| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | İstanbul Milletvekili Abdullah Güler ve 43 Milletvekilinin; Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/3261) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 18 .12.2020 |
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Öncelikle, Dernekler Yasası'nın bütünlüklü olarak ele alınması gerekir. Dernekler Yasası'nı bütünlüklü olarak ele almadan, Dernekler Yasası'nı ve derneklerin işleyişini demokratik bir yapıya büründürmeden içerisindeki kimi maddeleri, özellikle de mali kısımlarını düzenleyerek bir sonuç elde etmemiz mümkün değil. Türkiye'nin temel sorunu şudur: Türkiye'de demokrasiyi inşa edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Demokrasiyi inşa edeceksek inşa süreci derneklerden, Siyasi Partiler Yasası'ndan ve Sendikalar Yasası'ndan başlar. Eğer siz Dernekler Yasası'nı değiştirmiyorsanız, Sendikalar Yasası'nı değiştirmiyorsanız her şeyden önce, bizim her birimizin siyaset yaptığı Siyasi Partiler Yasası'nı değiştirmiyorsanız 12 Eylül hukukuyla devam eden bir yasal düzenlemeyi orasından burasından çekiştirerek bir sonuç elde etmemiz mümkün değil.
Şimdi, şunu açık ve net Türkiye son otuz yılda gördü. Kızılay bir dernek mi? Kamu yararına bir dernek. Peki, Deniz Feneri bir dernek mi? O da bir dernek. Deniz Feneri davasını hepimiz hatırlıyoruz herhâlde. Almanya'da yaşanan süreçlerin, Türkiye'de yaşanan süreçlerin tamamını çok iyi hatırlıyoruz. Hatırladığımız bu süreçler bize, topluma, Türkiye halkına yaşatılan yanlış uygulamalar. Bugün, o uygulamaların ana nedeninin gerçek anlamda bir demokratikleşmenin olmadığı hem Dernekler Yasası'nda hem Siyasi Partiler Yasası'nda hem de 12 Eylül hukukuyla hesaplaşamadığımız bir süreci yaşıyoruz. Ama bu yardım toplamalar konusunda Deniz Feneri Derneğine müdahale etmeyenler kamunun yararına, halkın yararına yardım toplayanları... Kırk yıldır, tam kırk yıldır Eskişehir Odunpazarı Belediyesinin aşevine toplanan yardımlara müdahale eden bir sistem var ortada. Eğer siz bu sistemi değiştiremezseniz, yani, demokratik bir anlayışı kendi kafamıza yerleştiremezsek yasal düzenlemeyi hangi boyuta getirirseniz getirin uygulayıcılar eğer demokrat değilse, uygulayıcılar kendisini yasaya bağlı hissetmiyorlarsa bu uygulamada çok ciddi sıkıntılar yaşarız.
Son zamanlarda, üzülerek belirtmek isterim ki valiler, kaymakamlar Adalet ve Kalkınma Partisi'nin il başkanı ve ilçe başkanı gibi davranmaya başladılar ve tamamen keyfiyete dayalı. Halk seçer muhtarı, kayyum atarsınız; halk seçer belediye başkanını, kayyum atarsınız; halk seçer milletvekilini, zindana atarsınız. Ee, şimdi yasa ne olursa olsun kafa demokrat olmazsa, kafa demokrasiden yana olmazsa, kafada birlikte bu ülkeyi huzura kavuşturma ve dünyanın örnek bir ülkesi hâline getirme anlayışı yoksa ne yaparsanız yapın sonucu değiştiremezsiniz.
Burada yapılması gereken iş şudur: Tarafsız bir Cumhurbaşkanı, tarafsız bir vali, tarafsız bir kaymakam, tarafsız bir idari yönetim şeklini yukarıdan aşağıya inşa etmek zorundayız. Bunun da bir tek yolu var... Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurulduğu günden bu yana, ilk kurulduğu zamanlarda iddia ettiği, önüne koyduğu temel hedeflerden biri "12 Eylül yasalarıyla hesaplaşacağız."dı. Bugün 12 Eylül yasalarından değişen hiçbir şey yok. 12 Eylül yasalarını değiştirmediğimiz müddetçe buradaki değişimlerin hiçbirinin bizi sonuca götürme şansı yok.
Bakın, belediyelerin -özellikle pandemi sürecinde- halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere halktan topladıklarını halka yeniden ulaştırmak için yürüttüğü bir faaliyeti valiler keyfî olarak durdurdu. Anayasa'nın verdiği kararı mahkemeler tanımıyor. Zihniyeti değiştirmediğimiz müddetçe bu sorunları çözme şansımız yok.
Gelin, el birliğiyle köklü olarak bir demokratik dernekler yasasını bütünlüklü olarak ele alalım, 12 Eylül hukukundan arındıralım. Bundan arındırdıktan sonra ne vali keyfiyete göre hareket edebilir, ne kaymakam keyfine göre hareket edebilir ne de herhangi bir bakanlık kendi keyfine göre hareket edebilir. Özellikle, pandemi sürecindeki, belediyelerin faaliyetlerinin önüne geçilmesinde yaşadığımız örnek, keyfî uygulamaların bizi nerelere götüreceğini çok somut göstermektedir. Osmanlı döneminde, geçmiş tarihimizde olan yardımlaşma ve dayanışma duygusunu hayata geçirmenin bile önüne geçmeye kalktınız. Yani, mahalle bakkalındaki defterdeki vatandaşın borcunu ödemeye bizi sevk ettiniz.
Bakın, bizim tarihimiz, geçmiş tarihimiz insanlara yardım etmenin önünde engel değildir. İnsanlara nasıl yardım edileceğini, insanlarla nasıl dayanışma içerisinde olabileceğimizi geçmişimizde yaşadık ve yaşattık. İmece kültürü bu Anadolu topraklarında yeşerdi. Dolayısıyla, Dernekler Yasası'nı değiştirirken, düzenlerken, yardımlaşma ve dayanışma duygusunu geliştirmeyi önümüze koyarken para cezalarıyla bu işleri yapma şansımız yok.
Biraz önce Sayın Vekilimiz söyledi, para cezasını hangi noktaya getirirseniz getirin... "Halktan topladıkları paraları cezaya öder." Ha, mallarının tamamına el koyarsınız... Hangi derneğin mallarına el koyduk, bir bakalım: Fetullahçı terör örgütünün kurduğu derneklerin 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar hangi malına el koydunuz? Yasada yok muydu? Vardı. "Caydırıcı miktarda para cezası yoktu." diyorsunuz. Caydırıcı olmayan oranda 1 liralık ceza kestiniz mi? Kesmediniz. Niye kesmediniz? Çünkü onlar sizin siyasal iktidarınızla aynı hatta yürüyordu da onun için. Yolları ayırdı, beraber yürüdüğünüz yoldan farklı yollara saptınız, bu, sorunu çözmedi. Bu sorunu çözmek istiyorsak gelin 12 Eylül hukukuyla hesaplaşalım. 12 Eylül yasalarından Dernekler Yasası'nı tamamen arındıralım ve buna Siyasi Partiler Yasası'ndan başlayalım. Siyasi Partiler Yasası'ndan başlarsak dernekler de kurtulur, sendika da kurtulur, bu ülke demokrasisi de huzura kavuşur diyorum, hepinize teşekkür ediyorum.