| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal'ın, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nun 42'nci maddesi gereğince Merkez Bankasının faaliyetleri hakkında Komisyonu bilgilendirme sunumu |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 25 .12.2020 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Merkez Bankası Başkanımız ve değerli bürokratlar; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Her şeyden önce bu toplantının verimli olmasını diliyorum, ülkemizin geleceğine katkı sağlamasını temenni ediyorum. Elbette, Merkez Bankası Başkanının değişmiş olmasıyla birlikte Merkez Bankamızda yeni, bağımsız, itibarlı bir yapının tekrar oluşacağı umudu devam etmektedir. Bu umudun da gerçekleşmesini diliyorum ancak şunu biliyoruz ki ekonominin geneline yönelik olarak politika üretme gücü sadece devlettedir. Devletten başka hiçbir güç ekonominin genel göstergelerini düzenlemek, iyileştirmek maksadıyla bir politika uygulayamaz ama devlet dediğinizde veya kamu dediğinizde de o ekonomi politikalarını uygulayan birimler farklı farklıdır. Türkiye açısından olaya baktığımızda elbette Merkez Bankası, ekonomi politikalarında en önemli yeri tutan bir kuruluştur. Para politikaları, Merkez Bankamız tarafından uygulanmaktadır ama bununla birlikte diğer bağımsız kuruluşların yine para politikasına yönelik küçük ayarlamalar yaptığını yakın geçmişte gördük.
Ama bunun dışında, para politikası dışında maliye politikası da son derece önemlidir. Maliye politikası, kamu gelirlerinin ve giderlerinin miktar ve bileşimlerini ayarlamak suretiyle ekonomiyi etkilemeye yönelik politikalar ortaya çıkarmaktadır. Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanlığı -bildiğiniz gibi- etkilidir.
Fakat sınırlar bununla da kalmıyor, Türkiye'de hâlâ kamu işletmelerinin piyasada önemli bir hacme sahip olduğunu düşünecek olursanız, bu kamu işletmelerinin faaliyetleri de en azından sınırlı da olsa genel ekonomi politikalarını etkileyecek sonuçlar ortaya çıkarabilir ama tüm bunların ötesinde, elbette ki yasama yetkisi, Sayın Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yine aynı şekilde ekonominin genel gidişi üzerinde etki yapacak bazı düzenlemeleri ortaya çıkarmaktadır. Bundan anlatmak istediğim şey şudur: Elbette Merkez Bankamız önemlidir ve elinde ekonominin genelini etkileyecek önemli araçlar vardır ve bununla bağlantılı olarak da ekonomideki kötü gidiş karşısında piyasalar hemen gözlerini Merkez Bankamıza dikmektedir, güven duyabilmek için de Merkez Bankasının niteliğine, yapısına ve özelliklerine odaklanmaktadır.
Son dönemlerde, Merkez Bankası bu konuda önemli ölçüde itibar kaybetmiş bir kuruluşumuzdur. Merkez Bankalarının millî olması lazım ve bağımsız olması lazım, yani piyasalar üzerinde itibarının olması lazım. Biliyorsunuz, Osmanlı döneminde merkez bankası görevini Osmanlı Bankası yürütüyordu. İsmi Osmanlı Bankasıydı fakat millî bir banka değildi, başta İngilizler, Fransızlar olmak üzere yönetimi yabancılara ait bir bankaydı. Daha sonra, Birinci Dünya Savaşı yıllarında savaşın finansmanı için para basmayı reddettikleri için, Osmanlı Devleti, savaşın finansmanında sıkıntıya düşünce 1917 yılında Osmanlı Bankasının merkez bankası fonksiyonlarını iptal etti, onun yerine İtibar-ı Millî Bankasını kurmuştu ama bir sene falan sürdü, bu banka, tarih oldu.
Bizde merkez bankacılığı cumhuriyetle başlamıştır, 1930'dan itibaren başlamıştır, millî ve bağımsız bir banka olarak kurulmuştur; böylece günümüze kadar gelmiştir. Ama ittihatçıların merkez bankasına kısa ömürlü de olsa "İtibar-ı Millî" ismini koymaları önemli, bir "millî"si var işin, bir de "itibar"ı var, yani bağımsızlığı var. Ta o dönemde, savaş koşullarında bile bankanın itibarının ne kadar önemli olduğunu keşfetmişler, özellikle Merkez Bankasıysa bu.
Şimdi bakıyoruz, bu saydığım tüm politikalar, ekonomi politikalarını uygulayan kurumlar üzerinde Sayın Hükûmet var. Sayın Hükûmet Maliye Bakanlığı üzerinde ne kadar etkiliyse, Türkiye Varlık Fonunun Başkanı olarak o çatı altındaki kamu iktisadi kuruluşlarına ne kadar hâkimse şu yakın geçmişte de Merkez Bankası politikalarına o kadar hâkim olmuştur. Öyle ki Merkez Bankası başkanlarından birini faizi fazla artırdığı için almıştır, daha sonra, düşen faiz ortalığı karıştırınca bu sefer "Faizler çok fazla düştü." diye almıştır diğerini. Bakıyoruz, 2019 Haziranına, politika faizi yüzde 24'e çıkmış, o günkü enflasyonun 9 puan üzerinde, bir yıl sonra, 2020 Haziranına bakıyoruz, politika faizi 8,25, o günkü enflasyonun 4 puan altında; yani, bir bakıyorsunuz, enflasyonun 9 puan üstünde bir politika faizi, bir bakıyorsunuz, 4 puan altında bir politika faizi. Yani iş böyle yönetildiği zaman, böyle devam ettiği zaman, ister istemez Merkez Bankasının uygulayacağı politikaların piyasada yaşanan sorunlara çözüm oluşturabileceği konusunda güven ortadan kalkıyor. Güven ortadan kalktığı zaman, hiçbir kurumun uyguladığı, devletin topyekûn uyguladığı politikaların inandırıcılığı olmaz, inandırıcılığı olmadığı için de işlerliği olmaz, etkisi olmaz, faydası olmaz. Siz bir hedef belirlerseniz de o hedef sürekli tutmaz hâle gelirse... Zaman zaman orta vadeli programlara göre kur hedefi belirleniyor, kur hedefi hiç tutmuyor yani devletin belirlediği hedefe uyan yatırımcı, ihracatçı, tasarruf sahibi batıyorsa bir süre sonra devletin ve kurumların itibarı kalmadığı zaman, piyasalar ona uymaz çünkü aman Merkez Bankasına inanırsam benim geleceğim yok, iflas ederim diye düşünmeye başladığı zaman, sizin uygulayacağınız politikaların hiçbir anlamı kalmaz. Bu son derece önemli.
Şimdi, ben umutlanmak istiyorum fakat Sayın Merkez Bankası Başkanımızın çok uzun süre her tarafa müdahale etme alışkanlığı olan Sayın Hükûmetle beraber çalışmış olmasından dolayı da biraz tedirginliğim var, açık söyleyeyim. Neden? Bu kadar problemsiz, bu kadar uzun süre çalışan bir bürokratımızın veya eski siyasetçimizin diyelim, görünmeyen taviz alanları var demektir; bu, beni ürkütüyor aklıma geldiği zaman, yeni dönemle ilgili olarak korkutuyor. Yani Sayın Hükûmetin de hükûmet etme biçiminde çok farklı boyutlar var. Yani birini yetkilendirir, bir başkasıyla onu tokatlar veya birine çok geniş yetkiler verir, sonra başka birini onun yetkilerini baypas edecek bir işle yönlendirir. Bu dengeler içerisinde bağımsız bir Merkez Bankası Başkanı olarak işi kuralına göre, Merkez Bankası onuruna, itibarına göre yürütmenin çok büyük zorlukları olduğu kanaatindeyim.
Bakın, bu faiz takıntısı. Bu faiz takıntısının nereden geldiğini ben biliyorum. Bizim gençlik yıllarımızda -biliyorsunuz Sayın Hükûmetle aynı yaştayım ben- çok fazla yazar, çizer yoktu, Üstat Necip Fazıl her konuda otoriteydi, otorite olmadığı bir konu yoktu. Çok sohbetinde bulunmuşumdur yani Sivas'tan Ankara'ya kadar arabada beraber seyahat etmişizdir, konferansını dinlemişimdir, konferansının takdimlerini yapmışımdır. Onun, arada bir söylediği bir cümle vardır.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sürenizi uzatıyorum.
Buyurun lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Affedersiniz, biraz kaba bir cümleydi ama üstat söylediği için ben tekrar edeceğim, o, "Enflasyon faizin piçidir." derdi. Şimdi bu cümle o dönemdeki bizim kuşağın ekonomi bilgisinin tamamını oluşturuyordu. Şimdi bakıyorum o günden bugüne, o kuşaktan birinin dilinde o söz hâlâ ekonominin temel kuralı olarak devam ediyor. Hâlbuki...
CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Sezai Karakoç'un İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü'nü de unutma, okuyorduk gene.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O gene bir analiz yapıyor, öbüründe analiz yok ama şöyle bir durum da var işin içinde.
RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Ben, misafir üye olarak bu dilin uygun olmadığını düşünüyorum; Komisyonda, Mecliste kim söylerse söylesin tekrarlanmaması lazım.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Evet, bu kelimeden dolayı bir rahatsızlık duydu tabii, üyemiz. Bir alıntı olarak yapıldı ama tırnak içinde olduğunu özellikle vurgulamak istiyoruz.
KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sayın Başkan, küfür değildir yalnız o, tarımsal üretimde kullanılan bir kelimedir.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Üstada ait bir laf olduğunu, burada söylenmesinde yer olmadığını ama üstada ait olduğu için özel olarak kimseyi rahatsız etmeden söyleyeceğimi ifade ettim.
GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Tarımda kullanılıyor.
RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Kime ait olursa olsun ben rahatsızlığımı konuştum. Ben de onu ifade etmezsem rahat edemezdim, onun için söylemek istedim, kayıtlara geçmesi açısından Meclise uygun bir dil değil, kim söylerse söylesin tekrarlanmamalı.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O zaman topyekûn üstadı reddediyoruz burada arkadaşlar. Bu faiz konusundaki görüşünü de bir tarafa atıyoruz. Katılmıyor musunuz?
RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) - Orasını bipleyebilirdiniz.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Evet, artık karşılıklı devam etmeyelim. Siz, hassasiyetinizi ortaya koydunuz; teşekkür ederiz.
Buyurun.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Makaslasam hiçbir şey anlaşılmaz, onun için makaslamadım.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir de şu var yani bazen yöneticiler yani en tepe yöneticileri, kastediyorum, özel bir sonuç elde etmek istediği zaman genel kavramlar kullanırlar. Sayın Hükûmetin bazı özel, spesifik sonuçları almak için bu özel kavramı da kullandığından şüphem yoktur. O arada spesifik bir olay için düşük faize ihtiyaç varsa onu o kavram etrafında genelleştirme ihtiyacı da duyabilir. Onun için kimse kendi tutkularından, duygularından bağımsız değildir ama kurumların kolektif bir hafızası olması lazım, kolektif bir kültürü olması lazım, o kolektif kültürün ilkeleri, prensipleri olması lazım, o ilkelerin, prensiplerin bireylerin hevâ ve heveslerinden bağımsız olması lazım, kamu menfaatini devşirecek nitelikte olması lazım. O bakımdan "Aman, bu bizi istediği zaman alır, kenara koyar, kendimizi kurtaralım, yolumuza devam edelim. Zaman ayakta kalanların lehine işliyor, şu badireyi atlatalım, ileride zaman ne gösterir ama 'Bilmem, bunu uygulamam.' dediğim zaman, kenarda kaldığım zaman kimse beni hatırlamaz, doğru yaptıklarıma da arkadan 'Yanlıştır.' diye konuşmaya başlarlar." diye düşündüğümüz zaman bir kurumun kültürünü, ilkelerini ve bağımsızlığını koruyamayız. Buna iyi sahip çıkılması gerekir diye düşünüyorum.
Bir noktaya da değinerek tamamlamak istiyorum. Şimdi "kurum kültürü" dedim ama orada da tereddütlerim var arkadaşlar. Yani şöyle bir tereddüdüm var: Acaba bizim, yıllardır alışageldiğimiz "Enflasyon hedeflemesi yapalım. Onun için şu araçları şöyle ayarlayalım, para hacmiydi vesaireydi." dediğimiz zaman, Türkiye'nin ekonomik sorunlarıyla ilgili olarak veya uzun vadede Türkiye'nin geleceğiyle ilgili olarak elimizdeki formülün en iyi formül olduğundan emin miyiz? Yani artık, dünyada iyiyi yapanlar kurtarmıyor paçayı, en iyisini yapmak zorundasınız. Eğer siz, iyiyi yapıyorsunuz da dünyanın diğer ülkeleri sizden daha iyisini yapıyorsa günümüz dünyasında geride kalıyorsunuz, geriliyorsunuz ve eziliyorsunuz. Onun için, dünyada en iyiyi yapma zorunluluğumuz var küresel rekabet ortamında; kurumlar olarak da öyle, politika uygulayan yapılar olarak da öyle. Şimdi, bakıyorum ben, bizdeki kurumsal kültürler gelişmiş ülkelerin benzer kurumlarındaki ilkelere göre şekilleniyor. Dünya kapitalist sisteminin tepesinde, piramidin tepesinde oturan bir ülkenin oluşturduğu ve dünyanın kaynaklarını ülkesine transfer ettiği dünya sistemi içerisinde oluşturduğu kurallar ve ayrıntılar bize adapte edildiği zaman bizi kurtarıyor mu yoksa bizde bazı zaaf noktaları mı oluşturuyor? Bunların sürekli test edilmesi lazım. Yani anlatmak istediğim şey şu: Acaba bu para politikası filan uygulanırken elinizdeki veriler nedir, bu verilerin hangisini hangi ölçüte göre ayarlıyorsunuz, buna göre önünüzü nasıl belirlemeye çalışıyorsunuz? Örneğin, dış dünyaya açıksınız, dışarıdan bol miktarda zaman zaman para geliyor, döviz geliyor, sonra bu döviz çekiliyor. Sayın Başkan sunumu sırasında "İşte, dalgalı kur var ve artık, kur, piyasada arz ve talebe göre belirlenecektir." dedi. Acaba bu, sağlıklı bir şey mi? Acaba bazı ayarlamalar yapmak gerekiyor mu? Borsanıza giriyor, çıkıyor; girip çıkarken dünyanın parasını kazanıyor veya geliyor hazır kurulu hizmet sektörlerine yabancı sermaye bol miktarda kâr transfer ediyor; TELEKOM'u alanlar öyle yaptılar, on iki yıl boyunca kârın yüzde 90'ını transfer ettiler ve sonra zararları da Türkiye'nin üzerine bırakıp gittiler. Acaba elinizdeki verilerin ayrıntıları üzerinde de çalışmaya ihtiyaç var mı? Bana göre var. Türkiye'deki cari açığa bakıyorum, sadece doğrudan yatırımların kâr transferine bakıyorum, Türkiye'deki cari açığın yani son on sekiz yılın cari açığının yüzde 40'ı kadar kâr transferi var. Bu kalemleri ayrıntılı olarak inceleyip, izleyip, test edip modelimizi, makro modelimizi daha ince ayrıntıya dayalı olarak klasik ezberlerin dışında şekillendirmemiz gerekir mi gerekmez mi? Ben buna da ihtiyaç duyduğumuz kanaatindeyim.
Sayın Başkana sabrı için teşekkür ediyorum ve başarılar diliyorum.