KOMİSYON KONUŞMASI

TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, çok uzun konuşmayacağım.

Ben de Zeynel Bey'in söylediği bir noktaya hızlıca değinerek geçmek istiyorum. Geçmiş dönemde -1988-1989 olabilir- hâkimlik sınavından elenmiş bir arkadaşınızım. Üstelik de o zaman müracaattan daha fazla kontenjan açıldığı hâlde mülakatta elenenler bir daha sınava giremiyordu. Siyasi parti üyelerinin de zaten hâkim, savcı olma ihtimali hiç yoktu o dönemde, 1988'de. Bu arada Ankara Hukuku da 12'nci bitirmiştim, yazılıda da en önlerde puan almıştık, onu da burada hemen söyleyeyim.

Şimdi, 1995'i çok iyi hatırlıyorum. Az evvel de bir hâkim arkadaşımı aradım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Bu dönem daha vicdanlıymış.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Efendim?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Bu dönem daha vicdanlıymış diyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Anlatacağım şimdi.

1995'te yolda bir avukat arkadaşı gördüm, hâkimlik sınavına filan girmiş elenmiş. "Ne yapıyorsun?" dedim. "Geziyoruz ağabey, avukatlık stajı da bitti." dedi. "E, gel benim yanımda çalış." dedim. Çok da düzgün bir çocuktu, şimdi de hâlâ şey yapıyor; BAM'da başkanlık yapıyor herhâlde zannedersem. Geldi, bir buçuk yıl falan çalıştı, hâkimlik sınavlarının mülakatına girdi. Buradaki hiçbir arkadaşımız şöyle düşünmesin: Yani bize de birileri geliyor, ne diyoruz gittiğimizde? "Haksızlığa uğramasın." diyoruz, haksızlığa uğramasın; "Başka birinin yerine sınava girsin." filan demiyoruz. Sonradan kazandı, sınavı da kazandı, mülakatı da kazandı ama söylediği şuydu: "En çok girenler MHP'li ailelerin çocukları." Yani MHP'liler girebiliyordu. Eski Türkiye'de de sıkıntılar vardı ama bu dönemki kadar ayaklar altında değildi birtakım şeyler, onu söyleyeyim. Yani o dönemden kalan hâkimlerle de bugün oturuyoruz, kalkıyoruz, sohbet ediyoruz; MHP'lisi, CHP'lisi hiç fark etmez yani sonuçta tamamındaki o hukuk duygusu, vicdan filan üst seviyelerde, üst düzeyde. Yani Mehmet Moğultay'ın filan yaptığı öyle acayip acayip şeyler yok, Mehmet Moğultay'ın da gücü yetmezdi eski HSYK'ye. Çok iyiydi demiyorum HSYK ama bu dönemdeki HSK kadar da böyle konuşulmuyordu.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, çok uzun konuşmayacağım dedim. Birkaç şeye böyle hızlıca temas etmek istiyorum. Bu 2019'daki Yargı Reformu Stratejisi Belgesi açıklanmadan önce biz Sayın Bakanla da bir toplantı yapmıştık; daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı da bununla ilgili bilgi verdi: "On yedi yıldır iktidardayız, on yedi yıl boyunca en çok yatırımı güvenlik, adalet, eğitim ve sağlığa yaptık." diyor bu reformu izah ederken, açıklarken. Ya, dönüyoruz, bir bakıyoruz; 2010'daki Anayasa değişikliği, devamında FETÖ yargısı, hiç gitmeyeceklerini düşünen bir FETÖ yargısı, sonra onların adliyeden ve diğer kurumlardan uzaklaştırılması filan. Vay, vay, vay yatırıma bak. Çok büyük yatırım yapmışız hakikaten, çok büyük yatırım yaptığımız insanları hepsi -çoğu, hepsi demeyelim- vatana kastetmişler, vatan haini olmuşlar. Bir kere, buradan bile, yapılan yatırımın ne kadar hatalı olduğunu anlamak ve bilmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuzdan sonra birçok bakanlıkta kurumlar yeniden oluşturulurken ya da yapılar değiştirilirken çalıştıracak insan bulamadılar çünkü memlekette yatırım yapılan insanların tamamı FETÖ'cü çıkmış, tamamı. Bir kere, buradan, bu iktidarın yaptığı hatalara bir pay biçebiliriz. Yani 2010'dan sonra, ki HSK'ler istenilen verimi sağlamadı hatta daha da kötüye gitti. Az evvel bizim bir arkadaşımız söyledi, sadece sıradan bir parti üyesinin hâkim, savcı olması belki düşünülebilir -eskiden çok katıymış o konudaki kural- ama yöneticilik yapmış, aday olmuş bir insanın hâkim olmasını ben hiç doğru bulmuyorum yani yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına da hiçbir şey katmayacağını düşünüyorum, katmaz. Bunu, süreçte mutlaka hepimiz izleyeceğiz, göreceğiz. Yani bir partide yöneticilik yapan insan, bu hangi parti olursa olsun, benim mensubu bulunduğum partinin üyesi de olsa, yöneticisi de olsa bana göre mutlaka olmamalı, bunları hepimiz biliyoruz, sizler de biliyorsunuz. "Hâkimlik mülakatları" dediler, hakikaten hâkimlik mülakatları bana göre de içler acısı. Yani en yüksek puanları alan hatta okul birincisi olarak okullarını bitiren çocuklar -isim de verebilirim isterseniz, bugün çok da iyi avukatlık yapıyorlar- bunların mülakatlarda elendiğine hepimiz şahit oluyoruz, görüyoruz.

Hizmet içi eğitim; zaman zaman söylüyoruz, işte bir Adalet Akademisi kurulmuştu, Adalet Akademisi neredeyse FETÖ'cü terör örgütüne böyle disiplinli asker yetiştiren bir ortamdaydı 2015'ten önce, 2015'ten önce öyleydi maalesef. Yani böyle "Hangi gazeteyi okuyorsunuz?" "Hangi derneğe üyesin?" filan, bu noktalarda bile o hâkimler... Ki hâkimler en tarafsız, bağımsız yani en özgür ortamda yetişmeliler ki sadece vicdanlarına göre karar versinler.

Şimdi kanuna da kısaca değindim. Tabii, bizim sözcümüz söyledi Anayasa'ya aykırılık iddialarını falan ama bu kanunda en çok eleştirilecek yön olarak benim söyleyeceğim şu: Çok güzel, çağımıza uygun düzenlemeler yapılmış, ben emeği geçen yargı bürokrasisine ve Bakanlığa, Sayın Bakana da teşekkür ediyorum. Yani bunu bir "reform" diye sunmanın en çok eleştirilmesi gereken bir söylem olduğunu belirtmek istiyorum. Yani 2019'daki o Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'nden sonra birçok değişiklik yapıldı, birçoğunda da Adalet Komisyonu üyesi olarak ben de bulundum, yani ben hiçbirine "reform" demenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Mesela, geçtiğimiz nisanda zannedersem bir düzenleme yaptık, özel af diyelim, özel af düzenlemesi yaptık. Organize suç örgütü liderleri peyderpey çıkıyorlar şimdi birer birer, geçenlerde birisi daha çıkmış ama 2013'te FETÖ'cü savcıların açtığı dava, FETÖ'cü hâkimlerin verdiği kararlarla, bugün doksanlı yaşlarda, memleketin savunmasından başka bir şey düşünmemiş emekli orgeneraller, generaller cezaevinde yatıyor, 1930 doğumlu, 1931 doğumlu. Yani adamlar beraat etsin filan demiyorum ben ama yeniden yargılanmayı hak etmiyor mu bu insanlar? Yani bu insanların FETÖ'cü yargı tarafından aldıkları mahkûmiyet kararlarının uygulanarak şu anda cezaevinde bulunması hangi vicdana, hangi akla sığar? Başvurdukları Adli Tıp kurumları da "Cezalarını yatabilirler." diyorlar yani 90 yaşındaki bir adam cezaevinde yatabiliyormuş, sağlığı yerindeymiş; son günlerde çıkan böyle de şeyler var. Bunlara da özel ilgim şu: Çorumlu bir paşamız var bizim, Ahmet Çörekçi, Hava Kuvvetleri eski Komutanı, bizim Oğuzhan Bey'in de hemşehrisidir. Bana göre memleketini düşünmekten başka zerre kadar suçu yok. Eğer bağımsız bir yargıda yargılaması yeniden yapılırsa mutlaka beraat edecektir.

Zaman zaman konuşmalarımda söylüyordum, "Türkiye'de yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engel Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dır." diyordum. Şimdi ilave ediyorum, yanı sıra, ortak Sayın Devlet Bahçeli'dir yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının önündeki en büyük engel. Ağızlarını açınca "Anayasa Mahkemesi kapatılsın." "Anayasa Mahkemesini tanımıyoruz." yok şöyle... Arkadaşlar, izin verin ya, izin verin; neredeyse tamamına yakın üyeleri bu iktidar döneminde atandı.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Adaletin sadakasını bile şey yapamazsınız ya!

TUFAN KÖSE (Çorum) - Efendim, biz eleştiriyoruz bakın, kötü bir şey söylemiyoruz. Yani Sayın Devlet Bahçeli'nin...

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sayın Devlet Bahçeli'nin adalet duygusunun sadakası yoktur CHP'de!

TUFAN KÖSE (Çorum) - O sizin hassasiyetiniz.

BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Karşılıklı konuşmayalım arkadaşlar.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Bu benim kanaatim.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyoruz.

(CHP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Sayın Köse, tamam mı?

TUFAN KÖSE (Çorum) - Bitiriyorum Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani Mehmet Moğultay'ın filan yaptığı bir şey yok. Dört yıldır koalisyon ortaklığı, on dokuz yıldır iktidardasınız, 2 defa Anayasa değiştirdiniz; yani yapmayın, yapmayın. Mehmet Moğultay'ın döneminde de en çok sizin arkadaşlarınız hâkim olmuş, araştırın bakın, bakın lütfen; vallahi bakın yani, bakın, görürsünüz.

(Komisyon sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Evet, arkadaşlar, müdahale etmeyelim.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Her dönem iktidar olan sizsiniz yani.

(Komisyon sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN YILMAZ TUNÇ - Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım.

Buyurun Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Arkadaşlar, doğru şeyleri söylemeye çalışıyorum yani birilerini kötülemek, birilerini... Biz istiyoruz ki yargı Türkiye'nin, Türk ulusunun, Türk milletinin iki bin yıllık tarihine yakışır bir olgunlukta, tarafsızlıkta ve bağımsızlıkta olsun istiyoruz; başka bir şey istemiyoruz, istediğimiz, söylediğimiz de bu.

Bakın, Türkiye'de -adının anılması bile çok kötü ama- artık yargı rüşvetle anılıyor. Artık tayinleri filan söylemiyorum, o çok bilinen şey. Tayinleri bir grup avukatlık bürolarının yaptığı söyleniyor, bunu herkes de biliyor, siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz. Artık, bazı davalarda tutuklulukların tamamıyla para süzmek için, para almak için devam ettirildiği söyleniyor, konuşuluyor. Bakın, konuşulması bile çok kötü, çok çirkin. Bakın, ben bunları söyleyeyim, tabii, somutu da şöyle... Belki, bu Komisyon toplantısında konuşmak doğru olmaz ama bir savcı çağırırsa örnekleriyle ben anlatabilirim, buradan da söylüyorum.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Şamil Tayyar söylüyor ya.

TUFAN KÖSE (Çorum) - Arkadaşlar, kanun hükmünde kararnamelerle hiçbir yargı kararı olmaksızın mesleklerinden edilen binlerce insan var. Bunlar hakkında da bizim tavrımız; eğer bir mahkûmiyet kararı varsa elbette ki devlet ve demokrasi kendini koruyacaktır ama bir mahkûmiyet kararı yoksa sıradan, normal, düzgün, yoksul insanlar oldukları için, siyasi iktidar tarafından korunmadıkları için haksızlığa uğramalarının doğru olmadığını, bunun da adalet duygusunu yaraladığını söylemek istiyorum.

Şöyle, notlarıma baktım hızlıca. Yargıda Sayın Bakanın konuşmalarının tamamının altına imza atıyorum. "En önemli unsur insan unsuru." diyor, çok güzel konuşuyor konuşurken Sayın Bakan. Ama zannediyorum, onun da elinde olmayan sebeplerle uygulamada bunların hayata geçmesi maalesef mümkün olmuyor.

Teşekkür ediyorum.