| Komisyon Adı | : | (10 / 4413, 4430, 4431, 4432, 4433, 4434, 4435, 4436, 4437, 4438) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonu |
| Konu | : | Marmara Denizi Bilim ve Teknik Kurulu Üyeleri Dr. Osman Okur, Doç. Dr. Haldun Karan, Prof. Dr. Mete Yılmaz, Prof. Dr. Sevim Polat ile Prof. Dr. Neslihan Özdelice ve Doç. Dr. Muharrem Balcı tarafından yapılan sunumlara ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 04 .08.2021 |
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum Başkanım. Sunumlar için de ayrıca hocalarıma teşekkür ediyorum.
Şimdi, ben Hasan Hocamdan aldım sazı, bundan sonra ben devam edeceğim çünkü dün de sorduk, yine sormaya ediyoruz ve sormaya devam edeceğiz gibi duruyor çünkü burada alacağımız kararların veya çıkacak raporun sonucunda... Hocalarımız bilimsel çalışmalar yapmışlar, teşekkür ediyorum, saygı duyuyorum ama ben hocam gibi bu işe karamsar bakıyorum çünkü şimdiye kadar birçok çalışma yapılmış, örnekler aldığınızı söylediniz, örnekler geldiğini söylediniz; TÜBİTAK işte, bir sürü yere izleme kuleleri kurmuş, örneklemeler yapmış demek ki o zaman siz de mi bir sorun var acaba, başka yerde mi bir sorun var merak ediyorum. Şimdi, bu kadar örnekleme yapıp bu kadar izlemelerle siz Marmara Denizi'nin bu hâle gelmesini acaba görmediniz mi, gördünüz de acaba birileri bu uygulamayı görmezden mi geldi? En önemli sorun bu. Siz Marmara Denizi'nin bu hâle geleceğini gözlemlediniz mi? Tüm hocalarımıza soruyorum aslında çünkü herkes aynı şeyi söyledi "Örnekler alınıyor ve bize geliyor, biz de laboratuvarda örneklerimize bakıyoruz."
Şimdi, ben üzüldüğüm bir konuyu da yine ifade etmek istiyorum. Biz büyük bir ülke olduğumuzu söylüyoruz, Sayın Hocam, beni derinden üzdünüz, ulusal kültür koleksiyonumuzun olmadığını öğrendik. Onu soracaktım, daha sonra öneriler kısmında onu da cevapladığı için... Bu, araştırmaların ne kadar boş olduğunun bana göre örneği. Demek ki sizler bir şey yapmak istiyorsunuz ama örnekleme, örneklemeniz yoksa araştırmacı için bir şey ifade etmez. Siz istediğiniz kadar örnek getirin, laboratuvara koyun ama neye göre örnekleme yapacaksınız, neye göre bunu karşılaştıracaksınız? Bu sorun.
Şimdi, yine, başka bir soruna bakıyoruz, dün de sordum, bugün de Yeni Zelanda'daki bilim adamlarının hassasiyetini ifade ettiniz Sayın Balcı Hocam, midye ve balıklardaki oksidik nedir? Şimdi, ben bunun aslında Tarım Bakanlığının uhdesinde olduğunu düşünüyorum çünkü gıda güvenliği, olduğu gibi Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünde ve Tarım Bakanlığının uhdesinde ve laboratuvarların da çok iyi olduğunu biliyorum ama ben bu konuda bir çalışma yapıldığını göremedim ve gözlemleyemiyorum. En büyük sıkıntı o. İnsanlarımız neye güvenecek? İşte, burada bilim adamlarına, sizlere görev düşüyor, sizlerin aydınlatması ve Tarım Bakanlığının çıkıp Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğündeki o laboratuvarları boş tutmaması gerekiyor. Bir an evvel bunun... Balık yemekle olmaz, hatırlarsınız, geçmişte de biz çay içtik, Çernobil patlamıştı, o yetkili Bakan çay içti "İçebilirsiniz." dedi ama şu anda kanserden ölümler aldı başını gidiyor. Benim bölgemde de kanser ölümleri en üst seviyelerde şu anda.
Yine başka bir soru veya işte, sunumlardan aldığım, Kocaeli bölgesinde yıllardan beri arıtma tesislerinin çalıştığı söyleniyor, Büyükşehir Belediyesinde modern arıtmalar yapıldığı söylendi ama en tehlikeli, kırmızı bölge orada. O zaman arıtmalarda bir kontrolsüzlük var veya birileri bunları görmezden geliyor. Bunu hep dile getirdik. Siz laboratuvarlarda bunu görmeyebilirsiniz ama öteki dünya var, vicdanlarda bunu paklayamazsınız çünkü kendi bölgemle ilgili -Sayın Kırklareli Vekilim de burada- zaman zaman değil, her gün şikâyetler geliyor amma velakin, sonuçta düne kadar cezalar kesilmiyordu, Marmara'daki bu müsilaj da çıkınca baskıyla beraber, aa, Çevre Bakanlığı birden kontrole çıktı, ne oldu? Demek ki laboratuvarları artık biz göremiyoruz Türkiye'de; düne kadar öyleydi, inşallah bundan sonra bu konuda gerekli adımlar atılır, ders çıkartılmış olur.
Yine, bakınız, sayın hocam dedi, bu kadar güzel kararlar alacağız veya bilimsel kararlar çıkıyor, acaba bunları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulayabilecek mi? Buradan çıkacak önerileri acaba Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kale alacak mı? Bunları defaten dile getirdik ama Ergene'deki o...
HASAN KALYONCU (İzmir) - Uygulamaya koydu.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Hocam, işte elleri açıyoruz; işte, dükkânı ya kapatacağız ya dükkânın kapılarını açıp öz eleştiri yapacağız.
HASAN KALYONCU (İzmir) - Bakanlık uygulamaya koydu.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ne zaman koydu?
HASAN KALYONCU (İzmir) - 24 maddeyi koydu işte.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ama yeterli mi acaba sizce? Düne kadar neredeydiler? Şimdi, bunu da sorgulamamız lazım.
HASAN KALYONCU (İzmir) - Şimdi, gündeme aldı.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Hocam, bitireyim isterseniz, bitireyim Hocam.
HASAN KALYONCU (İzmir) - Tabii ki.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Yine, bakınız, izlemelerin yapıldığı söyleniyor ama o izlemelere rağmen böyle bir olay ortaya çıktı. Hocalarımızı ben tenzih ediyorum, saygı duyuyorum; onların yapabileceği fazla bir şey yok, ellerindeki projeler ve... TÜBİTAK dün dedi ki: "Ben dokuz aylık bir projeye çıkıyorum Marmara'daki bu müsilajla ilgili." Vallahi, ben dokuz ayda bu işin neticeleneceği -dün Sayın Vekilimizle tartıştık dışarıda- düşünmüyorum çünkü ben de sizler gibi bir araştırmacı kökenliyim, bilginiz olsun yani şey olarak konuşmuyorum, araştırma yapan ve bilimsel yönden de kariyeri olan biri olarak konuşuyorum; normal bir milletvekili veya bir vatandaş olarak değil, bilimsel yönden doktora aşamasına gelmiş bir vekil olarak konuşuyorum. Çünkü lokasyonların, denemelerin nasıl yapıldığını ve nasıl yapılacağını da bilen biri olarak konuşuyorum ve raporlamanın ve tez yazımının da nasıl yapılacağını bilerek konuşuyorum. Geldiğimiz noktada maalesef bir sıkıntı var, bu sıkıntıyı eğer TÜBİTAK ve Marmara Denizi'ndeki bizim MAM projemiz izlediyse yıllardan beri nasıl bu tehlikeyi görmedi ben merak ediyorum. Görüp de eğer uyarılarını yaptıysa saygı duyuyorum, orada suçlu o zaman biz siyasiler gerekeni yapmadığımız konusunda.
Şimdi, geldiğimiz noktada benim iki aşamada sorularım olacak yine ilave olarak. Kendi bölgem Ergene, zaten siyasete girdiğimiz gibi Ergene'yle yatıp Ergene'yle kalkıyoruz. Geçtiğimiz günlerde de Ergene'nin temiz aktığı söylendi ama öyle olmadığını hep beraber biliyoruz ve bunu da hep beraber yaşıyoruz. Şimdi, Ergene deşarjı kapsamında halledilmediği söylenen sorunlar da renk ve tuzluluk bağlamında. Renk olarak kastedilen nedir, bunun ne gibi sakıncaları var? Yine, tuz olarak kastedilen nedir, ne gibi sakıncaları vardır? Çünkü bu renk ve tuzu, İnönü Vakfının MAREM Projesi'nde -bilim insanlarının ortaya koyduğu- geriye dönük ve yakın zamanda da en büyük tehlikenin bu derin deşarjdan dolayı bu olacağını ifade ediyorlar.
Yine, bakınız, biyolojik veya belirtildiği gibi ileri biyolojik arıtmayla kimyasal kökenli atıkları arıtmamız hocalarım mümkün mü acaba, sizlere soruyorum?
Yine, bakınız, arıtma felsefesi çerçevesince Ergene havzası OSB'leri kökenli kirleticilerin arıtıldıkları iddiasından hareketle yeniden Ergene havzasında kullanılmak yerine arıtılmış tatlı suyun çok büyük masraf yapılarak kanallar vasıtasıyla -50 kilometrelik kanal yaptık, onlarla beraber birçok masrafı yaptık- 4,5 kilometre açığa ve 47 metre derin deşarj olarak basıyoruz. Bu, acaba size göre mantıklı mı? Onu merak ediyorum.
Yine, bakınız, "Ergene derin deniz deşarjı" olarak belirtilen uygulama bir derin deniz deşarjı mıdır sizce? Yoksa arıtılmamış atıkların Marmara Denizi'nin alt akıntısını taşıyıcı bant olarak kullanarak Karadeniz'e taşınması şeklinde bir uygulama mıdır diye soruyorum. Yine, bu işlem bir derin deniz deşarjı olmadığı hâlde benzer ve Marmara Denizi'ni bu hâle getiren diğer uygulamalar gibi neden bu ad verilmiştir diye merak ediyorum. Çünkü Susurluk işte, o havzadan tatlı su Marmara Denizi'ne akmış yıllarca ve şu anda Marmara Denizi'nin geldiği nokta burada.
Yine, 2007 senesinde meydana gelen müsilaj oluşumunda tetikleyici unsur Marmaray hafriyatının Çınarcık çukurunda boşaltılmasıyla oluşmuş mudur? Kasım-aralık ayında devreye giren Ergene deşarjı sonrası ocak ayında Kumbağ-Doğan Aslan kıyı şeridinde gerçekleşen balık ve deniz canlısı ürünleri ile takibinde mart ayında oluşan ve hâlâ Marmara Denizi'nin bloke eden müsilaj agregat oluşumuyla ilgisi var mıdır, neden?
Yine, Marmara Denizi'ne geldiğimiz zaman, baktığımızda, sadece Marmara Denizi genelinde ölçülen Karadeniz ve Ege Denizi'nde gözlemlenmeyen ve küresel ısınmanın 2 katına yakın deniz suyu sıcaklığı artışını tetikleyen bulanıklığın kaynağı acaba nedir?
Yine, müsilajın safhaları var mıdır, nelerdir? Şu anda genel anlamda hangi safhadadır ve şu anki safha yüzey örtüsü gibi görünür mü? Bitmedi, müsilajın çok farklı safhaları bulunduğuna göre -örtü, bulut, kuşak, yalancı taban vesaire- hâlihazırdaki mevcut kütlenin yok olduğu veya etkisini kaybettiği anlamına mı gelir, nasıl?
Arıtıldığı iddia edilen su, alıcı ortamlarda azot-fosfor dengesini bozar mı? Bozarsa nasıl bozduğunu merak ediyorum.
Marmara Denizi gibi özel ve iki tabakalı sistemde alt su kütlesine deşarj herhangi bir şekilde mümkün müdür? Marmara Denizi gibi özel ve iki tabakalı sistemde binde 39 tuzlulukta ve buna bağlı olarak yoğun su kütlesine yapılacak deşarjların binde 26 ortalama tuzluluğa ve göreceli az yoğun su kütlesine ulaşamayacağı ve burasını etkilemeyeceği gibi bir fizik kuralı mevcut mudur, var mıdır merak ediyorum veya sizler biliyor musunuz bu kuralı?
Yine, deşarjların yapıldığı Akdeniz kökenli Marmara Denizi alt su kütlesinin ortalama sıcaklığı 14,2 derece ve sabit, ortalama tuzluluğu da binde 36 olduğuna göre gazların sıvı ortamda çözünebilirliği fizik kuralları çerçevesince hâlihazırdaki ve maksimum çözünmüş oksijen miktarı çevre mevzuatında belirtilen alıcı ortam kriterlerinde suda çözülmüş oksijen miktarı için verilen doygunluğun yüzde 90'dan fazla kuralına uyabilme ihtimali var mıdır, hiç olmuş mudur merak ediyorum?
Bitmedi, Sayın Başkan, ilk toplantıda ben olmadığımdan dolayı arkadaşlarımın talebi çerçevesinde bu Komisyona gelmesiyle ilgili bazı bilim insanlarına çağrı yapılmasını istemiştim ama aldığım bilgiye göre şu ana kadar öyle bir şey yok. Namık Kemal Üniversitesinden Çorlu Mühendislik Fakültesinde Hocamız Lokman Hakan Tejer, Sayın Osman Okur Hocamızın dediğine istinaden "Oksijen sıkıntımız yok." sözüne ilişkin, bunların böyle bir çalışmaları var, gelip bizlere anlatması... Marmara Denizi'nde bana göre en büyük problemin oksijensizlikten doğduğunu görüyoruz. Bu konuda Lokman Hakan Tejer Hocanın davet edilmesini istiyoruz.
Bakınız, bu çalışmayı yapan, yıllardan beri yürüten İnönü Vakfının desteklediği MAREM Projesi'ndeki proje yöneticisi Levent Artüz Hocanın davet edilmesi konusunda talebimiz vardı, fakat onun da alınmadığını görüyoruz. Sadece, zaten oluşmuş Bilim Kurulu üyeleri arkadaşları dinleyeceksek bu işin hiçbir anlamı yok. Demek ki Çevre Bakanlığı zaten olayı çözmüş, onun ötesinde bize, Komisyona bir şey düşmüyor ve bu konularda çalışma yapan değişik seslerin de buraya davet edilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Çünkü, gelecekteki nesillere doğru işler yapmamız gerekiyor, bütün milletvekili arkadaşlarımızın. Tek ses hiçbir zaman çözüm değil. Bakınız, ben ilk geldiğim günden beri soruyorum: Renk ve tuzu soruyorum nasıl çözeceğinize dair, hiç cevap yok. Diyorum ki: Ergene'ye derin deşarjı basacaksınız, daha yeni basmaya başladık, sadece Deri OSB'de basılıyor ve dün gelen hocalarımız -bilim insanları arasında da farklılık var- derin deşarjın basılmaması konusunda fikir beyan ettiler, hep beraber dinledik. Bugün ise derin deşarjın basılabileceğine dair... Ben de derin deşarjı neye göre basacağımızı veya neye göre oluşturduğumuzu merak ediyorum. Çünkü bizler araştıracağız, öğreneceğiz ve bir rapor ortaya koyacağız. Niçin? Gelecek nesillere temiz, yaşanabilir doğa bırakmak için.
Bakınız, balık türlerimiz yok oldu ve bile bile yıllardan beri. Şimdi, izleme yapmışız, TÜBİTAK güzel çalışmalar yapmış, örnekleme yerleri kurmuş, saygı duyuyorum. Örnekler alınmış da ne olmuş örnekler nerede kalmış bu örnekler; raporlanmış mı veya birilerine uyarı gitmiş mi? Şimdi, biz kendi ellerimizle bile bile bu kadar bilimsel örneklemenin olduğu hâlde Marmara Denizi'ni müsilaj sorunuyla baş başa bırakmışız. Yani isteyen istediği yerden alabilir, benim bu çıkışlarım belki fevri çıkış olarak algılanabilir ama -Sayın Okur Hoca aldı sabah ilk şeyi- benim yapım bu.
Benim mesleğim milletvekilliği arkadaşlar, döndükten sonra Tekirdağ'da rahat bir şekilde gezmem gerekiyor, başım dik olarak, huzurlu olarak. Tekirdağlı seçmenlerime "Ben Müsilaj Komisyonunda bulundum ve Müsilaj Komisyonunda bunları dile getirdim sizin adınıza." deyip orada bana sorduklarında bunu anlatmam gerekiyor. Sonuçta ben de döndükten sonra "Ya biz bunları söyledik ama bizi dinlemediler." deyip bunu ortaya koymak istemiyorum. Çünkü böyle bir şey bizim acziyetimizi ortaya koyar. O anlamda, arkadaşlar hepimize görev düşüyor, sizlere de bilim insanları olarak.
Ben Yeni Zelanda'ya gittim, bir tane fındığı sokamadık karantinadan ötürü. Dünyada gezdiğim birçok nokta var, Yeni Zelanda'ya kadar gezdim; ilaç dahi sokamıyorsunuz eğer şeyiniz yoksa, adam "Sokamazsın açık bir şeyi, kapalı ambalajla alabilirsin." diyor. Arkadaşlar bizse yol geçen hanına dönmüşüz, bu kadar çalışma var, saygı duyuyorum bilim insanlarına ama o zaman demek ki bir yerde bir hata var, sorun var. Sizler çıkarmış olduğunuz bu bilimsel sonuçları paylaşmadınız mı veya yetkili organlar, bakanlıklar bunu yeni mi gördüler?
Tekirdağ'da bir işletmeye birden 71 tane ceza yazılmış. Dün neden yazılmadı bunlar arkadaşlar, daha önceden niye yazılmadı? Bakınız, özel günlerde, bayram tatil günlerinde çalışıyor şeyler. Şimdi, ben bir de aynı şeyi soracağım, Kocaeli'de arıtma sistemlerinin modern olduğu ifade edildi ama bakıyorum en büyük kirlilik, kırmızı kirlilik orada. Burada sizler, izleme yapan kurumlar bunları görmediniz mi, sizler bunları rapor etmediniz mi veya Çevre Bakanlığı sizlerden gelen bu raporları hiç mi görmediler? O zaman birileri kollanmış, aynı düne kadar olduğu gibi şimdi birden müsilaj olayı patladı, ülke gündemine düştü, ceza kesmeye başladık. Hiç unutmuyorum, vicdanım sızlıyor.
Bir özel mesaj geldi sosyal medya hesaplarımdan birine, Sayın Başkan, bu çok önemli, dinlerseniz, bunu Meclis kürsüsünden de söyledim, burada da, komisyonlarda da tekrar ifade ediyorum, bir fabrikada çevre mühendisi ve bu ülkenin tablosunu net olarak ortaya koyuyor, diyor ki: "Sayın Vekilim, eve gittiğimde çocuğumun yüzüne bakamıyorum. Çevre Bakanlığından, il müdürlüğünden kontrole gelecekleri zaman haber bize geliyor, patron arıtmayı çalıştırıyor, gelinip numuneler alınıp gidiliyor ve temiz sonucu çıkıyor." "Çocuğumun yüzüne bakamıyorum." diyen bir iş kadını. "Sosyal medya hesaplarınıza yazın, bunu seslendirin, dillendirin." diyor, ben de bunu tekrar tekrar dillendiriyorum ve ülkedeki kontrolün maalesef ne kadar içler acısı olduğu ortada. Çünkü eğer kontrol çalışmış olsaydı ve sizlerin, bizlerin bu önerileri uygulanmış olsaydı belki böyle sorunlarla karşılaşmayacaktık.
Ben biraz fazla soru sordum, inşallah bugün cevap alırım. Çünkü balıklarla ilgili konuya dün şey yaptık ama nedir? Hep üstünden geçiyoruz, Sayın Hocamın dediği gibi rakamsal bir değer yok. Bilim insanı rakamlarla konuşur ve raporlarında rakamları konuşturur benim bildiğim ama bugüne kadar ben rakamların konuştuğunu gözlemleyemedim, veya bize yansımadı. Bu konuda da eğer birazcık şey olursa kusura kalmayın ama gözlemlediğimiz şeyi paylaşıyorum ve gelinen nokta, müsilaj konusunda karamsarım. Bu işin sadece yüzey temizleyerek olmayacağını... "Şu anda yüzeyi temizledik, günü kurtardık." gibi bakıyoruz ama gerçeklerin öyle olmadığını, tabanda oksijen eksikliğinin devam ettiğini, oksijen olmadığı zaman da bu yaşamın olmayacağını ve böyle giderse Marmara'yı günübirlik projelerle çözebileceğimize inanmıyorum.
Sorularımın inşallah bugün cevabını alırım, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.