor. Şimdi, ben baktım, inceledim, 31 fakülteden sadece 10'u bu koşulu yerine getirmiş, yedi ay var önümüzde, 21 fakülte bu koşulu yerine getirmemiş. Yarın bir gün şöyle bir şeyle karşımıza çıkacak mısınız merak ediyorum: "Ya bu kanun yapılmış ama biz bu kanunu değiştirelim." diye Parlamentoya bir teklifle gelinecek mi? Siz getirmeyeceksiniz teklifi ama muhtemelen siz hazırlayacaksınız, milletvekili arkadaşlarımız da bu teklifle gelecekler. Çünkü, bu koşulu yerine getiremeyen ve getirmeyen 21 fakülte var. Bu vakıf üniversitelerinin bu bölümleri şu ana kadar koşullarını yerine getirmediği için uygulamalı ders yapma şansları yok, nerelerde ders yapıyorlar bunları çok bilmiyoruz. Bu konuda çok açık, net gelecek günlere kayıt düşmek açısından bugünden bu yanıtı vermenizi bekliyorum doğrusu. Çünkü bu benim kafamı kurcalayan bir konu.

Dediniz ki: "Bizim üniversitelerimizin dünya üniversiteleriyle yarışır hâle gelmesi lazım." İlk 500 üniversite içerisinde kaç üniversitemiz var? İlk 100 içerisinde kaç üniversitemiz var? İlk 200'e giren üniversitelerimiz kaç tane? Bir dediniz ki: "Uluslararası üne sahip olmuş, gerçekten kendi eğitim anlayışıyla, kendini ispat etmiş üniversiteleri korumak gerekir." dediniz. Boğaziçi Üniversitesindeki kayyum rektörden kurtulacak mıyız? Bu kayyum rektör uygulamasına son verilecek mi?

Ayrıca, biliyorsunuz kişiye bağlı kadrolar açılıyor üniversitelerde. Rektörler bunu yapıyor. Daha önceki YÖK Başkanına biz bu konuları ilettiğimizde ilgili rektörlerle konuşup soruna müdahil olunuyordu ve kişiye mahsus kadrolar iptal ediliyordu ya da genel bir uygulamaya geçiliyordu. Eş dost, akraba kayırmasının olduğu bir uygulama bu, bu konuda sizin tavrınız ne olacak? Ayrıca, hem Parlamentonun sorunu hem de atanmayan öğretmenlerin ciddi bir sorunu, çok sayıda mezun veriliyor, bir planlama yok, bir planlama düşünüyor musunuz? 700 bine yaklaşmış olan atanmayan öğretmen var, bunun nedeni, her yıl eğitim fakültelerinden mezun olan öğrenci sayısının yüksekliğidir. Bu konuda bir planlama yapmaya yönelik düşünceniz var mı?

Sizinle tanışacağımızı ve Komisyonda konuşacağımızı duyan öğrenciler, özellikle öğrenci affı konusunu merak ediyorlar. Bu konuda sanırım sözünüz olur. Bir de yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dönük bir af talepleri var. Bunlar benim sorularım değil, bu sorunları yaşayan arkadaşlarımızın soruları.

"Yurt dışına giderken YÖK'ten yazılı onay aldık, döndüğümüzde diplomalarımıza denklik verilmedi." diyorlar. Bu iddialar doğru mu yani yurt dışına giderken YÖK'ten bir onay alarak mı gidiyorlar? En son Ukrayna'daki öğrencilerimiz var, bu öğrencilerimizin sayısı oldukça kabarık. Bunlar yarın gelecekler, diyecekler ki: ""Ukrayna'ya gittik ama savaş çıktı, savaş çıktığı için yeniden ülkemize geldik. Biz, üniversitelere devam edelim." Örneğin, tıp fakültesine giden birisi gelip Hacettepe'de kayıt yaptırma hakkını talep ettiğinde nasıl bir tutumla karşı karşıya kalacak?

Bir de 50/d'li araştırma görevlileri doktoralarını bitirdikleri gün işsiz kalıyorlar. Aynı görevi yapan 33/a'lı araştırma görevlileri doktorlarını bitirince araştırma görevlisi doktor unvanıyla doçentliğe hazırlanıyor, 50/d kaldırılarak 33/a'ya geçirilmesi düşünülmekte midir?

Son olarak da şunu sormak istiyorum: Devlet üniversitelerindeki brüt maaşlarının bir kısmını oluşturan, gelir vergisinden istisna olan birçok tazminat ve ödeneğin vakıf üniversitelerinde olmaması ödenen net maaşlara bakıldığında büyük farklara yok açmaktadır. Aynı kanun maddesinin gerekçesinde maddeyle vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elamanlarının mali haklarının devlet yükseköğretim kurumlarında çalışan emsalleriyle eşitlenmesi öngörülmektedir ancak bunların emsalleriyle eşitlenmediği, uygulamada bunun kesinlikle olmadığını siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Bunlara ilişkin bizim kaldırmak istediğimiz ama Adalet ve Kalkınma Partisinin inatla devam ettiği YÖK'ün çözüm önerileri olacak mı? Olacaksa ne zaman olacak? Bu konulara yanıt verirseniz sevinirim.

Son olarak şunu söyleyeyim: 72 üniversitemizin bilimsel yayınlarına hiç atıf yapılmayan rektörler tarafından yönetildiğini siz de biliyorsunuz, biz de biliyorsunuz. Buna ilişkin bir çözüm öneriniz olacak mı?

Teşekkür ederim.