| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün 2017 ve 2018 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 24 .11.2020 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Ben de çok teşekkür ediyorum.
Aslında, birkaç soruyla hızlıca başlamak isterim. Birincisi, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü yapan Ahmet Bey, hakikaten içiniz rahat mı? Öncelikle onu sormak isterim, çok önemli bir soru. Nedeni de şudur: Rakamlar verdiniz; 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği zaman 66,4 milyon nüfus vardı, bugün sığınmacılarla beraber yaklaşık 90 milyon bir nüfusa sahibiz. O günle bugün arasına baktığımızda aşağı yukarı 4 ürün: Mısır, ayçiçeği, 2 ürün daha var, bunların dışındaki ürünlerde yirmi yıllık ortalamalarımızın büyük bir kısmı gerilemiş sadece 4 üründe bir artışımız var.
İkincisi, sizce bir ülkenin gıda stoku, tarım ürünleri stoku ne anlama geliyor? Hakikaten pandemi başladığında Türkiye'nin stokları var mıydı? Özellikle stok, depoculuktan bahsetmiyorum. Stok ne anlama geliyor? Bir ülkenin stokları ne olmalı? Kriz, savaş, ekonomik bunalım vesaire kriz dönemleri ve benzeri, işte hastalık meselesi gibi durumlar...
Üçüncüsü, Toprak Mahsulleri Ofisinin temel amacı üreticiyi mi korumaktır yoksa ithalat ve ithalatı yaparken de yabacı şirketleri korumayı mı hedeflemiştir. Elbette, yabancı şirketlerden ürün alırken yerli ithalat lobilerini de unutmamak lazım.
Dördüncüsü, dünyada var mı başka bir ülke ki kendi çiftçisini uluslararası sermayeyle rekabet ettiren? Daha açık konuşmak isterim, bu, çok önemli, Türkiye tarımı ve gıdası açısından. Örneğin, çok çok konuşulan Amerika Birleşik Devletleri, Kanada; bunlar tarımı 2 açıdan desteklerler; birincisi, üreten çiftçiyi desteklerler, insanca bir yaşam, onurlu bir iş üzerinden onların sürekli üretim yapmalarını isterler. Halkının gıda egemenliği ve gıda güvenliği meselesini orada bir devlet politikası olarak, bir hükûmet politikası olarak tutarlar. Öbür taraftan da fazla üretimleri -biraz önce bahsettiğiniz gibi özel ürünler meselesini de- ihracatı teşvik ederek desteklerler. Ne demek istiyorum? Dünya borsalarında buğdayın tonu 200 dolardan 190 dolara düştüğünde Amerika'nın ihracatçısı dönüp iktidara "Bizim buğday tonumuz dünya piyasalarına göre 10 dolar yukarıda kaldı, ne yapacağız? Satamıyoruz." dediğinde hükûmet devreye giriyor, hemen teşviğini veriyor, ihracatçısını destekliyor. Ve oranın hiçbirinde buğday fiyatı, pirinç fiyatı, mısır fiyatı, diğer fiyatlar dünya borsalarına göre belirlenmez, çiftçisinin insanca yaşayabileceği üretimi, sürekli hâle getirip ve sürekli hâlde tutan ve topraklarını eken bir planlama dâhilinde olur. Dünyada bir ülke var ki Türkiye Cumhuriyeti devleti çiftçisini dünya sermayesiyle, büyük devletlerin ticaret bakanlıklarıyla rekabet ettiriyor. Bu nedenle birinci soruyu sormuştum.
Bir diğer soru da şu: İthalat fazlası, ihracat fazlası... Kısaca şunu söylemek lazım: 2017'den itibaren, özellikle Avrupa Birliği süreci müktesebatından sonra çok önemli gümrük vergileri indirimi geldi. Toprak Mahsulleri Ofisine 2017'den beri zaten düzenli olarak, sürekli miktarları artan sıfır gümrükle ithalat izni verilmişti fakat geldiğimiz bu pandemi süreci ve sonrasında yakın tarihte özel sektöre de buğday, arpa, mısır, mercimek konusunda gümrükler sıfırlandı. Madem çok iyi bir tarım politikasıyla ve iyi bir kurum olarak süreci yönettiniz, eğer 2017 yılındaki gümrükler dursaydı, çiftçimiz de ona göre ürününü içeride ve dışarıda satabilme olanaklarına sahip olabilseydi acaba bugün ne durumda olurduk, tarım politikamız nasıl bir Toprak Mahsulü Ofisi meselesi olurdu ve bugün geldiğimiz noktada uyguladığınız dünya borsalarına göre ithalat rejiminin çöktüğünü düşünüyor musunuz?
Ve, son olarak bir iki rakam vereceğim ama şu soruyu da elbette sormak zorundayım: Temmuzdan bugüne çiftçiden 1.650 liraya aldığınız -ben 1.520 liraya sattım bu arada beyaz ekmekli buğdayımı onu söylemek isterim- buğdayı, 1.300 lira dediğiniz mısırı, 1.300 küsur dediğiniz arpayı acaba temmuzda, ağustosta, eylülde, özelikle ekimde gümrükleri sıfıra indirmenize rağmen kaça alıyorsunuz? Ekmek fiyatlarının bugün bu rakamlarla satılamayacağını çok iyi biliyorsunuz, fırınların ve un üretenlerin artık tahammülünün kalmadığını benden de daha iyi biliyorsunuz, paçal mekanizmaları artık devreye girdi, paçal da paçalını çıkarmaya başladı. Dolayısıyla, ekmek kalitesi, ekmek denetimleri konusunda da ciddi bir açmazın olduğunu söylemek isterim.
Kısaca, Toprak Mahsulleri Ofisi elbette fındık alsın iyidir, öbürünü alsın iyidir ama madem kamu bu işin içinde olacaktı, madem kamu kuru kayısıdan tutun da fındığa kadar el uzatacaktı, neden önceki kamu iktisadi teşekküllerini yok ettiniz? Bunun ne anlamı var? Yani, görev zararı varsa, var.
Beyaz et meselesine gelince, şu anda son mısır, soya, buğday, arpa, özellikle mısırda gümrüğü sıfırlamanızdaki amaç beyaz et üreticilerinin artık tahammülünün kalmaması sonrası bir baskıdan kaynaklanan bir durum mudur? Ne yazık ki "Artık Toprak Mahsulleri Ofisinin yeterli mal alabilecek gücü yok. Biz baş edemedik, hadi özel sektör siz ne hâliniz varsa görün. İşte gümrüğü sıfırladım." demekle mi çıktınız?
Son iki rakamı da vereceğim.
Umarım vaktimi doldurmadım, haksızlık etmek istemem.
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Az bir şey kaldı.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Tamam, teşekkür ediyorum.
Şimdi, ithalat ihracat, ithalat ihracat... En başında söyledim, şu anda -Okan Hocam da söyledi- yaklaşık 50 milyon dönüm arazimiz boş ve bunun 35 milyon dönümü 2002 ile 2019, 2020 arasında AKP iktidarında oldu. Buğday... Aslında iyi şeyler de var; dekar başına verim artışı da var; bunlar önemli işler ama bunlar bize ışık veriyor. Bu ışık ne biliyor musunuz? Bu ülkenin çiftçisine, bu ülkenin toprağına, bu ülkenin güneşine ve bu ülkenin gıda egemenliğine, gıda güvencesine önem veriyorsanız, bu topraklarda biz ihtiyacımızı karşılarız demektir. Eğer, 220 kilodan 280 kiloya buğday üretimi çıkmışsa, pirinç üretimi çıkmışsa, dekar başına mısır verimliliği artmışsa bunlar kıymetli şeylerdir ama bunlardan bir ders almak lazım. Mesela, ayçiçeğinde şöyle bir şey yaşıyoruz: 178, 200 kiloya yakın, dekar başına verim gibi bir durumu TÜİK gösteriyor ama bu gerçek değil, böylesine bir durum var. Neden gerçek değil? Benim 50 dönüm yerim var, Trakya Birlik'e üyeyim ama 150 dönümde dışarıdan kiralamışım. Toplam 200 dönüm ayçiçeği üretimini 50 dönüme yazdırıyorum. Yani, böyle de acayip bir durumla karşı karşıyayız.
Son olarak şu ithalat ihracat meselesini paylaşmak isterim. Değerli milletvekili arkadaşlar, iki değerlendirme var. Bir değerlendirme; tarımsal ürünlerin ithalat ve ihracatıyla ilgili. Burada 4 kalem var. Gıda maddeleri, ham maddeler olarak ayrılmış, bunun ithalat ihracatına baktığımızda, 2002'den 2019'un sonuna, hatta yakın tarihe kadar 2020'nin ilk dokuz ayı dâhil 242 milyar dolarlık ihracata karşılık 238 milyar dolarlık bir ithalat var. Dolayısıyla, 3,6 milyar dolarlık bir fazlalık var. On sekiz yıl, üretim birçok alanda yarı yarıya düşmüş, kırmızı mercimek mesela, 880 bin tondan 300 bin tona düşmüşüz ya; mercimek. Kuru fasulye, patates, diğer bütün konular ve şu: Oysa, sadece tarıma dayalı, tarım ve hayvancılık yani küçükbaş, büyükbaş ve buna bağlı arpa, mısır, yulaf, çavdar 111,66 milyar dolarlık ithalatımız var; 81,532 milyar dolarlık da ihracatımız var. Fark 30,134 milyar dolar. Yani biz tarımsal ürünlerde yüzde 100 ithalatçıyız. Şimdi iki değişik; birinde gazoz var, birinde aroma var, birinde gıda maddeleri var, birinde toprak var. Sizin örneklediğiniz gibi yani Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçiyle ilgili... Sanayici yapsın, on katını ihraç etsin, çok kıymetli ama yani biz bu ülkede...
BAŞKAN MUSTAFA SAVAŞ - Süremizi aştık Sayın Vekilim, lütfen son sözlerimizi alalım.
Evet, Sayın Vekilim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bitiriyorum.
Eğer biz bu ülkede 50 milyon dönüm araziyi ekmiyor isek ve tamamen tarımsal girdilerde dışa bağımlı hâle gelmiş isek ve Toprak Mahsulleri Ofisi de bu konuda âdeta -iç piyasayı düzenlemek, çiftçiyi korumak falan dediniz, bunların hepsi keşke gerçekleşse anlamlı olsa- gerçekten sadece ithalat konusunda ön almış görünüyor çok net bir şekilde. Dolayısıyla bu tutumunun değişmesi gerekiyor. Bu konuda düşüncelerinizi de elbette almak isteriz. Yani Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçinin kara gün dostu olmaktan çıkmış, ne yazık ki ithalat lobilerinin esareti altına ve yabancı şirketlerin kontrolü altına girmiş.
Bu soruyu yazılı sormuştum, cevap alamamıştım. Eğer müdürümüz bu konuya cevap verirse bu yaptığımız ithalatları hangi firmalardan yaptık, nereden yaptık? Sadece bunu, çok oluyor yazalı ama burada yüz yüze söylemekte yarar görüyorum.