KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; tarım bütçesini konuşuyoruz. Tarım bütçesinin kimin için oluşturulduğuna bakmamız gerekiyor elbette. Birinci soru şu: 2021 yılında tarım bütçesini, destekleme bütçesini 22 milyar olarak açıklamıştınız. Daha sonra Cumhurbaşkanı -24 milyar olarak- 2 milyar ilave ettiğini söyledi ama görüyoruz ki bütçeyi hangi rakam üzerinden değerlendireceğimizi biz bilmiyoruz. 22 milyar mı, 23 milyar mı, 24 milyar mı? Çünkü her biri için ayrı bir sonuç çıkacak, birincisi bu.

İkincisi, bu bütçe kimin bütçesi? Öncelikle, tarımda eğer biz kendi kendine yeterlilik ya da tarımda bir iyileşme, üretimde artış, toplumun ucuz gıdaya, yeterli gıdaya ulaşması, toplumun gıda güvencesi gibi bir ülkenin ya da bir devletin ya da bir hükûmetin temel sorumluluğu olan işlerini yapabilmesi için bütçe hakkının kime ait olduğunu ortaya koyması gerekiyor. Bakıyoruz, bu bütçe çiftçinin mi? Çiftçi, son bir yılda 27 milyar borçlanmış ve son on dokuz yılda 700 bin azalmış, çiftçinin borç yükü 84 kat artmış. Çiftçi, şu anda ürettiğini pazarlayacak bir alan bulamamakta, çiftçi göç etmekte, çiftçi tarlasında ne yazık ki köle konumuna düşmekte. Bütün bunlara baktığımızda bu bütçenin çiftçinin bütçesi olmadığını görüyoruz.

Neden mi? Kuraklıkla ilgili iki şey var: Bir, Türkiye'de 2021 yılında yaşanan kuraklık, gerçekten iklim değişikliğinden kaynaklanan bir kuraklık ve etkileri midir; yoksa aslında bunun etkisi kısmidir, gerçekten kuraklığın etkili olmasının temel nedeninin on dokuz yıldır AKP iktidarının sulamaya dönük yeterli yatırım yapmaması mıdır? GAP, KOP, DAP, bütün bu projelerle ilgili hiçbir yatırımı yeterli düzeyde öngörmemesidir. Neden? Çünkü bunların doğrudan geri dönüşü yok, çünkü bunların garantisi yok. Oysa bir devlet köprüye, tünele, havaalanına garanti vereceğine halkının temel gıdasına destek vermelidir ama bunların yerine sadece müteahhitleri zengin etme politikası uygulanmıştır. O zaman, birincisi, bu bütçe çiftçilerin bütçesi değil. Peki, kimin bütçesi? Bakalım, bir başka... Yine onu da devam ettirelim. Hükûmet yetkilileriyle defalarca söylediniz "İthalat ve ihracatta biz açık bir şekilde ihracatçıyız." dediniz. Çok net söylüyorum, çok net: Türkiye tarım ve hayvancılık dış ticaretinde tamamen ithalatçıdır; 122 milyar dolar ithalata karşılık, 88 milyar dolarlık ihracat vardır.

Sayın Bakanım, dikkatinizi çektiği için başka bir şey söyleyeceğim. Bakın "Biz üretim artışı yaptık." diyorsunuz değil mi, tarımsal üretimde artış var. Tarımsal üretimdeki artışın tarımsal üretim değeri 2011 yılında 109 milyar dolara kadar çıkmışken 2020 yılında 78 milyar dolara düşmüş. Alın bunu bir kenara yazın. Ama bir başkasını, asıl önemlisini söyleyeyim, görmek istemediğiniz en büyük paradigma: Bu tarımsal artışta yani 96-99 milyon tondan 126 milyon tona çıkan üretimde aslında asıl meselenin, temel ürünlerde bir üretim artışı olmadığını yani hububatta -buğday, arpa, mısır- yani baklagillerde -kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek- yani endüstri bitkilerinde -pamuk, kenevir, ayçiçeği- yani buna benzer toplumun temel gıdası olan ürünlerde aşırı bir açık olduğunu çok net bir şekilde şöyle söyleyebilirim: Yaklaşık olarak ihracat miktarınız 25,995 milyar kilogramken İthalat miktarınız 194 milyar kilogramdır. Bunun dolar karşılığı ihracat 25 milyar dolar, ithalat 101 milyar dolardır. Yani sizin o -biraz önce söylediğim- 88 milyar dolarlık ihracat meselesinin aslında çok büyük bir kısmı da temel ürünler üzerinden değil, açık bir şekilde meyve sebze yani toplumun temel besin ihtiyacı üzerinden değil, yetiştirme kültürü üzerinden. Sayın Bakan, bu aslında kapitalizmin, emperyalizmin, çok uluslu şirketlerin Türkiye'ye dayattığı üretim modelidir. Yani "Buğdaydan elinizi çekin, arpadan elinizi çekin." diyerek onun yerine başka ürünleri ikame etmektedir. Ama aslında çok önemli bir veri daha var, o da iyi bir veri; bakın, aslında Türkiye'nin kaynakları çok güçlüdür. Eğer mısırda biz üretim artışı yapmışsak, çeltikte üretim artışı yapmışsak diğer ürünlerde de üretim artışı yapabiliriz ama uyguladığınız yanlış tarım politikaları nedeniyle şu anda, özellikle tarım ve hayvancılıkta Türkiye doğrudan ithalatçı bir ülke konumundadır.

Bir başka mesele -sürekli söylüyorsunuz ama gerçekten aklımızla alay eder gibi- tohum meselesi. Diyorsunuz ki: "Biz geldik, tohumu 8 kat arttırdık, 1 milyon 200 bin ton artırdık." Peki, ihracatınız ne kadar? 70 bin ton. Gerisi, 1 milyon 130 bin ton tohum nerede? Kendi çiftçisini pazar yapan, kendi yerel çeşitlerini yok eden, kendi atalık tohumlarını yok sayan; onun yerine yabancı şirketlerin üs kurduğu, bütün topraklarınızın, bütün en önemli ıslah merkezlerinizin sadece yabancı şirketlerinin elinde olduğu ve kendi üreticinize tohumu 2 kat fazla fiyata satıp ihracatçılara yarı fiyata sattığınız bir tohum politikasından bahsediyoruz. Yani 1 milyon 200 bin tohumun, 1 milyon 130 bin tonu -kendi çiftçilerinizi pazar yapmışsınız- ve bu tohuma verilen paranın tümü yabancı şirketlere gitmektedir. İşte, sizin yerli tohum politikanız, üretim politikanız bu pencereden açık bir şekilde değerlendirebilir.

Doğal afetler meselesine gelince de... TARSİM'e bütçeden ayırdınız para -çok net söyleyelim- yaklaşık olarak 1 milyar 924 milyon. Biliyorsunuzdur mutlaka, söyleyeyim: TARSİM'de yapılan poliçe miktarı sadece 26 milyon dönümdür. Ekilen ne kadar? 195 milyon dönüm. Peki, yapılmayan ne kadar? Yüzde 86 yani yüzde 14'ünü yapıyorsunuz. Böyle bir doğal afet modelini, 2006'dan bugüne kadar nasıl sürdürebiliyorsunuz bunu? Nasıl iptal etmiyorsunuz? Bunun doğal afetler sorununu çözemediğini çok net bir şekilde görmek zorundayız.

Hayvancılık meselesi... Sadece yeme çiftçinin cebinden çıkan 100 milyar TL, koyduğunuz destek 7 milyar; mazot desteği 3 milyar, kullanılan 24 milyar; gübreye -neresinden bakarsanız bakın, en büyük gider olmaya başladı- 1 milyar 500 milyon lira destek koymuşsunuz, gübrenin gideri en az 30-35 milyar. Bütün bunları gördüğünüz ve ortaya koyduğunuz şu tabloyla gerçekten insanlara bu dünyada şükrü, öbür dünyada cenneti vadediyorsunuz galiba. Belki de adı bu. "Zenginler, fakirlere ve yoksullara sadece Tanrı'yı bıraktılar, başka da bir şey bırakmadılar." demek gibi bir anlayışa sahipsiniz.

Son olarak ormanlarla ilgili bir şey söyleyeyim. Cumhuriyet tarihine, bundan sonraki bütün hükûmetlere ve bütün tarihsel sürece isim yazdıracaksınız. Cumhuriyet tarihinin en büyük orman talanını yaptığınızı çok açık ve yüksek sesle söylemek isterim. 9 milyon metreküpten 33 milyon metreküpe orman kesimini hangi mantıkla ifade edeceksiniz merak ediyorum. Ne oldu? İki yüz yıllık, üç yüz yıllık, beş yüz yıllık ormanları 4 milyar yeni ağaçla ikame mi edeceğinizi düşünüyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi?

OTURUM BAŞKANI ŞİRİN ÜNAL - Sayın Vekilim, tamamlayalım lütfen.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Son sözüm Başkanım.

Orman meselesinde sadece şöyle bir soruyu sormak isterim: Cumhurbaşkanının talimatıyla uçak alacağınızı söylemiştiniz. Bu bütçede ormanlar için, yangın için uçak alma parası var mı, uçak almayı düşünüyor musunuz?

Ve son olarak, bu bütçe, ithalatçıların, çok uluslu şirketlerin ve ne yazık ki siyasal iktidarın, ithalat lobilerinin bütçesidir.