| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri a) Millî Eğitim Bakanlığı b)Yükseköğretim Kurulu c)Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ç) Yükseköğretim Kalite Kurulu d) Üniversiteler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 02 .11.2021 |
LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Sayın YÖK Başkanı, değerli Komisyon üyeleri; bana verilen süre zarfında eğitim bütçesi ve eğitim sisteminin sorunlarını değerlendirmeye çalışacağım. Her şeyden önce biliyoruz ki eğitime ayrılan bütçe bir ülkenin eğitime verdiği önemin temel göstergesidir. Özellikle de öğrenci başına düşen eğitim harcamaları, eğitim bütçesinin ulusal gelire oranı gibi veriler biliyoruz ki son derece önemli.
Şimdi, ilk tablomuzda eğitim bütçesinin yani içerisine hem Millî Eğitim Bakanlığını hem YÖK'ü, yükseköğretimi alan ve diğerlerini de alan eğitim bütçesinin gayrisafi yurt içi hasıla ve merkezî yönetim bütçesine oranını yıllar itibarıyla görmekteyiz ve 2016'dan bu yana hem gayrisafi yurt içi hasıla ve hem de merkezî yönetim bütçesi içerisinde nasıl azalma eğilimine geldiğini görüyoruz. Diğer taraftan -aşağıda kırmızı hattı olan- gayrisafi yurt içi hasılanın da 3,47'de olduğunu görüyoruz ve 2002'lerden bu yana geldiği nokta da şu anda ekranda görülmekte.
Şimdi, ülke genelinde eğitim kademelerinde 26 milyon öğrenci bulunuyor -küsuratları söylemiyorum- 83 milyon da nüfusumuz var yani nüfusun yüzde 31,12'si eğitimde ama eğitime ayrılan bütçenin gayrisafi yurt içi hasıladaki payı yüzde 3,47. Diğer dünya ülkelerine baktığımızda, bu oran en az yüzde 4,2 ile yüzde 8 arasında değişmekte Sayın Bakan, bunu ifade edeyim.
Bir diğer tablomuz; bu defa Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine gelelim. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içindeki payı -ve tabii ki gayrisafi yurt içi hasılaya da oranını alıyoruz burada- bunun da yıllar itibarıyla geldiği nokta, bakın, daha önce artış eğiliminde ama daha sonra, son yıllardaki düşüşü ve yüzde 10,79'u görüyoruz.
Şimdi, Sayın Bakan, bütçenin yetersiz olması Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluklarını yerine getirememesine de neden oluyor, bunu siz de takdir edersiniz. Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içerisindeki payının sürekli azalıyor olması, bu defa vatandaşların harcamalarının artmasına sebep oluyor, eğitim harcamalarına. Bu da yoksulluğun olduğu yerlerde eğitime erişimdeki eşitsizlikleri derinleştiriyor ve fırsat eşitsizliğini daha da büyütüyor; bu da kaçınılmaz, bunu da bilmek lazım.
Tablo 3'te bu defa Millî Eğitim Bakanlığının kendi bütçesi içerisindeki yatırımlara ayırdığı payı görüyoruz. Bakın, devraldığınız noktada yüzde 17,18'lerde ve şimdi yüzde 8,05. Şimdi, geçen yıl yüzde 4,65; bu yıl 8,05'e çıkmış ama bu, Covid sürecinde çok da anlamlı bir artış değil Sayın Bakan. Ve şunu söyleyeyim: Hedefleriniz var, mesela diyorsunuz ki: "Okul öncesi eğitimi zorunlu hâle getireceğiz." Veya başka hedefler var. Bu hedefleri gerçekleştirecek bir bütçeye tekabül etmiyor.
Bir de şunu söyleyeyim yine: Biliyoruz ki geçen yılın bütçesi ve önceki yılın bütçesinden de tasarruflara gidildi yani burada konuştuğumuz bütçe de Bakanlığa kullandırılmadı, bakanlıklar içerisinde tasarrufa yönlendirilen tek bakanlık da Millî Eğitim Bakanlığıydı her nedense, anlamak mümkün değil; bir de Covid sürecinde, ilginç.
Bir taraftan 4+4+4 sisteminin takdir edersiniz ki daha çok öğrenci getirdiğini biliyoruz yani geçen yıl öğrenci sayısı 200 binin üstünde arttı, bu daha fazla derslik ihtiyacı demek; okul öncesi eğitimi zorunlu hâle getireceksiniz, bu daha fazla derslik ihtiyacı demek; üstüne pandemi, bir de bu arada tadilat gören okullar var Sayın Bakan. Yani biz bakıyoruz, inceliyoruz, öğrenciler, öğretmenler ya da okul müdürü diyor ki: "Şimdi, biz tadilat bitene kadar onların okuluna misafiriz, sonra da onlar bizim okula misafir olacaklar." Hani Bursa'da bile 32 tane filan var yani bu kadar elzem bir durumda derslik yapılamadı.
Tarihe baktığımızda, iktidarınız döneminde, yılda en az 11 bin derslik yapılmış ve 21 bine çıktığı dönemler var ama son iki yılda, üç yılda bağış gelmeden hiçbir şey yok. Geçen yıl yapılan miktarı hemen ifade edeyim -bu okulların sayısı, önce buradan bir geçelim, bakın, okul sayısındaki değişim, buradan derslik sayılarına gelelim- geçen yıl artan sadece 5.624; o da yeni başlanan değil, inşasına...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Pandemi var...
YILDIRIM KAYA (Ankara) - İnşaat durmadı pandemide.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Özellikle daha fazla yapılmalıydı Sayın Vekil, daha fazla yapılmalıydı.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Olur mu...
LALE KARABIYIK (Bursa) - Hayır, daha fazla, prefabrik bile yapılabilirdi. Çünkü biliyorsunuz mesafe önemliydi, sosyal mesafe önemliydi. Biz de söyledik, bize...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bu sene öyle...
LALE KARABIYIK (Bursa) - İsterseniz siz söz aldığınızda yanıtlayın.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Değerli arkadaşlar, lütfen hatibe müdahale etmeyelim.
Buyurun.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Durum bu. Tabii, bu konuda söylenecek çok şey var ama ben diğer konulara devam edeyim, süremi iyi kullanayım.
Sayın Bakan, eğitim sistemi, iktidarınız dönemince maalesef sürekli eleştirdiğim bir noktada yürüdü; o da gelecek nesilleri ideolojik olarak şekillendirme hedefi ve bu hedef her şeyin önüne geçti. Öğrencilerin, gençlerin maksimum yararının önüne geçti, iyi bir eğitim sisteminin önüne geçti, ileride ekonominin iyileşmesi için daha iyi bir mesleki eğitimin, her şeyin önüne geçti. Bu nedenle eğitim sistemi bir yığın vakıflara terk edildi. Bu manada, yaygın eğitime götürecek ya da işte, kadrolarla her türlü girişim, gelecek nesilleri ideolojik olarak şekillendirme hedefiyle yapıldı. Bunun çok örneğini verebilirim aslında.
Şimdi, bir taraftan yatılı bölge okullarımız vardı "YİBO" dediğimiz ve gerçekten okula erişimi olmayan çocukların ve ailelerin ihtiyacını karşılıyordu. Bakın, yıllar içerisinde buraya devam eden öğrenci sayısında ve okul sayısındaki azalışı görmekteyiz. Bir taraftan taşımalı eğitime bakıyoruz, daha fazla çocuk her gün taşınıyor ve kapanan okul sayısı daha da artmış durumda ve bu, pandemi şartlarında son derece önemli sorunlar da yarattı. Sayın Bakan, bu kadar öğrenci aslında ihtiyaçtan taşınmıyor yani "Belli bir sayıya düşünce köy okulları taşınıyor." diyorsunuz ama bunun dışında da çok büyük örnekleri var ve bunun sosyal de birtakım maliyetleri var. Köy okulları kapandıkça da aile göçüyor, aslında göçü de tetikliyor. Bu da köyden ile geldiğinde orada yaşam şartlarıyla mücadele verirken bu aileler için daha büyük sıkıntılara da sebebiyet veriyor. Bunu da dikkate almak lazım. Orada İstiklal Marşı okunacak bir okul yok, bayramlar kutlanmıyor; bunları da hep söylemiştik.
Diğer taraftan, okullaşma oranlarına bakıyorum. Şimdi, on iki yıl zorunlu olması dolayısıyla tek bir çocuğun bile okul dışında olmamasını bekliyoruz ama yaklaşık 720 bin çocuğun okul dışında ve eğitime erişimde ciddi sorunların olduğunu biz görüyoruz maalesef ve 4+4+4 sisteminin de okullaşma oranı üzerinde belli kademelerde olumsuz etki yaptığını da kabul etmek lazım. 4+4+4'ün eleştirilerini biz zaten sürekli yapıyoruz. Şöyle veriler var Sayın Bakan, paylaşmak isterim, siz de biliyorsunuz: Türkiye, 3-5 yaş aralığında yüzde 39 olan erken çocukluk eğitimine katılım oranıyla OECD'nin gerisinde kaldı. Erken çocukluk eğitiminin en düşük olduğu ülkeyiz. Yine, 15-19 yaş aralığındaki yüzde 69 olan okullaşma oranıyla Türkiye yine en düşük okullaşma oranına bu yaş grubunda sahip. Mesela, şu anda, biz, OECD ülkesi konumunda, işte Kolombiya, Meksika, İsrail'den sonra 5'inci sıradayız; OECD ortalamasında bu oran yüzde 84 seviyesinde Sayın Bakan.
Son olarak önemli bir verim daha var, çok veri var ama Türkiye'de 25-34 yaş aralığındaki genç yetişkinlerin yüzde 41'i ortaöğretim mezunu bile değil. Bunun OECD ortalaması ise yüzde 15; çok daha düşük, daha iyi bir veri. Bu da olumlu değil tabii ki. Bu arada -hatırlatmak isterim- zorunlu eğitimde olması gereken çocukların okul dışında kalma nedenlerinin ve salgının kız çocuklarının okullaşma oranlarına etkisinin araştırılması hususunda verdiğimiz Meclis araştırması önergesinin vakit kaybetmeden görüşülmesinin ve bu konunun araştırılmasının gerekliliğini bir kez daha altını çizmek isterim Sayın Bakan.
Eğitime erişime geldiğimiz zaman -bunu defalarca zaten söyledik- 2,4 milyon öğrencinin EBA'ya erişemediğini biliyoruz, ki bu son dönem verisi. Hani "Şu kadar dağıtıldı, bu kadar dağıtıldı." Hayır, 600 bin tablet dağıtıldı, bu da bağışlarla alındı, işte "Oradan gelsin, buradan gelsin." şeklinde. Zaten bağış güzel bir şey Sayın Bakan ama Millî Eğitim Bakanlığı bağış gelirse derslik yapıyor, bağış gelirse tablet alıyor, bağış gelirse hatta öğretmenlere meslek içi eğitim verebiliyor yoksa biliyoruz ki yıllardır iktidarınızda 1 liraydı, bir yılın bütçesinden ayrılan pay mesleki içi eğitime 1 liraydı. Tabii ki, bununla iş yürümüyor ama bağışlarla yürüyordu. Yani bağışlara dayanan bir Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi olamaz. Bağış gene olsun, o ayrı. Diğer taraftan, buradan da gördüğümüz gibi yani şu tabletleri sağlayabilmek aslında MEB bütçesinin yaklaşık yüzde 1,5'yla mümkündü. Defalarca dedik ki: "MEB bütçesine ilave verilsin, ek bütçe verilsin." Yok, bunu başaramadık. Hem Millî Eğitim Bakanlığının bütçesi yetersiz hem de yanlış planlama ve doğru kullanımında sorunlar olduğunu söyledik; "ek bütçe" dedik, o da zaten verilmedi.
Değerli milletvekilleri, bu sorunların yani eğitime erişimdeki eşitsizliklerin sonuçlarını aslında YKS ve LGS sınavındaki öğrenciler arasındaki uç farklardan da gözlemledik yani yansıdı. Daha iyi koşullarda eğitim alan ve yoksul olmayan ailelerin çocuklarının başarısı -tabii istisnalar hariç- fark edildi. Siz Millî Eğitim Bakanlığına yeterli bütçe verdiğinizde ve ücretsiz eğitimi bu ülkede ne kadar sağlarsanız o zaman -bu cümlem çok önemli- yoksulluğun aileden çocuğa geçmesini de önlemiş, engellemiş oluyorsunuz. Bunun bir felsefe olması lazım aslında, dünyadaki felsefe de bu şekilde gidiyor.
Tabii, esas sorunlarımızdan biri olan öğretmenlerimize geldiğimizde, Sayın Bakan, geçen yıla göre, bir yıl öncekine göre artan öğretmen sayısı 7.154. Emekli öğretmenlerimizi de düşünelim, pandemiyi de düşünelim, pandemi şartlarında öğretmen ihtiyacını da düşünelim ve boş geçen derslerimizi de, şu anda sayısı 83 bine ulaşan ücretli öğretmenlerimizi de -ihtiyaçtan görevlendirildiklerini ki olmaz, yanlış bir uygulama olduğunu defalarca söylüyoruz- düşünelim, 4+4+4 sisteminin getirdiği daha fazla öğrenci sayısını da düşünelim ama sonuç bu; bir taraftan da 700 bin öğretmen ataması yapılmadan sınıfına gideceği günü bekliyor, bunu da anlamak mümkün değil. Bu konuda söylenecek çok şey var ama biz zamanımızı diğer konulara da vermek zorundayız.
Bu arada, tabii, öğretmenlerimizi, devlet okullarındaki öğretmenlerimizi konuşurken özel okullardaki öğretmenlerimizi de konuşmak lazım. Bazı okullarda -hepsinde demiyorum ama- bazı özel okullarda görev yapan öğretmenlerimizin aylıklarının devlet okullarında görev yapanların çok altında olduğunu ve özlük haklarının da olmadığını biliyoruz. Zaten devlet okulu öğretmenlerinin özlük hakları yetersiz, maaşları çok yetersiz bu şartlarda ama en azından özel okullardaki öğretmenler de devlet okulları kadar alabilmeli, bu konudaki bir teklifimizi de Meclise getirdik, bunun da yine altını çizmek isterim.
Atama bekleyen engelli öğretmenlerimizi de unutmayalım, onların sorunlarını da çözmemiz gerekiyor. Söz verdiniz engelli öğretmenlere "3 Aralıkta 750 engelli öğretmen ataması yapacağız." diye ama 2.511 atama bekleyen öğretmen var, bunu da söyleyelim.
Sayın Bakan, PIKTES öğretmenleri... Lütfen görmezden gelmeyelim; sorunlarını çözmek, özlük haklarıyla ilgili birtakım çalışmalar yapmak ve bir an önce kendilerine de bilgi vermek ihtiyacı var. Beni aradıkları gibi sizleri de çok arıyorlar ve özlük haklarının çözülmesi talepleri ve haklı talepleri.
Sayın Bakan, yurt kapasitesine gelmeden önce bir konuya değinmek isterim, temizlik personeli konusu. Şu anda MEBBİS kayıtlarına göre 27.180 temizlik personeli bulunduğunu biliyoruz. İşte TYP kapsamında görevlendirilen sözleşmeli 42 bin hizmetli daha yeni yeni başlıyor, onları da biliyoruz. Sayın Bakan, bu büyük bir sorun. Okullarla çok sık görüşüyoruz, Türkiye'nin her yerinden gerek canlı gerek "Zoom" üzerinden ve canlı örneklerden de görüyoruz. Yani ben Bursa'da, Marmara'nın ortasında bunu görüyorum. Gerçekten okullarda, çoğu okulda 1 tane temizlik görevlisi yok, öğretmen gelip sınıfı havalandırıp temizlik yapmak zorunda, hijyeni sağlamak zorunda, çocukları kontrol etmek zorunda, teneffüslerde aynı hijyeni sağlamak zorunda.
Sayın Bakan, kayıtlar yapılırken -ben buna şahidim ve belgeleri gördüm- kayıt için gereken evraklar veriliyor ve onun üzerine bir IBAN numarası yapıştırılıyor, deniliyor ki: "Bağış yapacaksınız." Bu kime veriliyor? Zengin vatandaş olsa hadi, kime veriliyor? Apartman görevlisine ve apartman görevlisi itiraz ettiğinde -benim tanıdığım kişiler bunlar ve çok yerden de bu duyumları aldım- yönetici diyor ki: "Çocuğunun temiz bir tuvalete girmesini istemez misin? Ne yapalım, olanağımız yok, bu şekilde temizletiyoruz." Sayın Bakan, artık okul aile birliklerinin topladığı paralar üzerinden alınan birtakım şeylerin de kayıtları MEB'de yok. Yani ne kadar az bütçe ayrılır ve okullara ne kadar az para gider ya da işte ne kadar az temizlik personeli görevlendirilirse bu sorunlar ayyuka çıkıyor ve şu anda olmaması gereken, çok basit çözülecek, bir miktar bütçeyle, görevlendirmeyle yapılacak çözümler bunlar. Temizlik personeli yani bu devirde mümkün değil...
Siz dediniz ki: "Temizlik malzemesi..." Ya, bakın, İstanbul'un göbeğinde -ben size okul ismi verebilirim- defalarca bize geldi ve defalarca biz belediyelerimizi yönlendirerek temizlettirdik, tamiratlarını yaptırdık, hatta talep olduğunda temizliğe yeniden eleman gönderdik yani bunlar gerçekten var. Malzemeler artmıştır, doğrudur söyledikleriniz ama belki planlamasında, dağıtımında sorun var Sayın Bakan, bilmiyorum ama yetersiz olan çok yer var. Yani bunların çok daha iyi planlanması gerektiğini düşünüyorum.
Evet, zamanımı iyi kullanmak için yükseköğretime geçmek istiyorum, diğer konulara arkadaşlarımız ve sorularla da değineceğiz.
Sayın YÖK Başkanı, sunumunuzu izledim. Ben de yükseköğretimden gelen bir akademisyenim aynı zamanda. Şimdi, en büyük sorunlardan bir tanesi, 2006'dan bu yana "her ile bir üniversite" mantığıyla ve meslek envanteri yapmadan bir sürü bölümler, fakülteler, kontenjanlar verildi ama gelinen nokta, bir işsizler ordusu ve boş kontenjanlar meselesi. Tabii, bir taraftan, daha çok üniversite açılınca sanırız ki akademik yayınlar filan artacak; hayır, akademik yayınların kalitesi ve sayısı da düştü yani tam tersi oldu. Eğitimin kalitesinin ben yükseldiğini düşünmüyorum ya da bazı örnekler verebilirim. Diğer taraftan, yükseköğretime ortaöğretimden gelen öğrencinin aldığı eğitimde sorunlar var ve bu nedenle başarının düştüğünü de son derece vurguyla söylemek isterim. Bu, maalesef çok üzücü bir konu.
Sayın Başkan, matematik ve fene özellikle değineceğim, tabii Türkçe de öyle. Bakın, TYT'de... Ha, bir kere şunu söyleyeyim: Millî Eğitim ve TYT sonuçları birbirini tutuyor, doğruluyor, ikisinde de düşüş var. İkisi de aynı sorulardan yani aynı konulardan, müfredattan yapılıyor; ikisinde de düşüş var. Şimdi, TYT'de 40 temel matematik, 40 Türkçe, 10 fen, 10 sosyal... Bu 40 temel matematikten 1 net bile yapamayanların sayısı 1 milyonun üzerine çıktı bu dönem, geçen yıl 900 bindeydi. Bunun açıklaması çok önemli yani "İyi bir eğitim sistemine sahibiz." demek için bu rakamın böyle olmaması lazım yani bu, gerçekten ağlanacak bir durum. İki dakika içerisinde yukarıdan aşağıya işaretleseniz net de farklı olur yani 1 tane neti olmayanlar 1 milyonun üzerinde.
Sayın Başkan, boş kontenjanlar önceki yıllar açıklanıyordu her ek yerleştirmeden sonra. "Daha çıkmadı." diyebilirsiniz ama daha tespit edildiği anda çıktığını biliyorum ben. "Kontenjanlar niye arttı?" dersem belki diyeceksiniz ki: "Bu sene fazla kontenjan verildi." Ama verilen kontenjan sayısı 15 bin, daha fazla giren öğrenci sayısı 160 bin yani bu artışı açıklamıyor kesinlikle eğer cevap bu olacaksa; tabii, ben cevabı ayrıca sizden rica edeceğim. Bu kontenjan artışının yapılması sırasında da ilginçti yani bir de biliyorsunuz...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Lale Hanım, affedersiniz, süreniz doldu.
LALE KARABIYIK (Bursa) - İki dakika...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Diğer üyelerimize örnek olmamak kaydıyla bir iki dakika grup sözcülerimize ek süre tanıyoruz.
İki dakika ek süreniz vardır, tamamlarsanız sevinirim.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Tamam.
Sayın Bakan, akademik özgürlükler üniversitelerde gerçekten kötü durumda ve bu dünya sıralamasında 175 ülke içinde 170'inci sıradayız; buna üzülmemiz gerekiyor, hakikaten bunu bir sorun olarak görmeniz lazım. Akademisyenler korkuyor, aidiyet duygusu diye bir şey kalmadı. "Ben ne kadar yayın yaparsam yapayım onlardan olanların kadrosu olur, benim olmaz." şeklinde bir korku neden yayıldı? Cemaatler üniversitelere gerçekten yayıldı ve bunu görüyoruz. Bir rektörlük sorunu var -Boğaziçi konusuna hiç girmiyorum, iki saat çıkamayız oradan, o ayrı bir konu ama- genelde bir rektör sorunu var ve atanan, seçimle gelmeyen rektörlerde ya falso ya idarede birtakım sıkıntılar... Rektörlerde büyük problem var, bunu masaya yatırmak lazım çünkü seçimle gelmeyen rektörler.
Yurt sorunlarına arkadaşlar tekrar değinecekler, kapasiteler yetersiz.
Maarif Vakfı konusuna değinmek istiyorum Sayın Bakan, unuttuğum bir şey. Bakın, şu anda bir veri söylersem, Maarif Vakfının bu kadar bütçesi var, öğrenci başına 31.500 lira düşüyor ama MEB bütçesini öğrenciye bölünce 12.400 lira düşüyor. Hani, bunun yurt dışı farkı olduğunun dışında bunun açıklamasını da tabii ki rica edeceğim sizlerden.
Bunun dışında, TÜRGEV'le, TÜGVA'yla ilgili birtakım protokoller imzalanıyor mahkeme kararına rağmen; protokoller iptal ediliyor ama uygulama devam ediyor ve pandemi ortasında bir karar alınarak bunun devamı sağlanıyor.
Söylenecek çok konu var, bir kısmını da sorular içerisinde size yöneltmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.