KOMİSYON KONUŞMASI

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle konuşmak üzere olduğumuz kanun teklifi turizmi teşvikle ilgili. Ben Komisyonun bir üyesi olmamama rağmen, turizmle ilgili teşvikleri vereceğiz diye merak ettim ve bu Komisyona geldim ama gördüm ki ortada bir teşvik yok. Ben teşvikten ne anlıyordum? Şunu bekliyordum: Turizm sektöründe işletmeler var, küçük olanı var, büyük olanı var, çalışanlar var, bunların problemleri var. Turizm sektörü, Türkiye için çok stratejik bir sektör. Dolayısıyla onunla ilgili bir şeyleri görüşeceğiz ama gördüğüm tabloda tam tersi var. Turizmle ilgili cezalar var, cezalandırma rakamları var. Üstelik burada da adaletsizlikler var. Büyük olanı da küçük olanı da aynı sepete koyduğumuz bir mantıkla cezalar var. Para cezalarının alt ve üst sınırları, limitleri kanunda belirtilerek işletme sınıfına göre söz konusu para cezalarının uygulanması Bakanlıkça çıkartılacak bir tebliğle uygulanmalıdır, buradan bunu öneri olarak sunmak isterim.

Ben, pandemi döneminde -bütün dünya ülkelerinin yaptığı gibi- turizm teşvikinden şunu anlıyorum: Değerli arkadaşlar, doğrudan gelir transferi sağlamadığınız sürece turizm sektörünün temel problemlerini çözemezsiniz. En temel nokta doğrudan gelir transferidir. Bunu özellikle belirtmek isterim ve yine kısa çalışma ödeneğiyle ilgili uzatmanın da çok önemli olduğunu ama burada olmadığını görüyorum. Peki, bu yasada ne var? Yasa bir ihtiyaçtan doğar ama bu yasada rövanşist duygular var. Görüyorum ki aslında bu yasa Muğla, Aydın, İstanbul gibi ağırlıklı olarak iktidarın elinde olmayan büyükşehir belediyelerinin yetkilerini ve kaynaklarını kısıtlama yasası. Çok açık bir şekilde bunu söylemek isterim. Ne alaka diyebilirsiniz ama ben sadece basit bir noktadaki kelimeden bahsedeyim. Örneğin misafirhaneler. Kamu kurum ve kuruluşlarının misafirhaneleri için istisna getiriyorsunuz ya, orada bile belediyeler demekten imtina ediyorsunuz. O yasanın içinde bile yasanızın ruhu var. Onu görüyorum ben, onu özellikle söylemek isterim. Peki, ne var burada? Kanal İstanbul sevdanız var. Diyorsunuz ki: "İç sular." "İç sular" deyince neyi anlıyoruz? Kanal İstanbul, Salda Gölü, baraj yaptırdığınız yerler, nehirler; bunları anlıyoruz değerli arkadaşlar ve buralardaki tasarruflarınızı anlıyoruz, bunların hepsini görüyoruz. Dolayısıyla başka ne var yasa teklifinde? Vizyonunuzu ortaya koyuyor. Bakın, turizmle ilgili kullandığınız kelimeler ne? Lüks çadır. Terminolojiye bak, yasal değil. Başka ne var? Günübirlik tesis. Bakın, yedi yıldızlı otelleri konuşan Türkiye günübirlik tesisleri konuşur hâle gelmiş. Vizyonunuzun göstergesi bu kelimeler değerli arkadaşlar. Bu kelimeler hangi hukuki terminolojiye ve hangi turizm terminolojisine sığıyor? Ben neyle ilgili olduğunu merak ediyorum. Üstelik bunların yapısal sorunları ayrı, sahillerde yapacağı tahribatlar... Vesaire, vesaire demiyorum.

Başka bir nokta, herkesten alıp, belediyeden alıp Bakanlığa... Ve diyorsunuz ki: "Dinamizmi sağlayacağız." Bakın, bir şey söyleyeyim değerli arkadaşlar: Burada nasıl dinamizmi sağlıyoruz ya? Ha bire mekanizma artırarak. Birinci izni aldın, ikinci izni aldın, on beş gün süre verdim, 20 bin ceza verdim. Böyle dinamizm mi artar? Sonra size kim dedi ki Türkiye'nin en gelişmiş organları yerel yönetimler? Bu organların turizm konusunda yeteneksiz olduğuna siz nereden karar veriyorsunuz. Bu kadar belediye, bütün bu kadar belediye personelinin; birikimi yok, bunların yeteneği yok ama şimdi sizin yeni oluşturacağınız bakanlıktaki kadroların yeteneği var, öyle mi? Yani Sayın Başkanım, siz de belediye başkanlığı yaptınız. Fatih'teki belediye personeli Fatih'teki tarihî yerleri tanımıyor ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bu konudaki uzman personelleri tanımıyor, kültür daire başkanları tanımıyor ama Bakanlığın oradan buradan göndereceği personel tanıyor ve iyi denetim yapacak öyle mi ve bu bize bir dinamizm sağlayacak?

Değerli arkadaşlar, yöntem yanlış, böyle bir dinamizm olmaz. Turizmin dinamizme ihtiyacı varsa bile bu böyle olmaz. Bir şey soracağım size: Yollar üzerinde de konaklama tesisleri var turizmle ilgili. Ulaştırma Bakanlığının emrinde değil mi? Ulaştırma Bakanlığı izin veriyor mu? Ben size örnek göstereyim: Başakşehir'de niye yıktınız? 400 milyonluk yatırım yapıldı. Bahçeşehir'de, Ispartakule'de yıktınız. Niye oraları önceden denetlemediniz? Ben size başka örnekler de veririm değerli arkadaşlar. Türk dilinin gelişmesini hepimiz istiyoruz ama Yunus Emre Kültür Vakfının Okçuluk Vakfıyla ilişkileri ortaya çıktığında, sabahtan beri belirtiğiniz bu denetimlerin ve bu amacın doğru yerine getirildiğini söyleyebilir misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN TAHİR AKYÜREK - Özgür Bey, bir dakika ilave süre veriyorum.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Peki.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bu taksi -ben taksi diyorum- bu yeni bir taksi modeli. Beş yıldızlı otellere 5'er araç, İstanbul'da 500 tane beş yıldızlı otel varsa 2.500 araç, Antalya'da 1.500 tane otel varsa 7.500 araç. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin elinden yetkiyi al, sen pratik olarak otellere, Bakanlığa ver ve burada kendin o yetkiyi kullan. Şimdi adalet mi bu, hak mı bu, hukuk mu bu? İstanbul'un UKOME'sinden, İstanbul'un Büyükşehrinden, Antalya'nın UKOME'sinden, Antalya'nın Büyükşehirinden siz bu işleri daha mı iyi biliyorsunuz değerli arkadaşlar?

Hepinize saygılar sunuyorum.