KOMİSYON KONUŞMASI

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, Değerli Bakan Yardımcıları, çok değerli bürokratlarımız, değerli katılımcılar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, TOGG'la ilgili çok konuşuldu; tabii "Yıldız bizim Milletvekilimiz Tahsin Tarhan." dediniz ama çok haklı şeyler söyledi biraz önce. Geçenlerde de bir makale okudum. Bu ülkelerin, kendi arabalarını üreten ülkelerin sayısının 20'den fazla olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Komşumuz İran'ın kendi markasıyla ürettiği aracı otuz senedir yollarda. Otuz sene, belki de kırk sene yani benim bildiğim otuz sene. Otuz senedir yollarda, komşumuz İran. Yani biz şimdi daha yeni 2022 yılı yani bilgi çağı ve benzeri şeyleri söylerken, teknolojiden bahsederken 2022 yılında biz hâlâ arabanın, bizim ürettiğimiz otomobille ilgili "Yollara çıkacak mı? "Teknolojisi nasıl olacak?" "Bunun teknoloji yoğunluğu ne olacak?" "Aynı zamanda da Türk malı olan -çok söylediğiniz- yerli, millî bölümü ne kadar?" bunları tartışıyoruz yani yüzde 30'lar seviyesinde ama gene de gurur verici, buna başlamak bile bir şey fakat Türkiye'de zaten yerli otomobil yapılıyor, yerli parçaların oranı yüzde 80'lere çıkmış. Ha, marka bizim değil, o zaman marka çalışmasının yapılması gerekiyor.

Biraz önce arkadaşlarımız söyledi, çok haklı, yurt dışından bir markayı satın alabilirdiniz, satın alma işlemleri de o şekilde gidiyor yani TOGG meselesinin... Tamam, bunun ülke için, geleceğe yönelik teknoloji yatırımlarıyla, yan sanayisiyle ilgili yani oraya getireceği gruplaşma, kümelenmeyle ilgili faydaları olacak ama bu kadar büyütmeyelim. O kadar küçük ülkeler kendi markasıyla arabalar üretiyor ki... Yani Türkiye'nin sanki buradan çağ atlayacağını, kalkınacağını filan iddia etmek çok zor.

Bakın, biraz önce baktım, dolar 12,50'ye dayanmış, batıyoruz, bunları konuşmak gerekiyor. Şu anda sanayici enerji maliyetleri altında inim inim inliyor. Sanayici, istihdamı sağlamak için gayret ediyor, onların hepsi kahraman; ülkenin ekonomisinin yüzde 80-85'ini ayakta tutanlardan bahsediyoruz, Türk özel sektöründen bahsediyoruz. Bir dönemdir girdilerinin yüzde 90'ı, 100'ü, hatta yüzde 120'si ithal olan sanayicinin çok uzun değil, orta vadede çok ciddi finansal sorunlarla karşı karşıya kalacağını konuşmamız gerekiyor, burası Sanayi ve Ticaret Komisyonu. Bugün getirilen bu kanun teklifinin çok küçük zümrelere, onların talepleri ve baskılarıyla getirildiğini biraz sonra tek tek anlatacağım.

TRT payı... Yıllardır söylüyoruz. Ben Ticaret ve Sanayi Odası eski Başkanıyım, o dönemde bizler TRT'ye çıkıyorduk, çağırılıyorduk, ekonomiyle ilgili bir şeyler söylüyorduk. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekiliyim, 7'nci senedeyim ve yedi senedir bir kere TRT'ye çıkmadım arkadaşlar. Bu ne demek?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Ben çıktım geçen hafta.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - TRT'ye çıktın mı?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - TOGG sayesinde...

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Yani bu ne kadar adaletli? Adalet duygunuza hitap ediyor, ne kadar adaletli?

Sadece yüzde 2'ye kandırıp topluma bir elma şekeri sunuyorsunuz ama içinde zehir var, içine birçok şeyi öyle bir yerleştirmişsiniz ki sadece herkesin dikkati TRT payında, rakamları çıkarttım: 2020 yılında enerji payı olarak yüzde 2'den 1 milyar 215 milyon lira toplanmış; 2010-2020 arasında toplam rakam 8 milyar 923 milyon lira; biraz önce bir arkadaşımız söyledi, "Buradan 3 milyar lira gibi bir tasarrufta bulunacağız." dedi, gerçeği yansıtmıyor, rakamlar burada. Fakat TRT'yle ilgili asıl dikkatinizi çekmek istediğim şey şu: Bandrol gelirleri 2020 yılında 2 milyar 619 milyon lira. Neydi enerji payı? 1 milyar 215... Neredeyse 2,5 katı gibi bandrolden alınıyor ve bandroller nelerden alınıyor? Televizyondan, radyodan, cep telefonundan, ev sinema sisteminden, akıllı kol saatlerinden, bilgisayardan, tabletlerden... Böyle aşağıya doğru gidiyor. E, kaldırıverelim bunu, madem Komisyona geldi, bunu da kaldıralım, sizler düzenleyip koyabilirsiniz. Bunu da kaldırırsak gerçekten halka çok faydalı bir şey yapmış oluruz.

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) - Kim koymuş?

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Ya, koymuşunu boş verin, şu anda var mı?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Koyan yanlış yapmış.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Dolar 12,5 ve asgari ücret şu anda dünyanın en düşük seviyesine geldi; 2.825 lira net asgari ücret alan bir vatandaşımız şu anda 200 dolar civarında maaş alıyor artık, insaf yani. 200 dolar, 12,5 dolar kuru...

Bunları da konuştuktan sonra, eğer gerçekten halka bir nefes aldırmak, bu kara kışı rahat geçirtmek istiyorsak gelin, bu bandrolden falan alınan kesintilerin tamamını kaldıralım, topluma buradan güzel bir mesaj verelim. Bu kadar kötü günlerden geçen ülkemizin, hiç olmazsa vatandaşlarımızın nefes alacağı bir kararı buradan çıkartalım. TRT de diğer özel kanallar gibi çok çalışsın, ratingini artırsın, gitsin reklam alsın, reklamlarla kendi kanallarını döndürsün. Ya, bu kadar basit, zaten bütçesi var TRT'nin, devletten de gidiyor. Tamam yani bazı kanalların desteklenmesi gerekebilir, anlıyorum ama rekabetçi ortamda diğer televizyon kanallarıyla rekabet edebilecek noktaya getirirseniz toplumun bütün kesimleri TRT'yi izler, TRT'nin bütün kanallarını izler.

Evet, biraz önce söylendi, ben de bir kere üstünden geçmek istiyorum. Bu Katar sevgisini bizim anlamamız mümkün değil. Geçen sene 2020 yılında Antalya Limanı, bütün itirazlarımıza rağmen Katarlı bir şirkete 140 milyon dolara, sekiz yıllığına devredildi. "Arkadaşlar, bir grup, Antalya Limanı'na sekiz yıllığına 140 milyon dolar veriyorsa burada bir iş var. Bunun altında ne var?" demiştik, ısrarla da soru önergelerimizi verdik. Bugün, Antalya Limanı Katarlı bir şirkete verildikten sonra, kırk dokuz yıla tamamlanmak üzere süresi artırıldı, anlaşılır gibi değil ve Muğla ile Mersin arasında başka liman yok biliyor musunuz arkadaşlar? Kuru yük ve konteyner taşıyabilecek başka liman yok. Antalya'daki sanayiciler, Antalya'daki ihracatçılar, Antalya'daki ithalatçılar ne yapıyorlar biliyor musunuz? Bunların her biri, ithal edeceği ya da ihraç edeceği ürünleri ya İzmir'e gönderiyor ya Mersin'e gönderiyor. Niye? Çünkü tekel. Çünkü tekel ve Antalya'da şu anda sanayicilerin bu konuyla ilgili bir talebi var, burada açıkça söyleyeyim: Gelin, ihaleye çıkartın. Daha önce de vardı bu. Özelleştirilirken, daha doğrusu, bundan önceki Türk firmaya verilirken Antalyalılar ayağa kalktı, dediler ki: "Ya, bu limanı bize verin. Biz bu limanı Antalya'nın ekonomisine, Antalya'nın sanayisine, Antalya'nın tarımına katkı sağlayacak hâle getirebiliriz. Soğuk zinciri oluştururuz; buradan Rusya'ya gönderdiğimiz domatesimizi, patlıcanımızı, biberimizi bununla gönderebiliriz. Bize verin, ihaleye çıkın, zaten ayrıcalık da istemiyoruz, alalım biz bunu." dediler, verilmedi ama bir Katarlı firmaya verildi. Şimdi de yani böyle bir tuzak ki daha geçen sene siz bunu sekiz yıl için 140 milyon dolara Katarlılara veriyorsunuz, bugün önümüze getirip "E, bunu kırk dokuz yıla tamamlayalım." diyorsunuz yani on dokuz yıl daha veriyorsunuz, artı on dokuz yıl daha veriyorsunuz, 2028'in üzerine artı on dokuz yıl daha veriyorsunuz. Ya kör gözün parmağına... Bunu yapmayın, bunu yapmayın, bu halk bunların hepsini görüyor. Eğer bu ülkenin kalkınmasını istiyorsanız bu tür yaklaşımlardan vazgeçin arkadaşlar yani bir zümreye getirilmiş, önümüze konmuş ve diretilen, dayatılan bir durum var; bu, kabul edilebilir değil.

Ha, yani bunun dışında başka ne var? Bakın, birçok liman, sırayla okumayacağım ama burada dikkati çeken İskenderun Limanı var; ya, bunun sözleşme bitiş tarihini -birisi izah etsin- bunları biz niye uzatıyoruz? Hani şunu diyebilirsiniz: "Süre kısaldığı için yani üç sene, dört sene, beş sene kaldığı için işletmeci firmalar buraya yatırım yapmıyor." Bunu anlarım, bu turizm tesisleriyle ilgili de getirilmişti, bunları anlarım, renovasyon için falan filan bir süre uzatımı olursa kabul edebiliriz ama bakıyoruz, İskenderun Limanı, Limak tarafından işletiliyor, 2048'de bitiyor sözleşme tarihi arkadaşlar. Niye uzatıyoruz bunu? Sebebi ne? 2048'e daha önümüzde yirmi yedi sene var, yatırım yapacaksa yapsın. Yirmi yedi sene boyunca bu işletme bu limanı işletmeye devam edecek.

Bir başka şey daha, dünyada şu anda ticaret savaşları yaşanıyor. Yani Çin, Amerika, dünyanın gelişmiş ülkeleri, gelişmekte olan ülkeleri birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyorlar. Şimdi, ürünlerin dünyada serbest dolaşımı limanlar üzerinden olur ve şu anda limanlar savaşı var; dünyada limanlar savaşı çok stratejik. Biz bu limanlarımızı yabancılara veriyoruz, süreleri uzatıyoruz, ihale yapmadan bunları veriyoruz; içeriğini genişletecek, yeni hatlar açacak, ülkenin ihracatına, sanayisine katkı sağlayacak yeni oluşumlar için yapmıyoruz bunu, birilerine peşkeş çekiyoruz, çok açık. Niye biz bunu kabul edelim? Neden kabul etmek durumunda kalıyoruz? Niye Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne bir avuç insanın çıkarları için bunlar getirilip topluma dayatılıyor? Bunu anlamak mümkün değil. Böylesine bir dönemde, konteyner fiyatlarının 2 bin dolardan 14 bin dolara çıktığı bir dönemde, enflasyonun uçtuğu bir dönemde biz limanları getiriyoruz 3-5 tane firmaya -işte burada 3-5 tane firma- süre uzatımını konuşuyoruz. Bir mantığı yok, biri bize bunun mantığını anlatırsa biz de sonuna kadar buna destek veririz. Bunun mantığını birileri anlatmak zorunda yani bize derken millete bunu anlatmak zorunda. Bu, kabul edilebilir değil. Geçen sene -yani öyle bir danışıklı dövüş ki- siz Katarlılara bu Antalya Limanı'nı vereceksiniz ve bugün önümüze bunu getirip efendim, bunu kırk dokuz yıla çıkaracaksınız. Yapmayın bunu, yapmayın, bu toplum aptal değil.

Evet, tabii yani kanun yapma tekniğiyle ilgili çok konuşuldu, onunla ilgili de bir şeyler hazırlamıştım ama geçiyorum onu, zaten biliyorsunuz.

Şu kalkınma ajansları meselesini de konuşacağım burada. Kalkınma ajansları... Antalya TR61'in kurucularından biriyim; Başkanım da kurucularından birisi -o dönemde birlikte yaptık- o zaman bizim müsteşarımızdı Başkanımız. O zaman biz şunu söyledik: Kalkınma ajansları doğrudur, doğru işletilirse; doğrudur. Ve burada belediyelerden, ticaret, sanayi odalarından ve aynı zamanda özel idarelerden pay kesiliyor, hâlâ kesiliyor. Şimdi, burada bu maddeyle ne yapılmak istendiğini anlamadım yani borçlarıyla birlikte eğer bütçeden pay kesiliyor ya, borçlarıyla birlikte anlamı çıkar bu maddeden. Oradan yüzde 1 pay kesilecekse biz buna karşıyız, çok büyük rakam. Belediyeler zaten dönmekte zorlanıyor ve kalkınma ajanslarının, değerli arkadaşlar, ben bugüne kadar Türkiye'de ses getiren bir tek yatırımının olduğunu hatırlamıyorum. Bizim dönemimizde, Kalkılma Ajansı Yönetim Kurulu üyeliğim döneminde gelenlerin birçoğu basit depolama sistemleri, ıvır zıvırdı; değiştiğini zannetmiyorum. Eğer kalkınma ajansları gerçekten ülkenin kalkınması için bir şeyler yapacaksa belediyeler de bütçe versin. Hatta burada bütçe görüşülüyor, Genel Kurula geldiği zaman çok yüksek bir bütçeyle, atıyorum, "TR61'de Isparta, Antalya, Burdur'da 300 milyon dolarlık 5 bin kişiye istihdam sağlayacak yüksek teknolojili bir yatırım yapıyoruz." desinler. Kalkınma ajanslarını biz bugünkü hâliyle değil, o hâliyle sonuna kadar destekleriz. Yani bunu böyle değerlendirdiğiniz zaman belediyelerden... Bizim de var, sizin de var belediyeleriniz, diğer partilerin de var, hepimizin belediyeleri var. Belediyelerden kaynak alma meselesi değil bu, bu başka bir şey. Ya niye artırıyorsunuz, niye borçlarıyla birlikte alıyorsunuz? Bunu da anlamak mümkün değil. Buna da şerhimiz olacak.

Şu çift maaşlar meselesine de gireceğim de çok uzattım. Maddeler konusunda tekrar değerlendiririz.

Bu yasa teklifinin, torba yasa teklifinin inşallah bizim de uyarılarımızla düzenlenip ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum.