| Komisyon Adı | : | BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU |
| Konu | : | Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3427) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 03 .03.2021 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, sevgili bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bütün konuşmacıların dikkat çektiği konulardan biri torba yasadaki 2'nci madde özellikle. Demek ki burada milletin menfaatine herhangi bir şey yok. Ben de 2'nci madde üzerinden değerlendirmede bulunmak istiyorum. Şu anlaşılıyor ki, iktidar faiz baronlarının dostu olduğunu bu maddeyle bir kez daha gösterdi. Ne yazık ki pandemide işsiz ve gelirsiz kalan milyonlara, iflasa sürüklenen esnafa destek vermeyen iktidar, sıra yandaş şirketlere gelince yine kesenin ağzını açtı. Elimizde mini bir torba var, torba mini fakat rant dev gibi. Halka külliyen zarar var bu torbada. Otoyol, köprü, şehir hastanesi gibi büyük altyapı ihalelerini kazanan ama bankalardan kredi alamayan yandaş şirketlerin imdadına koşan iktidar, bu yasa teklifiyle bu şirketlerin alacağı borca da kefil olacak. Elimizdeki teklifin 2'nci maddesinin gerekçesi yabancı kreditörlerin şirketlere borç vermeye yanaşmamasına dayanıyor. Gerekçede bahsedilen "finansman teminindeki aksaklık" cümlesi bunu açıkça ifade ediyor. Gerekçede denilmek isteniyor ki: "Yabancı kreditörler genel müdürlüklere güvenmiyor, direkt Bakanlık kefil olsun." Hazine garantisi yetmiyor, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ihaleyi alan şirketin artık borcuna da kefil olacak. Aslında Karayolları Genel Müdürlüğünün yapacağı borçlanma içerikli anlaşmalara Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının tüzel kişiliği kefil edilmektedir. Nasıl mı? Zaten kanunda mevcut olan kredi üstlenimi yöntemine ek olarak borç üstlenimi yöntemi getiriliyor. İkisi arasındaki tek fark, birinde garantörün ilgili kamu idaresi, diğerindeyse Hazinenin olmasıdır. Yeterli ödeneği olmayan bir idare üstlendiği krediye ait yükümlülüklerini yerine getiremeyebilir ancak Hazine tarafından üstlenilen borçların ödenmesi aşamasında ödenek şartı aranmaz, Hazine gerekirse borçlanarak ödemesini yapar. Türkiye öyle bir darboğaza sokulmuştur ki artık uluslararası kreditörler garantinin, garantinin garantisi istemek noktasına gelmiştir. Yandaş müteahhitler, borç parayla döviz bazında borçlanarak bu projeleri gerçekleştirmektedirler. Artık borç verenlere Karayolları Genel Müdürlüğü üzerinden verdiği gelir talep garantileri yetmemektedir çünkü bu yolla yapılan ihaleler artık Türkiye ekonomisinin taşıyabileceğinden daha ağır yükler getirmektedir. Tabii, burada insanın aklına şu da geliyor: Yabancı bankalar bu projelerin ilerde iptal olacağını tahmin ediyor, bu yüzden bu şirketlere kredi vermek istemiyorlar. Muhtemelen demişlerdik ki: "Krediyi ancak kamu kefaleti garantisiyle veririz. Bu projeler sonradan iptal edilirse biz paramızı devletten alalım." Eğer durum buysa bu geleceğe ipotek koymaktır, buna da kimsenin hakkı yoktur. Şu mu isteniyor acaba diye sormadan edemiyoruz: Yandaş müteahhitler borç bulabilsin diye müdürlükler üzerinden verilen borç üstlenimi garantisi yetmiyor da vatandaşlar tek tek gidip bu borçlara kefil mi olsun? Bu mu isteniyor? Oldu olacak Anayasa'ya hüküm koyalım, 18 yaşını dolduran her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gidip 5'li çetenin kamu-özel iş birliği projelerine gelir garantisi için, kredi borçları için senet versin; el insaf!
Değerli arkadaşlar, bu kadar büyük projelerde zaten gelir garantisi veriliyor, bir de kredi için garanti veriliyor şimdi. Özel sektör, hiçbir riski üstlenmeyecekse neden bu projeleri fahiş fiyata özel sektör yapıyor? Bunun adı peşkeştir. Gelir garantisi ver, yabancı kredisine kefil ol, buna da hep beraber "Dur!" dememiz lazım.
Değerli arkadaşlar, kimseye garanti yok bu ülkede, yandaşlar hariç. Bir tarafta baba oğul borç batağında olduğu için intihar edenler, diğer tarafta borçlarını sildiren yandaşlar. Bir tarafta, iş yerine "Namuslu bir şekilde battık..." Bakın, kamuoyunda da en son görüldü diyor ki vatandaş: "Namuslu bir şekilde battık, devren satılık." dükkânını satışa çıkarıyor.
Bir tarafta, iş yerini "Namuslu şekilde battık." pankartı asarak satışa çıkaranlar, diğer tarafta hazine garantileriyle tüyü bitmemiş yetimin kursağındaki lokmayı söküp alanlar. Bakın, esnaf bu pankartla beraber diyor ki: "Elektriğimizi kestiler, internet aboneliğimizi iptal ettiler, kızım EBA'ya giremiyor, evimden internetim kesildi, ödeyemedim. Öğretmeni kızımı arıyor 'Derse girmedin.' Diye, nasıl girecek; yok, yok, yok."
Esnaf haklı, esnafa yok. İşçi, çiftçi haklı; işçiye, çiftçiye yok. Emekli haklı, emekliye yok. Kime var, kime var arkadaşlar? Yandaş şirketlere var. Ne var? Hem gelir garantisi var hem borçlarına Hazine kefaleti var. Biraz önce burada konuşuldu, "Belediyelere de Hazine garantisi veriliyor." denildi. Belediyelere Hazinenin garanti vermesi yıllardır uygulanan ve bütün dünyada ülkelerin uyguladığı bir yöntem. Sonuçta, belediye de devletin tüzel kişiliği olan bir organı. Burada asıl sorulması gereken soru şu: Biz neden Hazine olarak, Bakanlık olarak, özel bir şirketin aldığı, hem de faiz baronlarından, yabancı bankalardan aldığı dolar, euro cinsi ne olduğu belli olmayan, riskini bilmediğimiz, bütçeye ne yük getireceğini bilmediğimiz kredilere kefil oluyoruz? İsterseniz -amiyane tabirle- 5'li müteahhidin eşinin dostunun aldığı araba, ev, yat, villa kredilerine de kefil olalım ülke olarak. Böyle şey olur mu arkadaşlar? Hiç risk almayacak mı bu şirketler? Milyonlarca işçi var, hepsi yarın kapının önüne konulabilir. Geçtim gelir garantisini, çalışma garantileri yok. Esnaf pandemi kirasını ödeyemedi, iktidar çıkıp "Hazine kefil olacak." dedi mi? Hayır. Hazineyi kefil yapacaksak eğer çiftçimize kefil yapalım. Çiftçinin traktörüne haciz konuluyor, borçları yapılandırmaya bile girmiyor, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin faizleri uçuşa geçmiş. Hazine, üreticinin, çiftçinin, tarlasını her türlü zorluğa karşı ekmeye çalışanın yanında olsun. Bu ülke, arkadaşlar, okurken aldığı kredi için haciz gören üniversitelilerle dolu. Hiçbirinin ne gelir garantisi var ne de borçlarına kefil garantisi var. Yetti artık, üç beş faiz baronunu beslemek yetti, birkaç yandaşa paramızı peşkeş çekmek yetti.
Bu kanun teklifi mutlaka geri çekilmelidir diyorum, saygılar sunuyorum.