KOMİSYON KONUŞMASI

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şu an KİT Komisyonunda Toprak Mahsulleri Ofisimizin 2017 ve 2018 hesapları konuşuluyor. Çok kıymetli katkılar yapıldı. Öncelikle, ben eski bir Hazine Müsteşarlığı çalışanı olarak Hazine gözüyle kurumsal kapasite üzerine birkaç şey söylemek isterim. Sevgili Başkanım, bizim bu KİT'lerin yönetim kurullarının oluşmasıyla ilgili bir sorunumuz var. Şimdi KİT'in yönetim kuruluna bakıyorum:

Kerim Üstün burada mı?

TMO GENEL MÜDÜRÜ AHMET GÜLDAL - Şu an Bakanlık Strateji Başkanı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bakanlık Strateji Başkanı.

Burada mı peki? Yönetim Kurulu üyesi mi?

TMO GENEL MÜDÜRÜ AHMET GÜLDAL - Yok, hayır. İdari görevdeyken unvanı varmış.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yönetim Kurulu üyesi olurken Tarım Bakanlığında iç denetçi mesela.

TMO GENEL MÜDÜRÜ AHMET GÜLDAL - Şu anda iç denetçi.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Arkadaşlar, bir bakanlığın iç denetçisi, denetlediği ve ilgi alanına giren kurumlarda yönetim kurulu üyesi olmaz ama idari göreve geçtiğini söylüyorsunuz. İç denetçiliği ünvanı var. Eğer iç denetçiyse uygun değil çünkü o uluslararası denetim standartları vardır, denetçinin bağımsızlığı durumu söz konusudur.

Şuna bakıyorum, mesela İbrahim Bey bizim zamanımızda hazineciydi, İbrahim Bey de burada galiba, İbrahim Sepici, Hazine ve Maliye Bakanlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı. Yani Dış Ekonomik İlişkiler çok önemli bir yerdir. Bir, Aylin Çağlayan Özcan, Tarım ve Orman Bakanlığı AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürü. Şimdi biz, KİT yönetim kurulu üyeliklerini Hazine ve Bakanlık üst personeline bazen ek bir maaş sağlaması üzerine kullanıyoruz. Arkadaşlar, KİT yönetim kurullarının bu şekilde oluşturulması doğru değil. Bakın, bu kurumun... Az sonra geleceğiz, verimliliğin ne kadar önemli olduğu, planlamanın ne kadar önemli olduğu, mesleki uzmanlığın ne kadar önemli olduğunu az sonra ben de işaret edeceğim, konuşmacılar da işaret etti.

Değerli arkadaşlar, ziraat odalarından biri gelsin, üniversitelerden biri gelsin ve biz Hazinenin bürokratlarına, Tarım Bakanlığının bürokratlarına daha yüksek ücretler ödeyelim çünkü çok ağır sorumluluklar alıyor olabilirler ama bunu o ücret skalası içerisinde yapalım. Biz tutup da yönetim kurulu üyeliklerini sadece ek bir ücretmiş gibi düşünürsek, böyle şey tasarlarsak, böyle kafalar oturtursak -hazinenin pay sahipliğinden gelen ilişkiyi bir köşeye koymak üzere söylüyorum- doğru yapmış olmayız. Onun için KİT yönetim kurullarının oluşmasını bir daha düşünmeliyiz. Zaten uzun zaman yönetim kurulu üyeleri de atanmamış buraya.

Şimdi gelelim kuruluşun amacına. Kuruluşun temelde amacı hububat, afyonla ilgili görevleri de var ama hububat. 2 tane temel misyonu var: 1) fiyat düşüşlerine karşı üreticiyi koruması gerekiyor. 2) fiyat yükselişlerine karşı tüketiciyi koruması gerekiyor. Şimdi bunu yaparken, bu bir sanayi üretimi değil, bu bir tarımsal üretim ve tarımsal üretim iktisatta King kanununa tabidir. Yani ürünün miktar artışları fiyatta ani düşüşlere, miktar düşüşü de ani yükselişlere yol açabilir.

Şimdi, konuştuğumuz piyasanın bir tarımsal piyasa olduğunu düşünürsek bu piyasa üzerinde, bu piyasanın özelliklerine bağlı olarak Toprak Mahsulleri Ofisi üzerine konuşmalıyız ama bu konuşmayı yapabilmek için alt bilgilerini almamız gerekiyor. Şimdi bu kadar ihalesi var, benim en son Kamu İhale Kurumunun internet sitesinde gördüğüm Dreyfus kardeşler diye bir grup vardı, bir sürü ihale bunlara veriliyordu.

Özellikle dış alımlar konusunda raporda bilgi yok, sizde bilgi yok, bu sizin ticari sırrınız olamaz. AK PARTİ milletvekillerinden şunu rica ediyorum: Son dönemde bürokrasiden size bir ticari sır öğretildi. Eğer o yönetim kurulunun, o bakanın özel şirketiyse ticari sırrı vardır ki o ticari sır da... Ticari sırrın tanımı Ticaret Kanunu'nda yapılmış. Şimdi buraya bakıyoruz ihalelerle ilgili bilgi yok, ticari sır. Ona soruyoruz, bankayla ilgili soracağız, ticari sır. Arkadaşlar böyle ticari sır olmaz ve şunu da samimiyetle söylüyorum: İktidarların gelip gidici olduğunu artık siz de görüyorsunuz, sizin için söylemiyorum, bütün iktidarlar için böyledir. Ama bir dönem sanki betonlaşmış gibi düşünüp bunlara göz yumuldu ya, yarın öbür gün buralar aynı zamanda soruşturma komisyonuna dönecek ve bu soruşturma komisyonuna döndüğünde bu işlemlerin "ticari sır" diye kim saklanmasına sebebiyet vermişse hem vicdanen hem hukuken sorumlu olur. Ben bir şey var demiyorum ama olmaması ciddi bir büyük şüphe doğuruyor. İhalelerle ilgili, dış alımlarla ilgili nasıl bir şey olmaz? Ben bu listeyi istiyorum. Bu, benim Anayasa'dan gelen yetkim. Bütün dış alımların ihale yöntemleriyle birlikte, 1 milyon lira ve üzerindeki dış alımların ihale usulleriyle birlikte listesini rica ediyorum.

Şimdi, gelelim kurumsal kapasite meselesine. Kurumsal kapasiteyi bir haşhaş örneğiyle vereceğim. Şimdi, Sayın Genel Müdür söyledi, arkadaşlar biz dünyada haşhaş üretiminin yüzde 45'ine sahibiz ama rapordan bir paragraf okuyacağım size: "Son beş yıllık morfine eş değer opiyat ham madde üretimine ilişkin ortalama dikkate alındığında, Türkiye, dünya yasal haşhaş ekim alanları içerisindeki yüzde 45'lik paya sahip olmasına rağmen, morfine eş değer opiyat ham madde üretimi bakımından yüzde 15'lik paya sahiptir." Yüzde 45'ine sahibiz, yüzde 15'ini üretebiliyoruz; demek ki bir verimlilik artışımız var. Toprak Mahsulleri Ofisi ne yapmış? Bu verimi artırmak için çaba göstermiş, tohumluk vermiş ama hâlâ tam veremediği için bu verimliliği artıramamışız. Verdiğimiz tohumlukta da dünya standardını hâlâ yakalayamıyoruz. Bizim genel anlamda tarımda bir verimlilik sorunumuz var. Şimdi, ben ne yazık ki işte yine söylüyorum, yönetim kurulu oluşması açısından söylüyorum, ben bu konuda konuşacağım ama uzmanı falan değilim. Ama benim gibi uzman olmayan birini konuşturacak seviyedeysek bu ülke kalkınamaz. Arkadaşlar, yine söylüyorum, verimlilik bir tarım teknolojisi işi. Bizim tarım teknolojisini yükseltecek en önemli kurum üniversitelerimiz. Üniversitelerin durumu ortada. Hem üniversitelerin durumu kötü, kötüsü bizden iyi olmasına rağmen kurumla ilgisinin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. En azından yönetim kurulunda üniversiteden akademik kökenli, tarımsal teknoloji kökenli birinin olması -Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Yardımcımız ki Hazine oranın sahibidir, Tarım Bakanlığına nezaketsizlik olmasın diye söylüyorum, arkadaşımız diye söylüyorum- bunun burada olması bunu sağlayabilirdi. Şimdi, sizin verimliliği artırabilmeniz için ölçek ekonomisi gerekiyor. Sonuçta küçük çiftçiler var, ölçek ekonomisi gerçekleşmeyince ölçek ekonomisi kimde oluyor, tüccarda oluyor. Tüccar ölçek ekonomisi güçlü olduğu için Tarım Bakanlığına bastırıyor. Peki, çiftçilere nasıl ölçek ekonomisi çıkaracaksınız? Kooperatiflerle. Kooperatiflerle ilgili bir şey var mı? Hayır, yok. Birey birey küçücük çiftçiler var karşımızda. O küçük çiftçileri ya birleştireceğiz ya birleştireceğiz, birleşmiyorsa biz koruyacağız ama bu mekanizmaya baktığımda ciddi şekilde tüccar, ithalatçı ve büyük üreticiler korunuyor aynı şeyde olduğu gibi; ihraç amaçlı ithalatın desteklendiği gibi. Şimdi, amacımız ne orada? Ya dış piyasada bisküvi satacak. Bizim ihracatçımıza bir avantaj, bir "favor" yapmak istiyoruz ama biliyoruz ki bir sürü bisküvi üreticisi ihracat diye aldığı unu iç piyasaya satıyor. Raporda tespit yok ama böyle bir sürü olayın olduğunu biliyoruz. Sayıştaydaki denetçiler en çok güvendiklerim benim, kişisel olarak da en çok güvendiklerim. Peki, Sayıştay mekanizması bunu sağlıyor mu? Hayır, sağlamıyor çünkü Sayıştay mekanizması bunu sağlamamak üzere kurulmuş; büyük ihtimalle denetçi rapor yazdığında rapor okuma komitesinde o rapor budanıyor, budanmasa bile denetçi üstünde bir baskı var. Peki, denetçi bunu görmezse bize doğru bilgiyle gelemiyor. Bize doğru bilgiyle gelemezse biz de buralara millet adına doğru şeyler söyleyemiyoruz, günün sonunda az gelişmiş bir ülke oluyoruz, az üreten bir ülke oluyoruz ve az gelişmişlik, az üretenlik bizim gelirimizde bir düşüklük olduğu için de ne yapıyor? Günün sonunda insanımız yoksul, çiftçimiz yoksul; o, mercimeğinin fiyatını karşılayamıyor; bu, mercimek alamıyor, hadi bakalım ithalat yapalım. İthalat eskiden yapıyorduk, kur düşüktü. Diyelim ki kur 2 liraydı, 1 dolara mercimek ithal ediyordunuz, 2 liraydı. Şimdi, kur oldu 8 lira, ithal etseniz bile bizden pahalı. Yani bu hataların bizim için bir sonu yok, bu memleket için bir sonu yok. Şimdi, öyle bir dengeye geldiniz ki lisanslı depoculuk iyi bir şey, olması gerekiyor çünkü King kanunu var. Yani ürünü siz kaliteli depolayıp kaliteli nakledebiliyorsanız tarımsal üretimde fiyat mekanizmasını dengeleyebilirsiniz. Ama ben depolamayla ilgili işleri okuduğumda -yani Sayıştay tespitlerine dayanarak söylüyorum- haberiniz yok depolardan. Size biri geldiği zaman depoları gördüğünüz anlaşılıyor. Bir de niye bu kadar özel sektör? Özel lisanslı depoculuk yani kamunun hiç mi rolü olmayacak. Arkadaşlar, bakın, serbest rekabete bırakılacak işler var. Mesela, ihaleler serbest rekabete bırakılabilir. Siz ihaleyi serbest rekabete bırakmayıp çiftçiyi serbest rekabete bırakıyorsunuz. İhalede rekabet yok, çiftçi serbest rekabette, Fransız devletini yanına almış, Fransız çiftçisiyle mücadele etmek zorunda. Allah aşkına, tamam, orada teknoloji de çok yüksek ama Fransız devletinin verdiği teşviki verebiliyor muyuz ki biz Fransız çiftçisiyle mücadele etme durumuna gelelim.

On dakika sürem içerisinde bitiriyorum. Burası teknik bir komisyon, doğru bilgi alırsak doğru işler yapabiliriz, doğru işlerle de memleketi külliyen kalkındırabiliriz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.