| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/283) ve 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/282) ile Sayıştay tezkereleri a)Türkiye Büyük Millet Meclisi b)Kamu Denetçiliği Kurumu c)Sayıştay |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 27 .10.2021 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Meclis Başkanı, Sayın Sayıştay Başkanı ve Sayın Kamu Başdenetçisi, değerli hazırun; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Modern ve güçlü devletlerde kuvvetler ayrılığı esastır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden ayrı erkler olarak, ayrı güçler olarak örgütlenmiştir ve o ülkenin daha iyi yönetilmesi, bireysel hakların daha güçlü bir şekilde korunması ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. Ancak Türkiye'de 2017 Anayasa değişikliğiyle birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesi büyük yara almıştır. Cumhurbaşkanı yürütme organının başı olarak bu Anayasa değişikliğiyle yargı erki üzerindeki etkisini güçlendirmiş ve aynı şekilde yasama organı üzerindeki gücünü de pekiştirmiştir. Böyle olunca zaman sürekli olarak yürütmenin yani Cumhurbaşkanlığının nüfuzunu yargı ve yasama organı üzerinde daha da artırmasına yönelik olarak gelişmektedir. Bu süreç uzun bir süre devam ettiği takdirde Türkiye'de erkler ayrılığı diye, kuvvetler ayrılığı diye hiçbir şey ortada kalmaz. Gidişatın nereye doğru yöneldiğini her şeyden, tüm kurumlardan önce bu Meclisin bilmesi ve ona göre tedbirlerini, önlemlerini sorun daha çözümsüz hâle gelmeden önce ele almalıdır diye düşünüyorum. Burada yapılacak en temel değişiklikler, Cumhurbaşkanının bir partinin genel başkanı olması sakıncalıdır. Dünyada böyle bir şey yok zaten yani partinin üyesi olabilir ama ABD'de bile başkan partilidir fakat kendi partisinin yönetim ve denetim kurullarında görev alamaz, bırakın genel başkanlık yapmayı. Fakat burada genel başkan sıfatıyla bulunduğu takdirde, bütün milletvekillerini listeye alma yetkisi fiilen elinde olduğu takdirde yasama organındaki çoğunluğu istediği şekilde yönlendirme gücüne sahiptir demektir. "Vay öyle değil de, biz yasamayı şöyle düşünürüz de, böyle düşünürüz de, bilmem kendi görevimizde şu kadar titiziz de." gibi sözler gerçeği ifade etmez. Fiilî bir durum var, insanların duyguları var ve bu duyguların ve bu çıkarların ülkeyi ve rejimi yönlendireceği istikamet belli olmuştur. Devam ettiği takdirde sonunda bir tehlike var. Yargının üzerindeki etki alanlarını da biraz daha düşürmek lazım. Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeliklerine 6 üyeyi atıyor -bu çok fazladır- bunun daha aşağılara indirilmesi lazım. Bu yapılmadığı takdirde Türkiye'nin geleceğini iyi görmediğimi samimi bir kanaat ve inanç olarak ifade etmek istiyorum.
Bakın, bütçede hiç ödenekler dinlenmiyor. Bütçe kanununa bir madde koyup gönderiyor Cumhurbaşkanlığı. Burada milletvekilleri -kendi milletvekilleri tabii- "Aman, bu yukarıdan gelmiş." diyorlar, o maddeyi geçiriyorlar, Bütçe kanununda yer alıyor. Sonra bir bakıyoruz ki ödenek sınırlarıyla hiç bağlı olmaksızın korkunç harcamalar var, bütçe kalemleri arasında transferler var, yedek ödenekten aktarılanlar bu bütçede geçen ve Meclisin kabul ettiği miktarları anlamlı bir şekilde aşıyor. Bütçe böyle yapılmaz, bütçenin esası bu değildir. Ben söyleyeyim, eğer böyle devam ederse bütçe bir süre sonra ne hâle gelir biliyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanımız bütçede bütün bakanlıklara ve ilgili idarelere 1'er lira ödenek koyar, geri kalan tüm ödeneği yedek ödeneğe alır ve oradan -her gelene el kaldıran Meclis sonunda ona da el kaldırır- yıl boyunca istediği bakanlığa istediği kadar, aklına geldikçe ödenek aktarmak suretiyle memleketi idare etmeye kalkar. Ülke sonunda bu noktaya gelsin mi, gelmesin mi, onu bugünden tartışmalıyız ama bu sistem böyle devam ettiği sürece, ömrümüz yeterse on yıl sonraki bütçelere bakın, bu Meclisten nasıl geçiyor. Buna şimdiden "Dur!" demek zorundayız, bu bizim görevimiz.
Sonra, Sayıştay gönderdiği raporlarda gittikçe... Yani o da Hükûmetin, idarenin, daha doğrusu Cumhurbaşkanının dalgasına, rüzgârına kapılmış görünüyor. Şu ayrıntıları gizlemekten vazgeçmek lazım yani ayrıntılı, detaylı.., bütçe hakkında, uygulaması hakkında fikir, kanaat sahibi olacağımız ayrıntıda gelmelidir buraya Sayıştayın hazırladığı raporlar. Evet, eğer bu böyle giderse bir süre sonra Sayıştay raporlarında da "Hükûmetimiz hikmet buyurmuştur." gibi cümlelere bir on sene sonra rastlarız diye düşünüyorum. Onun için herkes görevine, kurumuna sahip çıkmalı.
Değerli arkadaşlar, sonra, bakın, bu yayınlanma meselesi sadece baştan sona canlı yayınlanmayla ilgili değil. Milletvekillerinin eleştirilerine yer vermemenin, basına mümkün olduğunca yansıtmamaya çalışmanın ülkenin geleceği açısından zararı vardır. Hükûmet kendisini baskı altında hissetmediği, muhalefetin ve kamuoyunun baskısı altında hissetmediği sürece yanlışlarında azgınlaşır; her geçen gün daha fazla, daha büyük yanlışlar yapar. Onun için Meclisin, eleştirenlerin eleştirilerini özgürce kamuoyuna duyurabilmesi önemlidir. Sadece bakanların eleştirisini verip milletvekillerini sansür etmenin bir âlemi yok ki; bunu Sayın Meclis Başkanı rahatlıkla halledebilir.
Sonra, bakın, Meclis tarihinde şu iki olay gerçekten son derece önemli: Enis Berberoğlu ve Ömer Gergerlioğlu olayı. Alelacele yargıya birtakım kararlar verdirip arkasından yargı süreci bitmeden... Yahu, bu Meclisten geçmiş, millet oy vermiş, Anayasa değişikliği var, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları değerlendirme yetkisi var. Anayasa Mahkemesindeki konu devam ederken ısrarla da Sayın Meclis Başkanına "Ya, Anayasa Mahkemesini beklemeniz lazım." denildiği hâlde mahkeme kararını okutturup iki arkadaşımızın milletvekilliğine son verdi. Vicdanınız şimdi rahat mı Sayın Meclis Başkanı? Sonra Anayasa Mahkemesi "Görev ihlali vardır." dedi, bu iki milletvekilimiz tekrar Meclise döndü; böyle bir şey olur mu?
Osmanlı padişahı valileri veya mutasarrıfları atarken Takvim-i Vekayi'de şöyle tarif edilir her atanan görevli: "Erbabıcerbeze, mücerrebületvar, sadakati aşikâr." diye anlatılır yani "Becerikli, dirayetli, sınanmış, denenmiş ve sadakati de aşikâr falan efendi şu ilimize vali olarak tayin edildi." diye geçer. Tüm bu sıfatları haiz isimlerin de bulunduğu Anayasa Mahkemesi ittifakla, ittifakla, bir günlüğüne Anayasa Mahkemesi üyesi yapılmış ve bir günlüğüne Yargıtayda görev almış üye bile "Evet, hak ihlali var." diye ittifakla karar veriyor ve gönderiyor Meclise ve siz milletvekillerinin milletvekilliğini düşürmeyle ilgili işlemi ısrarla yapıyorsunuz. Bu Meclis talimatla çalıştığı zaman olmaz.
Sonra başka bir konu var Sayın Başkan, yani asıl beni kızdıran da bu konu. Yani Cumhurbaşkanı geldiği zaman bizim koridorlarda bile yürümemize imkân kalmayacak şekilde her tarafın kesilmesini bir tarafa bırakıyorum milletvekillerinin arabasını aratma talimatı veriyorsunuz. O pazar günü Meclis kapısından girerken görevlilerle, emniyet görevlileriyle on dakika tartışmak zorunda kaldım. Tutturmuşlar illa "Meclis Başkanının talimatı var, arabanızı arayacağız." Milletvekilinin arabasının aranmasına nasıl talimat verirsiniz? Nasıl verirsiniz?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, süreniz dolmuştur.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Anayasa diyor ki: Milletvekilinin evini arayamazsın...
TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - Nerede yazıyor?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Anayasa diyor.
TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - Baktınız mı? Okudunuz mu?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet.
TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - 4 şeyi tadat ediyor Anayasa.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dokunulmazlığın sınırlarını anlatıyorum. Ne dediğimi anlıyorsunuz.
TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - Tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani siz milletvekili Meclise girerken arabasını aratma hakkına sahip olduğunuzu mu söylüyorsunuz? Nasıl bir iştir o ya! Nasıl arattırırsınız milletvekilinin arabasını!
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Onu ikili görüşebilirsiniz ama süreniz doldu.
Sayın Şener, teşekkür ediyorum, çok sayıda arkadaşımızın talebi var.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, milletvekilinin üzerini de arattıramazsanız, evini de arattıramazsınız gerekli prosedürler tamamlanmadığı sürece, buradan yasama dokunulmazlığı kaldırılmadığı sürece. Siz hâlâ talimatı uygulamayı Anayasa'nın üzerinde görüyorsunuz, kanun üzerinde görüyorsunuz, bu Meclisin üzerinde görüyorsunuz.