KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, teşekkür ederiz sunumunuz için. Rehabilitasyon projelerini gösterdiniz, iyi yapılmış rehabilitasyon projelerini. Bunlar, bizim yüreğimize su serpmiyor maalesef çünkü olması gereken o, bütün maden sahalarında olması gereken. Asıl, bu araştırma komisyonunun var olma sebebi, rehabilitasyon projesi yapılmayan ve uygulaması yapılmayan yerler yani Türkiye'nin kanayan yarası. Madencilikle ilgili arkadaşlarımın hepsi aşağı yukarı aynı şeyi söyledi. Ben tekraren şunu söyleyeyim: Madencilik bir defa doğaya düşman bir faaliyet, net, madencilik doğaya düşman. Madencilik yapılmasın mı? Madencilik yapılsın. Ülkenin kaynakları belli oranlarda çıkarılmasın mı? Çıkarılsın. Ama kılı kırk yararak yapılması gereken bir iş madencilik.

Bir de, işte ülkemizin kaynakları, biz bunları çıkaracağız, hepsini çıkarmalıyız, bu anlayış da doğru değil. Amerika Birleşik Devletleri kendi madenlerini büyük ölçüde koruyor, milyonlarca yıldır yerin altında, petrol rezervlerini çıkartmıyor. Arap ülkelerindeki, Orta Doğu'daki petrol rezervlerini kendi rezervi gibi kullanıyor. Çünkü sizin toprağınızın altındaki maden, sizin üretim kapasitenizi, sizin teknolojinizi, sizin millî gelirinizi asıl artıracak unsur değil. Bunları artıracak asıl şey, yüksek teknoloji, katma değeri yüksek ürün üretip satmak. Şöyle bir örnek vereyim, ocak ayında Mecliste yaptığım bir konuşmada söyledim bunu: Çok ünlü bir girişimci var Elon Musk diye, biliyorsunuz. Elon Musk'ın ilk kurduğu şirket, PayPal diye bir ödeme aracı olan bir şirket. PayPal'ı 10 milyon dolara kuruyor, bir fikir, bir ödeme aracı. 1,5 milyar dolar satıyor. Oradan payına düşenle 3 tane şirket kuruyor, 3'ünü de biliyorsunuz: Birisi SpaceX, Mars'a şu an uzay aracı gönderen şey; diğeri Tesla; öbürü de SolarCity. Amazon'un sahibinin şu an 179 milyar dolar serveti var, Jeff Bezos. Bu adam da 300 bin dolara evinin garajında kuruyor Amazon'u. Yani Türkiye madenlere muhtaç, bu madenleri çıkarmazsak... Bu madenler milyon yıldır bizim toprağımızın altında. Eğer doğaya zarar veriyorsa, ülkemize zarar veriyorsa bir müddet daha kalabilir. Dolayısıyla en uygun koşulları yaratarak, doğaya zarar vermeden, ekonomimizin gerektirdiği kadarını çıkarmalıyız. Bir defa bu anlayış, bu bakış açısı, hepsini çıkaracağız, bu kadar linyitimiz var hemen çıkaracağız, doğru değil.

Kömürle ilgili konuyla ilgili de... Almanya'da, Polonya'da falan... Bu Komisyon iyi biliyor bu kömürün durumunu, termiğin durumunu; biz İklim Araştırma Komisyonuyuz. Polonya'yı dışında bırakıyorum, Polonya direniyor ama ona da çözüm üretecekler. Almanya, 2038 yılına kadar -ki biliyorsunuz kömür yatakları Alsas bölgesinde çok, Fransa'yla şeyin de çok ciddi kömür yatakları olan bir ülke, yenisini açmıyor zaten de- Almanya mevcut termik santrallerin tamamını kapatmayı taahhüt etti. Fransa 2022 yılına kadar -yenisini açmıyor bunlar, bakın, yeniyi açma planlaması yok, mevcutlardan bahsediyorum- İtalya 2023, İngiltere 2024, Yunanistan 2028, Macaristan 2030, Slovakya 2030... Artırabilirim. Avrupa Birliğinde yeni kömürlü termik santral planlayan ülke yok. Polonya'yı da çözecekler, teknolojisi çok geri, Avrupa Birliği bununla ilgili çalışıyor, onu da çözecekler kendi içlerinde.

İkincisi, Türkiye, enerji konusuna sadece enerji açısından bakamaz. Yani elinizde bir çekiç var, her şeyi çivi olarak görüyorsunuz. Enerji politikaları, Türkiye'nin tüm ekonomi politikalarının, bütünün bir parçası. Şimdi, Avrupa Birliği, sınırda karbon vergisi ve döngüsel ekonomi diye Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde iki ayrı şey getiriyor. Sınırda karbon vergisiyle -Türkiye'nin gelecek önümüzdeki ay açıklayacaklar herhâlde ay sonunda, ay ortasında- 1,8 milyar euro sınırda karbon vergisi ödeyeceğiz. Karbon emisyonumuzu azaltmamız lazım. Azaltabilir miyiz? Azaltırız. Nasıl azaltırız? Çünkü güneşin maliyeti, rüzgarın maliyeti termikten, kömürden daha ucuz. Kaynağımız beklesin toprağın altında, çıkarmak zorunda değiliz. Ve bakın, dünya iklim finansmanına gidiyor artık, tüm dünyadaki yatırım bankaları iklimle ilgili projeleri finanse edecek. Siz, Alpu Termik Santralini 5 kere ihaleye çıkardınız...

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - 7 kere...

MURAT BAKAN (İzmir) - 7 kere ve Alpu'ya yapacağınız, bu kapasite için ödenecek bedeller Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyeli iki katına çıkarabilecek rakamda. Dolayısıyla enerji çeşitliliği derken, bizim şu teknolojiyle çalışmamız lazım Türkiye olarak: Yenilenebilir enerjiden elde ettiğimiz enerjiyi nasıl depolarız? Bunu depolayıp, şey yapabilmek... Ve şu an konutlarda, küçük şeylerde bu depolama teknolojileri gelişmiş. Mesela ben evime güneş enerjisiyle elektriğimi sağladığımda onu depolayacak şarj, akü teknolojileri de -artık neyse- gelişmiş durumda şu anda.

Bir başka konu, Paris. Şimdi, buraya Paris Sözleşmesi'yle ilgili farklı bakanlıklardan bakan yardımcılarımız geldi. Ben 2 bakan yardımcısının konuya vâkıf olduğunu burada yaşadık; biri Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı, diğeri Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcımız Mehmet Emin Birpınar, İklim Başmüzakerecisi aynı zamanda biliyorsunuz. Bu 2 bakan yardımcımız burada Paris'e ve Paris'in Türkiye'ye ne getireceğini ne götüreceğini sonuçlarını biliyorlar. Ama buraya 1 Enerji Bakan Yardımcısı arkadaşımız geldi, dedi ki: "Paris bize azaltım dayatıyor. Biz ek 1'den çıkmazsak başka ülkelere para yardımı yapmak zorundayız." Bunlar doğru değil. Yani devlet politikası oluşuyor, Dışişleri Bakan Yardımcısının, Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısının söylediğini Enerji Bakan Yardımcısı bilmiyor. Ben dedim ki: "Hayır, yanılıyorsunuz, mutlak azaltım getirmiyor Paris Sözleşmesi. Her ülkenin bir niyet beyanı var, ulusal katkı beyanı var. Katkı beyanının da siz yapacağınızı söylüyorsunuz. Türkiye 2 katına kadar artırıp oradan yüzde 20 azaltacağını söyledi."

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Artımdan azaltımı kastetti.

MURAT BAKAN (İzmir) - Ama o bir azaltım değil zaten, 2 katına kadar artıracağınızı söylüyorsunuz.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Artımdan azaltımı kastetti, ben de dinledim, onu kastetti.

MURAT BAKAN (İzmir) - Tutanaklarda var, ben düzeltim yani.

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Tamam, peki.

MURAT BAKAN (İzmir) - Şimdi, dolayısıyla, Türkiye'nin bir mali yardım yapma durumu da yok çünkü o ek 2 listesindeydi, ek 2'den -Sayın Bakanım çok defa söyledi- Cancun'dan çıktı zaten. Siz Enerji Bakanlığı olarak, Türkiye'nin ulusal çıkarı da bunu gerektiriyor, Paris'le ilgili yaklaşımınız ne? Bir.

İki: Yeni termik santrallerin, -20'nin üzerinde sanırım, bize o rakamı söylerseniz burada, biz de öğrenmiş oluruz- mevcutların planlanması durumu... Türkiye kömürden, fosil yakıttan çıkması gerekir, ne tarihe kadar çıkmalı, bununla ilgili planlamanız var mı?

Bir başka konu, dünya elektrikli araçlara dönüyor biliyorsunuz ve biz ciddi anlamda -petrol üreticisi olmadığımız için- Türkiye'nin cari açığının sebebi petrole verdiği para. Dolayısıyla, bizim yenilenebilir enerjide bu kadar güçlü potansiyelimiz varken, elektrikli araçların teşvik edilmesi gerekirken, siz elektrikli araçlardaki vergi muafiyetini kaldırdınız. KDV'si diğer araçlarla aynı rakama çıktı sanırım, ÖTV'si, KDV'si düşüktü orada bir şey oldu, tekrar onları artırdınız. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -TOGG çıkınca ortaya indireceğiz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, TOGG çıkmadan niye böyle bir şey yapıldı? Onu öğrenmek istiyorum.

Şimdi, millî parklarla ilgili arkadaşlarımız söyledi, ben onu söyleyeyim ama şöyle bir şey yok: Türkiye sulak alanlarımız, millî parklarımız, tabiat parklarımız, özel çevre koruma bölgelerimiz, ÖÇK'lerimiz bunların hepsi olması gerekenin çok daha az miktarda. Yani Türkiye'nin sulak alan miktarına göre sulak alan sayısı az. Örneğin 100 sulak alanımız var ama 10 tanesinden -varsayıyorum yani bunu bir rakam olarak söylemiyorum- daha azı.

Yine, millî park ilan edilmesi gereken çok alanımız, özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesi gereken alanlarımız ilan edilmedi. Dolayısıyla, bu ÇED süreçlerini çok önemli kılıyor. Yani bizim gerçekten millî varlığımız olan yerlerde madem projeleri var.

Siz şey yapmadınız ama TEMA'nın sunumunda ben burada görmüştüm ekranda onu arkadaşlara getirttim. Bakın, bu Kaz Dağları'nın haritası şurada Kaz Dağları'nın yüzde 79'u -Tabii, Kaz Dağları denince sadece millî parktan sınırlı olarak görmemek lazım. "Bu millî park alanında değil." diyorsunuz ama millî parkın yanı yine orman çünkü orada o, bölgesel bir şey olduğu için, o ekosistemin tamamı bir bütün- madenlere ruhsatlı Sayın Bakan; Kahramanmaraş'ın yüzde 58'i madenlere ruhsatlı; Burdur ve yöresinde yaklaşık 950 bin hektarlık alanda 571 adet taş mermer ocağı var. Bu ocaklarının yüzde 35'i ormanı, yüzde 40'ı mera alanını yok etmiş, ortalama ocak işletme şeyi 14,54...

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) -Sulak alan.

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, sulak alan.

Yani çevre etki değerlendirmesi aranmıyor küçük projelerde. Dolayısıyla, küçük küçük bir sürü proje yaparak o ÇED sürecini aşıyorlar, büyük çaplı maden tesislerine dönüşüyor, 228 tane ocak var o bölgede. Yani mevzuya biz hep beraber... Bu Türkiye'nin ulusal güvenlik meselesi. Yani bu iklim krizinde de enerji politikaları çok önemli ama bu ülkenin diğer bakanlıklarında olan hassasiyet ne yazık ki Enerji Bakanlığında yok diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim tekrar, şimdilik benim söyleyeceklerim bu kadar.