KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım, değerli bürokrat arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ben İzmir Milletvekiliyim, İzmir'de bir deprem yaşadık, 116 canımızı kaybettik. Deprem sürecinde hem siz hem bürokratlarınız, Bakanlık yetkilileri hepsine sonsuz teşekkür ediyoruz çabalarınız için, orada oldunuz.

Sürecin başında koordinasyonla ilgili birtakım eleştirilerimiz oldu. Daha sonra bizler de davet edildik. Büyükşehir Belediye Başkanımız da koordinasyon toplantılarına katıldı. O bakımdan, bu süreçte, sizin nezdinizde depremde katkısı olan tüm bürokrat arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

Sunumu başından sonuna dinledim. Sunumunuzu dinlediğimizde şöyle bir şey ortaya çıkıyor: Depremle ilgili üstüne düşen her şeyi yapmış bir Bakanlık görüntüsü. Yani, işte, "deprem dönüşümü" diyorsunuz, kentsel dönüşüme, "Burada deprem dönüşümü yaptık." Aslında, bu, doğru değil. Yani sizin depremden sonra yaptığınız işler aslında, bir deprem dönüşümü değil. bugün bir sorumlu aranıyorsa benim kanaatimce, 99 depreminden sonra on sekiz yıldır iktidarda olan -tabii, sizin sorumluluğunuz Bakanlık süresiyle sınırlı- bu iktidarın sorumluluğudur. Yani bu depremde olan yıkılan binaların tüm sorumluluğu, sadece İzmir'le ilgili söylemiyorum, Van'la, Elâzığ'la, bu süreçteki yaşanmış tüm depremlerle ilgili söylüyorum. Burada AK PARTİ milletvekili arkadaşım dedi ki "İşte, biz, İzmir depreminde iyi müdahale ettik. Marmara'da böyle miydi?" Marmara'yı yaşamamış arkadaşım. Ben Marmara'yı yaşadım. Ben, Marmara depreminde ablamı ve eniştemi kaybettim, kendi ellerimle enkazdan çıkardım. On sekiz saat sonra, yeğenimi çıkardım değerli arkadaşım. Marmara'da her şey göçtü. İzmir'de 5 tane bina yıkıldı. Biz, komple yıkılan 5 binadan konuşuyoruz. 2 binadan 1 tanesi yoktu Yalova'da. Devlet yoktu, valilik yoktu, belediye yoktu, hiçbir şey yoktu.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Aynı şeyleri söyledi.

MURAT BAKAN (İzmir) - Hayır, aynı şeyi söylemedi. Lütfen, bir dinle.

Dolayısıyla orada yaşanan yıkım, oradaki arama kurtarma görevlisinin de eşi, çocuğu enkaz altındaydı belki, komşusunun binası yıkılmıştı, başka bir şey yaşandı, 40 bin bina yıkıldı Marmara depreminde. Şimdi bizim şunu sorgulamamız lazım: Marmara depremi gibi bir faciayı yaşadıktan sonra biz, o deprem vergilerini, değerli arkadaşımın az önce söylediği gibi, eğer öyle kullanıldıysa yıkılmış binaları yapmakta niye kullandık? Bizim, bu depremin olmaması için, depremde bu binaların yakılmaması için bu paraları harcamamız gerekmiyor muydu?

Ben sizin televizyondaki konuşmanızı dinledim, sanırım Habertürk kanalındaydı. Burada, Belediye Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve İmar Kanunu'yla ilgili belediyelerin yıkımla ilgili yetkisi olduğunu söylediniz; bunu da doğru bulmuyorum.

Bakın, yine, sunumunuzda diyorsunuz ki: "1990 öncesi yapılan yapılar, 90'la 2000 arasında yapılan yapılar, yıkılan yapılar; yüzde 70 biri, yüzde 30 biri." Bunu siz biliyorsanız böyle bir dönüşümü hiçbir belediye yapamaz, milyonlarca binanın etrafını çevirip, vatandaşı çıkarıp, yıkabilecek belediye yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yıllarca sizdeydi siz de yapamadınız, bunu Cumhuriyet Halk Partili ya da herhangi bir belediye yapamaz; bu, devlet düzeyinde yapılacak bir şeydir. Yani bu binaların tespit edilip tamamının kentsel dönüşümle ya da nasıl yapılacaksa... Ki Gökan Zeybek arkadaşıma katılıyorum, ben İzmir'deki koordinasyon toplantısında da söyledim size, ben hayatım boyunca emsal artışına karşı oldum, beş sene de Cumhuriyet Halk Partisinin İzmir Büyükşehirde Grup Başkan Vekilliğini yaptım ama şu depremde gördüm ki burada bir rant anlamında değil ama o insanların ekonomik koşullarının yetmediği noktada -mesela çatı katı olabilir, kottan kazanılan şeyler olabilir- insanlar binalarını dönüştüremiyorlar. Sosyal donatı alanlarını koruyarak, altyapısını yaparak asgari ölçüde buna bir çözüm hep beraber üretmemiz lazım. Yoksa biz İstanbul'da ne dönüşümler gördük yani kamu alanlarının satıldığını gördük, İzmir'de Mavişehir'de TOKİ, kent spor alanını sattı, rekreasyon alanını sattı arkadaşlar; rekreasyon alanı aynı zamanda deprem toplanma alanıdır, kent spor alanı aynı zamanda deprem toplanma alanıdır Dolayısıyla, bu deprem vergilerinin yerinde kullanılmadığını da AK PARTİ'li milletvekili arkadaşımız "Depremden sonra yıkılan binalarda kullandık." diyerek itiraf etmiş oldu. Burada sorumluluk sizindir, sorumluluğun tamamı sizindir. On sekiz yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, önce bu sorumluluğu almak erdemini göstereceksiniz, ondan sonra bu işi hep beraber nasıl çözeriz, biz de katkıda bulanacağız, çözeceğiz.

Pozitif bir şey söyleyeyim bu sefer: Gökan arkadaşım randevu istemiş, ulaşamamış. Ben telefonla aradığımda size ulaşıyorum, 2 defa aradım, telefonum 2'nci defa çalmadı hem Varank'a hem Birpınar'a da aynı şekilde ulaşıyorum. Bu durumda da iletişim noktasındaki hassasiyetinizden dolayı da teşekkür ediyorum, bu pozitif konuyu da söylemek istiyorum.

Şimdi, bütçe konusu. Bütçe binde 26, sunuma bakıyoruz, sunumdaki kitapçığa bakıyorum: "3 milyar oraya harcadık, 5 milyar oraya harcadık, 10 milyar..." Yani bütçenizin 10 katı yatırım yapmışsınız her nasılsa; binde 26 bütçe. Avrupa Birliği Komisyonunun çevreyle ilgili ayırdığı uzun vadeli bütçesi yani iklim krizinden etkilenmeyecek şekilde uzun vadeli, 2050 yılına kadar ayırdığı bütçe yüzde 25. Dünyanın en önemli sorunu iklim krizi, iklim krizinden daha büyük bir sorun yok. Ülkenin yakıcı sorunları var, ulusal güvenlik bizim yakıcı sorunumuz, eğitim yakıcı sorunumuz, sağlık, pandemi hepsi yakıcı sorunumuz ama arkadaşlar, gezegenimiz ölüyor. Stephen Hawking diyor ki: "Önümüzdeki yüzyılda -daha önce bin yıl diyordu- başka gezegenler aramak zorundayız koloniler kurmak için." Dünya yaşanmaz bir gezegen hâline dönüyor, ölü gezegende gelecek olmaz. Gerçek beka sorunu iklim krizidir, buna para ayırmanız lazım. Paris İklim Sözleşmesi'ni imzaladık ama bizim Parlamentomuzda onaylanmadı Paris İklim Sözleşmesi. Biz Paris İklim Sözleşmesi'ni imzalamayan Sudan'la, Libya'yla, Irak'la aynı pozisyondayız. 186 ülkenin Parlamentosunda imzaladığı Paris İklim Sözleşmesi'ni biz Parlamentomuzda onaylamadık. Parlamentoya gelip onaylanması noktasında Bakanlık olarak sizin ve iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımın aynı duyarlılığı göstermesi gerekir.

Diğer taraftan, ülke sizin yönetiminizde kocaman bir şantiyeye dönüştü, sit alanları yok sayıldı, madencilik için ormanlar, çevre feda edildi. Madencilik çevreye düşmandır yani madencilik yapılmasın mı? Ülkenin kaynakları çıkartılsın; çok dikkatli, kılı kırk yararak yapılması gereken bir iştir ama bizde ülkenin işte, Kaz Dağları, Fatsa... "Salda Gölü'nde millet bahçesi yapacağız." dediniz, oraya iş makinesi girdi yani o kadar uyardık, bağırdık, çağırdık burada, dedik ki: "Dikkat edin, Salda önemli, ulusal değerdir." Dipsiz Göl yani bunlar saymakla bitmez; Cerattepe, Munzur Vadisi... Çok kötü bir karne var çevre bakımından. Olumlu şeyler de gelmiyor mu? Çevre Ajansından bahsettiniz. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Çevre Komisyonu sözcüsüyüm, olumluya olumlu diyoruz ama her gelen kanun, iyi niyetli kanun nasılsa düzenlenirken yozlaşarak geliyor. Komisyonda ben söyledim, depozitoyla ilgili yapılan iş doğru bir iş, biz destekliyoruz ama siz depozitoyla işi niye Kamu İhale Kanunu'nun kapsamı dışına çıkarıyorsunuz? Ne düşünür halk yani böyle güzel bir işi siz Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkartırsanız, 15-20 milyarlık depozitoyu burada bir rant... Bunun altında nasıl bir bakış açısı var? Halk bunu düşünmez mi bugüne kadar ki deneyimlerimizden? 200 defaya yakın değişmiş Kamu İhale Yasası yetmiyor, ondan istisna ediyorsunuz Çevre Ajansını ve o paraları ajansın toplaması da doğru değil. Çünkü depozito dönerse para olmayacak, siz parayı topluyorsunuz, sistemin akışına aykırı. Depozitonun geriye dönmesi yani paranın oluşmaması lazım. Bakanlığa, ajansa o para aktarılsa dönmez ve zaten bunu teklif eden sivil toplum örgütleri de bunu söylediler.

Bir diğer konu Sayın Bakan, plastik. Plastiklerle ilgili kapitalizmin bir adı olsa kapitalizmin adı "plastik" olurdu; çevre bakımından söylüyorum. Dünya plastikle dolmuş durumda, plastikten bir okyanus oluşmuş, nehirlerimizde, denizlerimizde, her yerde plastik var ve biz dünyanın plastiğini ithal ediyoruz. Dünyanın ithal çöp merkezi olduk Çin durdurduktan sonra; 1 Endonezya, 2 Türkiye. Defalarca dile getirdik, burada bir şey olmadı, sadece onunla ilgili herhâlde yüzde 50'ye düşürme gibi bir şey oldu, o da yeterli değil. Plastik atık ithalatı derhâl durdurulmalı. Biz kendi çöpümüzü dönüştüremiyoruz Sayın Bakan ve gelen atık Kemalpaşa örneğinde olduğu gibi depolarda gömülüyor.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Bakan, normal süreniz bitmiştir. Bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

MURAT BAKAN (İzmir) - Peki, hemen başka konulara da geçeyim hızlı bir şekilde.

Kömürlü termik santraller durdurulmalı, yeni projelerde; mevcutların da belli bir süre içinde kapatılacağı öngörülmeli.

Yine, bir iklim kriziyle ilgili; sıcaklıktaki 1,5 ve 2,5 derece civarında bir artış, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 20'siyle 30'unun yok olması demek. Aşırı doğa olayları yangınlar, hastalıklar demek. Yaklaşan tehlikenin farkında mısınız bilmiyorum. İklim krizi demek, hava, su, toprak krizi demek; iklim krizi demek, gıda krizi demek; iklim krizi demek sağlık krizi demek. Sayın Bakan, dünyanın gerçek beka sorunu iklim krizidir. Çünkü ölü gezegende gelecek olmaz, Bakanlığın sunumunda hazırladığı 6 sayfayla da çevre politikası olmaz. Çevre ve şehircilik birbirinden ayrılmalıdır.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Ek süreniz de dolmuştur. Son bir cümle alayım.

MURAT BAKAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.