KOMİSYON KONUŞMASI

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sizi, Komisyonumuzun saygıdeğer üyelerini, milletvekillerimizi, Meclisimizin Sayın Başkanını, Sayıştay Başkanını, Ombudsman Başkanını; velhasıl herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, bütçe görüşüyoruz. Sondan başa doğru gitmek istiyorum. Kamu başdenetçiliği tesis edildiğinde çok umutlanmıştım. Bu Ombudsmanlık müessesesinin Türkiye'de farklı bir perspektifle demokrasimize, temel hak ve özgürlüklerimize, insan haklarına çok olumlu katkılar yapacağı umudunu taşımıştım ama geldiğimiz noktada maalesef, benim çok umutlandığım bu konuda ben umduğumu bulamadım. Burada Sayın Başkanı şahsen eleştirmemekle birlikte, Türkiye'de özellikle tek adam yönetiminin Meclisi olduğu gibi Kamu Başdenetçiliğini de aslında işlevsizleştirdiğine üzülerek tanık olduk.

Şunu beklerdim: Öyle bir mesele olmalıydı ki kamu başdenetçiliği bir düğüm çözmeliydi. Bütün kamuoyuna mal olmuş bir konuda, toplumun genelini ilgilendiren bir konuda kamu başdenetçiliği bir hüküm verebilmeliydi, bir tasarrufta... Bir tavsiye kararı olur bunun adı, ne olursa, ben onu bilmem. Bir şey yapmalıydı, onu göremedik. Evet, bütçesi var, personeli var, şusu var, busu var. Bu alt birimlerde de öyle yani maalesef üzülerek söylüyorum, kamu başdenetçiliğinin fonksiyonel olarak çok atıl kaldığını çok üzülerek söylemek zorundayım. Ben çözdüğü genele şamil bir düğüm görmedim, üzülerek bunu söyleyeyim, bununla yetineyim.

Şimdi, tabii, kanuna baktığımız zaman, Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına iş gören bir müessese. Türkiye Büyük Millet Meclisinin de görevleri belli zaten; birinci görevi, temel görevi yasa yapmak; ikinci görevi bütçe yapmak ve bütçenin sarfını denetlemek, işte bu denetimi de Sayıştay marifetiyle yapacak ama ben, konusu suç olan hususlarda Sayıştayın -kendisi de bir nevi mahkeme işlevi görmekle birlikte- diğer adli mahkemelere, raporlarında kendi bulduğu, saklayamadığı bir sürü olumsuzlukları yargıya taşıdığı bir örneği de çok göremiyorum. Evet, burada yazıyor 5 konu mahkemeye gitmiş.

Mesela, şunu merak ederim: Türkiye Büyük Millet Meclisi... Kuvvetler ayrılığı konuşulurken şöyle başlarız: Yani yürütme, yargı, yasama demeyiz; yargı, yürütme, yasama demeyiz; yasama, yürütme, yargı deriz. Dolayısıyla buranın üstünde bir güç yoktur, buna Cumhurbaşkanımız da dâhil. Çünkü Cumhurbaşkanı eski sistemde evet, farklıydı, devletin ve milletin birliğinin temsil makamıydı aynı zamanda, şimdi, yürütmenin başı makamıyla Cumhurbaşkanını eski Başbakan gibi de değerlendirmek lazım. Keşke hepimizin, herkesin Cumhurbaşkanı olabilse, bunun için önce partisiz olması lazım. "Efendim, yasa cevap veriyor." Yasa cevap veriyorsa biz de yasa böyle cevap verdiği için Cumhurbaşkanını eskiden Başbakana yaptığımız gibi, yapıldığı gibi alıp yerden yere vurma hakkına sahibiz tabii ki bir nezaket içinde.

Şimdi, mesela, ben, şahsen 27 Ekim 2014'te dönemin Başbakanına soru sormuşum, sorularımı da Sayıştay raporlarına dayanarak sormuşum. O günkü adı "Başbakanlık hizmet binası" olan, şimdi "Cumhurbaşkanlığı Külliyesi" diye adlandırılan yerin inşaatında Sayıştayın bulduğu usulsüzlükler var, basit bir ikisini söyleyeyim mesela: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca resmî birim fiyatı 3 lira 10 kuruş TL/metreküp olan bir iş 37 lira 19 kuruşa yaptırılmış. 3 lira nerede, 37 lira nerede? Böyle sayısız örnek var, zamanı da tasarruflu kullanmak istiyorum, bunların hepsini tek tek söylemeyeyim, mesela bir tane daha söyleyeyim: Resmî birim fiyatı 4 lira 55 kuruş olan bir işin metreküpü 44 liraya yaptırılmış. Şimdi Sayıştayın Sayın Başkanına da soruyorum, siz bunu yazmışsınız, Meclisin -tabii, aslında, şu andaki Meclis Başkanını ilgilendirmemekle birlikte- bunu yargıya taşıması gerekmez mi kardeşim? Göz önünde devletin, milletin parası müteahhitlere peşkeş çekilmiş. Enteresandır, bu müteahhit de -ta 2014- bizim şimdi "5'li çete" diye adlandırdığımız müteahhit gruplarından biri. Bu doğru değil Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı sıfatıyla, Bakanlık yapmış, devleti bilen birisi olarak orada oturuyorsunuz.

Şimdi, bunları kabul etmek ve sindirmek insanilik değil bir kere. Meclise bağlı çalışan Sayıştay 3 liralık işin 44 liraya yapıldığını tespit etmiş, tayin etmiş. E, biz Meclis olarak bunu seyredeceksek bu doğru değil, Sayıştayı kapatın gitsin; böyle şey olabilir mi? Çok sayısız örnek var ama Meclis bütçesiyle ilgili de konuşmak istediğim için bunu burada kısaca toparlamak istiyorum. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi adına iş görüyorsa Sayıştay, bize rapor sunmuyor yani bizim adımıza bir iş yapıyor burada.

Biz, bu Mecliste milletvekili olurken bir yemin ettik, ettiğimiz yemine sadık kalamıyoruz, eğer ettiğimiz yemine sadık kalacak isek, kalsak bu 3 liralık iş için 22 lira ödenmesinin hesabını sorabilmeliyiz. Burası muz cumhuriyeti değil. Bu, eski bir örnek, "kaçak saray" diye bizim nitelendirdiğimiz Beştepe Külliyesi'nin -adına ne derseniz deyin- oranın inşaatından. O inşaatı kim yapmış? Bugün hâlâ Türkiye'nin ayrıcalıklı, tercihli müteahhitlerden Rönesans yapmış; hadi buyur. Bunu üzülerek... Bu eski, yeni örnek şu: Gene Sayıştay raporu nerede? Burada bir yerde. Bizim arkadaşlar Sayıştay raporundan bir derleme yapmışlar, kamuoyuna mal oldu: Karayolları Genel Müdürlüğü birim fiyatı 7 lira 92 kuruş olan boruyu müteahhitten 2.300 liraya almış kardeşim. Allah'tan korkun ya, Allah'tan korkun; kuldan, milletten utanmıyorsanız Allah'tan korkun. Burada bulunan bütün AK PARTİ'li sayın milletvekili arkadaşlarımı burada görüyorum; hepsi benim gibi, maaşına talim eden adamlar. 7 lira 90 kuruşluk işe 2 bin lira ödeyen genel müdürün yakasından tutamıyorsan orada niye oturuyorsun kardeşim? Yazık günah değil mi ya? Orhan Bey, yazık değil mi kardeşim? Bunun mahkemeye gitmesi gerekiyor mu, gerekmiyor mu değerli arkadaşlar?

Şimdi, tablo bu yani "mış" gibi. Türkiye'nin bir özelliği vardır yıllardır, "mış" gibi; "yapmış" "gelmiş" "gitmiş" "almış" "vermiş" "mış". Yok. Maalesef. Bundan üzülüyoruz. Ben şimdi bu konuyu, böyle, bu kadarla kapatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ikinci önemli görevi, üçüncü hatta bütçe; yasama, denetim, bütçe. Bütçe yapan bir kurumun, yasama organının, yaptığı bütçeyi, bir kere, denetlemesi çok farz. İkincisi -Sayın Başkan, bilmiyorum, teklifiniz ne oldu, buraya nasıl geldi- bari Meclisin teklifini kabul etmişlerdir, bari orada kırpıntı olmamıştır diye umarım.

Ama Meclisin, tabii, sorunları var; bunları konuşacağız. Siyasette olgunlaşanlar eleştiriye açık olur, tahammüllü olur ve ondan beslenir, feyzalır, işini daha iyi görür. Yok, olgun değilse eleştiriye tahammül etmez, hazmetmez; böyle de bir girizgâh yapmak istedim. Türkiye Büyük Millet Meclisinin sorunları var, idari ve yapısal sorunları var, hukukun üstünlüğünün muhafazası, hukukun üstünlüğüne saygı konusunda sorunları var, siyasi sorunları var ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığının, Meclisin saygınlığının korunmasıyla ilgili de sorunları var.

Sabah buraya gelmeden Birinci Meclisimizdeydik bir çekim için. Bu vesileyle, tekrar -her gittiğimde oradan ayrı bir haz alırım- orayı gezerken burada yapacağım konuşmayı da kafamda kurmaya çalıştım. Birinci Mecliste görev yapan, sanıyorum 115 milletvekilinin ne zor şartlarda bu cumhuriyeti, bu devleti, bu Meclisi kurup bize bıraktıklarını düşününce hep birlikte nankör olduğumuz kanaatini biraz taşıyorum. Yani onların yaşadığı zorluklardan sonra elbette çağın, teknolojinin gelişimine dayalı şimdi çok daha rahat ortamlarda, çok daha teknolojik imkânlar kullanarak çalışma şartlarına sahip olmuşuz. Öyleyse Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türk siyasetindeki, Türk demokrasisindeki işlevselliğini, fonksiyonelliğini de düşünmemiz lazım.

Tekrar söylüyorum: Egemenlik kayıtsız, şartsız milletin; bizler burada, milletin seçtiği vekiller olarak milletin egemenlik hakkını kullanıyoruz. Millet neyse, milletin hâli neyse, ruh hâli neyse, millet neden müştekiyse, neden muzdaripse bizim de o hâlle hâllenmemiz lazım, o ruh ikliminde olmamız lazım. Böyle olursa Meclis anlamlıdır, kıymetlidir ve saygınlığı artar. Ama Türkiye'de maalesef... Mesela eskiden şöyleydi: Para kazanmanın yolu belliydi, ticaretti; doğrusu da bu idi. Şimdi Türkiye'de algı şuraya dönüyor: "Para kazanmanın yolu ticaretten ziyade siyaset." o kötü. Bu algıyı hep birlikte kırmamız lazım. Bunun sayısız örneği de var. Dolayısıyla burada Meclisin üstüne düşen çok önemli görevler var.

Adaletin tesisi kimin görevi? Elbette adliye icradır ama adaletin tesisi de Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel görevlerindendir. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi içerisinde, mesela çalışanlarına aynı işi yaptığı hâlde farklı ücret veriyorsa iflas, pes, olmaz. Meclis adalet dağıtandır. Adaleti hâkim, savcı dağıtmaz aslında. Meclisin çıkardığı hem Türk Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu, hem de diğer kanunlar bakımından adaletin kaynağı da Meclistir. Meclis adilse toplumda adalet vardır. Dolayısıyla, Mecliste bu noktada, daha içeride, başlarken, aynı işi yapan 2 insandan 1'i -rakamları örnek veriyorum- 8 bin lira alıp 1'i 3 bin lira alıyorsa olmaz, Meclis sınıfta kalır. Buradan başlamak lazım.

Meclisin saygınlığı çok güzel bina yaparak da korunmaz. Eski Halkla İlişkiler Binası'nı ben Alcatraz Cezaevine benzetiyordum, yıkıldı; yeni, modern, daha parlak bir Alcatraz Cezaevi yaptık milletvekillerimize. Yani Ankara'nın alelade bir resmî dairesinde bir şube müdürümüzün -çok görmüyorum, kamu çalışanları her şeyin en iyisine layık- oturduğu odaya, makama bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın milletvekillerinin oturduğu odaya bakın; e, bu olmaz. Yani Meclisin debdebe, şatafat değil ama, imkânlar dâhilinde, milletvekillerimizin hem kendi çalışma ortamları bakımından hem gelen vatandaşlar, konuklar bakımından daha uygun şartlarda çalışabilmeleri lazım.

Şimdi, mesela şu bir ayıptı: Meclis bombalandı, "Milletin Meclisini millet yapacak." Bu ne ya? Milletin Meclisini millet tabii yapar, yaptı işte, benim sabah geldiğim Meclisi yaptı ama bu kadar lüksü olan, bu kadar fantezisi olan bir devletin bombalanan Meclisini de devlet yapıversin kardeşim; bu da doğru bir yaklaşım değildi.

Mesela, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanının görevi sadece hâlihazırdaki milletvekillerinin hukukunu korumak değildir. Meclisin hukukuna bir bütün olarak baktığınızda önceki dönemlerde görev yapan milletvekillerinin hukukunu korumak onları zan ve töhmet altından kurtarmak da Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanının görevidir. Böyle baktığımız zaman, İçişleri Bakanının ortaya attığı, mafyadan ayda 10 bin dolar harcırah alan milletvekilinin kim olduğuyla ilgili Sayın Başkan şunu diyemez: "Efendim, ben sordum, mevcut milletvekili değilmiş." Yeterli midir? Değildir arkadaşlar. Eski yeni, milletvekilinin eskisi olmaz, milletvekili milletvekilidir. Bunun ortaya çıkarılması, hem mevcut hem eski milletvekillerinin töhmet altından çıkarılması, kurtarılması Meclis Başkanının temel bir sorumluluğudur ama maalesef bunu da göremiyoruz, buna üzülüyoruz. Sayın Başkan, iddia sahibi İçişleri Bakanıyla bir görüşme yapıp "E, bu mevcut vekil değilmiş, gerisi benim işim değil." diyemez.

Sayın Başkan, zatıaliniz dâhil hepimiz siyaset yapıyoruz; hepimizin şanını, şerefini, hukukunu, hakkını korumak sizin göreviniz ve bu görevi yaparken kesinlikle bağımsız, özgür olabilmelisiniz. Özgür değilsiniz dersem doğru olmaz ama şunu söylemeyi kendime hak görürüm: Yürütme organı -yani eski sistemdeki Cumhurbaşkanını kastetmiyorum burada- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına tavsiye ve telkinde bulunamaz, bulunmamalı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, sıcak siyasi tartışmalardan uzak durmalı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, muhalefet ile iktidarın arasındaki münakaşaya ya da müzakereye taraf olmamalı, benim de Meclis Başkanım olarak fonksiyon ve işlev görmeli. Evet, bir siyasi parti menşesi vardır, saygı duyarım, o ayrı ama hem yasa hem İç Tüzük onu belli bir noktaya getirmiş; Türkiye'nin bir numarasıdır. Başbakan, eskiden Meclis Başkanının altındaydı, şimdi yürütme Cumhurbaşkanının olduğu için üstünde oldu. Yürütmenin üstündeki bir şahsiyetin, aziz milletimizin temsil makamının en üstündeki bir şahsiyetin tavsiye almak şöyle dursun rica bile dinlememesi gerekir, doğru neyse onu yapması gerekir. Dolayısıyla, Meclis Başkanının bu sıcak çatışmalı tartışmaların dışında, taraf olmadan çalışabilmesi lazım.

Bu yüzden, bakın, mesela bu 10 bin dolar meselesi konusunda Türkiye... Biz o zaman çok söyledik, biliyorsunuz FATF vardı, Uluslararası Mali Eylem Görev Gücünün talep ettiği bir kanun teklifi vardı. "Ya, FATF 40 tane şey istiyor, 1'i de siyasilerin nüfuz kullanması, siyasilerin para trafiği; bunu niye koymuyorsunuz kardeşim?" diye bağırdık. Koyulmadı, ne oldu? Türkiye, gri listede. İyi mi oldu? Yani Türkiye gri listede diye CHP "Ohh!" yapmıyor, CHP AK PARTİ milletvekillerinden daha çok üzülüyor. İşte, 3 liralık iş için 5'li çeteye 44 lira verilmiş; Sayıştay Başkanı burada, rapor işte burada, söylüyorum. E, bunlara göz yumulduğu için Türkiye G20'den düşmüş, küme düşmüş. Ben size söyleyeyim; dünyanın hiçbir ülkesinde takımını küme düşüren teknik direktörü takımın başında tutmazlar, yaşayıp göreceğiz. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hukukunun korunması noktasında da bir sıkıntıyı yaşıyoruz.

Sayın Başkan, siz, Orhan kardeşimin de İbrahim kardeşimin de benim de hukukumuzu bir tutmak ve gözetmek zorundasınız. Bunu şunun için söylüyorum: Mesela, eski Meclis Başkanlarının çok güzel uygulamaları vardı. Anayasa açık, milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kampüs içinde öne sürdükleri görüşlerden dolayı bir sorumsuzlukları var. Genel Kurul olması şart değil bunun, grup toplantısı da, komisyon çalışmaları da buna dâhildir, algı böyle yani yerleşik algı, oturmuş içtihat böyleydi. Ama son dönemde siz bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi yerleşkesinde öne sürdüğümüz görüşlerle ilgili gelen fezlekeleri elinizin tersiyle itmeyi beceremediniz; bu size yakışırdı, hukuk adamısınız ilaveten. Mesela, geçmişteki seleflerinizden Sayın Hüsamettin Cindoruk bunu yapabildi, yapabildi ve büyüdü. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını bağlayan Beştepe değildir, AK PARTİ Genel Merkezi değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını bağlayan -şimdi burada yok- Anayasa'dır, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'dür. "Efendim, hukuk, yorum..." Öyle yorum var, böyle yorum var. Geçmişte uygulama var. Hukukçular bilir, hukukta içtihatlar ve uygulamalar esas temel teşkil eder, her şey yazıldığı gibi olmaz. Bu konuda örneğin, Enis Berberoğlu ve Gergerlioğlu'na karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kusur işlemiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisi mahcup olmuştur. Kendi üyesinin hukukunu Türkiye Büyük Millet Meclisi koruyamamış, yüksek mahkeme yoluyla 2 Sayın Milletvekili gelip o koltuklara yeniden oturmuştur. İşte, Meclis o dersi almamalıydı. Hukukla ilgili bütün kanunları yapan, Anayasa'yı yapan, yazan Meclis mahkemeden hukuk şamarı yememeliydi, doğru değil. Bunları bir hırpalama, yıpratma yaklaşımıyla söylemiyorum. Meclisin itibarı hepimizin itibarıdır, Türkiye'nin itibarıdır. Meclis ne kadar itibarlı olursa demokraside o kadar çok yol alırız.

Bu G20'den düşmemiz, salt sarayın kötü yönetiminin sonucu değildir, Meclisin sarayın bütün yanlış uygulamalarına göz yummasının, biat, itaat etmesinin bir sonucudur. Bu saygınlığın korunması noktasında Büyük Atatürk'ün, Meclisimizin ilk Başkanının bir güzel sözü var. "Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. Bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacak." diyor o büyük adam.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Altay, süreniz dolmuştur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne çabuk bitti Başkanım?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Konuşurken nasıl geçtiğini bilmiyoruz hakikaten ama dinlerken inanın daha uzun oluyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, öyle oluyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Başkanım, bir yirmi dakika daha dinleriz biz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Peki, ben kural ve kaidelere uyayım hemen. Üç dakika mı vereceksiniz? Hiç vermeyecek misiniz ek süre?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Siz tamamlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Peki.

Şimdi, Sayın Başkanım, elbette bu konu direkt sizinle ilgili değil. Yahu, 27'nci Dönemde 1.907 tane kanun teklifi vermiş CHP. Ey Komisyon Başkanları, Allah'tan korkun, ben size kabul edin demem ama, Sayın Başkanım, 1.907 kanun teklifinden 1 tanesi bile mi komisyonda görüşülmez yahu! Şimdi gel de buna isyan etme. Ben, 1999 öncesinde, Refah Partisinin o yıllardaki muhalefetini biliyorum. Siz buldunuz bunuyorsunuz. Ama bu yeni dönemde, son yasama yılında bu konularda daha yüksek bir refleks göstermek zorundayız. 1.907 kanun teklifinin 1 tanesini görüşmez mi ya! 20 küsur tane komisyon var ya! Görüş de reddet kardeşim, çoğunluğun var, reddet gitsin, tamam ama olmaz.

Soru önergelerine cevap konusunda Sayın Başkan, büyük bir zafiyet var 7.843 soru önergesine yani verdiğimiz her 4 soru önergesinden 1'ine cevap verilmemiş. Ha, bu sizin kusurunuz değil. Bak, ben bunu 2014'te verdim.

TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP - O konuyla ilgili bilgi verdim ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Verdiniz. Hayır, 2014'te. Buna da daha cevap verilmedi, geçti gitti. Bu doğru değil. Burada Meclis Başkanı devreye girecek, yürütmeye "Gel bakayım kardeşim, gel. Bir dakika ya, ne yapıyorsun sen?" diyebilecek, demelisiniz. Efendim, Sayın Başkan, döneminizde kısmen artmış olabilir ama ortada, bendeki tabloda 7.843 önergemize cevap yok.

Başkanın tahammülünü zorlamamak için bunları hızlı geçiveriyorum. Bir sıkıntımız var: Seveni var, sevmeyeni var ama Cumhurbaşkanıdır. Gerektiğinde saygı gösteririz ayrı ama Cumhurbaşkanı da Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı saygılı olacak. Arkadaş, Beyefendi'nin Meclise gelmesi bir sorun, gitmesi bir sorun ya. Yani Mecliste Cumhurbaşkanına kimse bir şey yapmaz, biz koruruz gerekirse, korkmasın. Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı Meclise geldiği gün huzurumuz kaçıyor. Bizim arabalar... Bugün bile buraya gelirken önce polis "Bir dur..." Barikat kurulmuş. Neymiş? Cumhurbaşkanı... Gelirse gelsin ya, ben de Meclisteki 2'nci partinin Grup Başkan Vekiliyim yani üzülüyorum, bir gün güvenlik görevlileriyle gereksiz tartışmaya gireceğiz. Benim çatımda Rambo'ların ne işi var ya? Takır tukur... Geçen, Meclisin çatısı aktı ya. Ağır makinalı silahlı polis midir, asker midir bilmiyorum...

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Altay, üç dakikayı da geçtik, son cümlelerinizi alayım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bitiriyorum Başkanım.

Bunları doğru bulmuyorum. Cumhurbaşkanlığı elbette karşılıklı siyaset, nezaket, vicdan işidir, hep söylüyorum ama Cumhurbaşkanı Meclise geliyorsa başka ülkelerin cumhurbaşkanlarının geldiği gibi gelecek ya, böyle şey olabilir mi ya? Grup toplantısı yapmaya geliyor, 300 polis, 250 tane araba. Ya, korkmasın. Ona numarayı kendi arkadaşları çekti, birlikte yol yürüdüğü insanlar çekti, ne istediyse verdikleri yaptı. Bu millet Cumhurbaşkanına bir şey yapmaz, sandıkta yapacak ne yapacaksa. Cumhurbaşkanının kılına halel gelmez Mecliste. Bu abartıyı doğru bulmuyorum. Bu konuda da Meclis Başkanının bir sorumluluğu olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bitiyorum Başkanım, son cümlem olsun.

Son söz; Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ayıbı da şudur: Osmanlı'dan günümüze kalan İstanbul'daki Küçüksu Kasrı, Ihlamur Kasrı, Beykoz Mecidiye Kasrı, Aynalıkavak Kasrı, Maslak Kasrı, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı ve Yıldız Sarayı'nın millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisinin uhdesinde olması yakışandı, doğruydu; bunları Cumhurbaşkanlığına vermek de Meclisin bir ayıbıdır. İlk genel seçimden sonra onu -Cumhurbaşkanı şüphesiz Sayın Erdoğan olmayacak ama kim olursa olsun- alıp Millî Sarayları da Meclisin uhdesine bırakacağız diyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.