KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 12'nci maddeyle bir OHAL dönemi yasası üç yıl daha uzatılıyor yani Türkiye'nin olağan koşullarda yönetilmesi, idare edilmesi gereken bir ortamda OHAL yasalarıyla sürece devam edilmesi elbette demokratik hukuk devletinde yadırganacak bir hadisedir yani buradaki düzenleme normal döneme ait bir düzenlemedir diye düşünmek doğru değil bence çünkü zaten OHAL koşullarına göre, OHAL Yasası olarak düzenlendiğine göre Anayasa'nın sınırları da zaten zorlanmıştır. Bakın, 3 ayrı husus var, bu 3 ayrı husus da Anayasa'nın normal maddelerini zorlayan hususlardır. Birincisi, gözaltı süresinin iki gün veya dört gün olmasına karşılık, bunun 2 kez uzatılabileceği ifade ediliyor. Anayasa'daki biraz müphem bir ifadenin zorlanarak böyle dört güne çekildiği de anlaşılıyor. Ben, Anayasa'daki ifade ile bu kanun maddesindeki ifadeye baktığımda, biraz burada zorlama var yani hâkim kararı olmaksızın dört günü aşamaz diyor Anayasa. Şimdi, siz dört gün olan gözaltı süresini sekiz güne de değil on iki güne çıkarıyorsanız, Anayasa'daki dört günden fazla hâkim kararı olmadan çıkarılamaz sınırını aşıyorsunuz yani bu Anayasa "Hâkim kararı olmak kaydıyla bir ay gözaltında tutulabilir." diyebilir mi? Diyemez. Onun için, bu, biraz Anayasa'daki üslubu aşan bir düzenlemedir, zaten OHAL yasası olarak düzenlenmiştir.

İkincisi: Yine, şüphelinin aynı konudan dolayı tekrar ifadesinin alınması hâlinde bu işlemin cumhuriyet savcısının veya savcının yazılı emri üzerine kolluk tarafından gerçekleştirilebileceği ifade ediliyor. Bu da bir OHAL düzenlemesidir.

Üçüncü bir nokta da "Tutukluluğa itiraz ve tahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanır." diyor. Bu da aynı şekildedir ancak bence bu maddeyle ilgili asıl problem şuradadır: Bir kere, hukuk siyasallaşmıştır Türkiye'de, özellikle siyasi davalarda mahkemelerin tarafsız işlediğini düşünmek mümkün değil ve sürekli olarak da bakıyoruz, eğer muhalefet yapıyorsanız, Hükûmetin çok gizli kalmasını arzu ettiği şeyleri deşifre etmeye kalkıyorsanız hemen terör suçlamasıyla muhatap oluyor insanlar. Nitekim, OHAL döneminde FETÖ'yle mücadele maksadıyla birtakım işlemler, eylemler yaparken Hükûmet, açıkça gördük ki üniversitelerde, basında aydınlardan çok sayıda, hatta binlerce insan, ömrü FETÖ'yle mücadeleyle geçtiği hâlde üniversitelerden atılmıştır. Yani bunun bir izah edilir tarafı yoktur, liberal, sol aydınlar atılmışlardır. Hâlbuki siz FETÖ'yle mücadele ediyordunuz, bu yaptığınız iş ile gerekçeleriniz birbirine uymuyor.

Diğer taraftan, baktığımızda, elbette hukuk düzeniyle, yargının işleyiş biçimiyle... Hükûmetin, iktidarın "terör" kavramına bakış tarzında sorun var. Bu sorun ile OHAL yasaları bir araya geldiği zaman, ister istemez tereddütler oluşuyor. Mevcut iktidar, OHAL yasalarıyla, bu düzenlemelerle sopayı göstermesi gereken yerlere göstermek suretiyle seçimlere ulaşmayı hesaplıyor diye düşünme ihtiyacında kalıyoruz. O bakımdan, olağan dönemlerde olağan yasaların yürürlükte olmasının herkes açısından bir güvence olacağını düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Üstelik, bu düzenlemenin terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülmesiyle bağdaşır tarafı yok. Zaten gözaltına alınmış, tutuklanmış birtakım insanlara üç gün mü uyguladım, on iki gün mü uyguladım, bunun terörle mücadeleyi etkinleştirmeyle ne ilgisi var? Gerekçe ile metin arasında bir uyum görmedik yani.