KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, sevgili bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2021 yılı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, hem yük hem de yolcu taşımacılığında kara yolu taşımacılığının payı oldukça yüksektir. Yurt içi yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 90'ının kara yoluyla, yüzde 4'ünün demir yoluyla, yüzde 6'sının ise deniz yoluyla yapıldığı görülmektedir. Oysa, Avrupa Birliği ülkelerinde yük taşımacılığında kara yolunun payı yüzde 76,4 iken demir yolunun payı yüzde 17,4'e kadar çıkmaktadır.

Bugün, demir yollarının atıl duruma düşmesinin en önemli nedeni dışa bağımlı ulusal politikalardır, ulaşım politikalarıdır. Kaynaklarını kara yolları ve dolayısıyla uluslararası petrol ve otomotiv tekellerine akıtarak demir yolu ve deniz yolu taşımacılığını gerileten ulaşım politikaları aşılmadığı müddetçe doğru bir ulaşım sistemine geçiş de ne yazık ki mümkün olmayacaktır.

AK PARTİ hükûmetleri gecikmeli olarak bu gerçeğin farkına vararak son yıllarında demir yolu taşımacılığına ağırlık vermek istemiştir ancak burada da seçtikleri model oldukça yanlıştır. Kamu yatırımlarını kamusal tasarruflarla karşılamak yerine Kamu Özel İşbirliği modelini öne çıkaran iktidar maalesef, demir yolu taşımacılığında da gelir garantisi verme yoluna giden modelleri seçme yolundan sapmıştır. Özellikle, Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı uygulamalarının bu sonuçları sanırım, demir yolu taşımacılığında bu modelin tekrar düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Değerli arkadaşlar, bugün, biz, burada, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesini görüşürken aslında, bu alanda kamu kaynaklarıyla veya dolaylı kamu kaynaklarıyla yapılan tüm harcamaları ve aktarmaları görüşemiyoruz. Örneğin, Kamu Özel İşbirliği modelleriyle yapılan otoyollarla ilgili olarak verilen gelir garantilerini görüşürken Devlet Demiryollarında benzeri projeler için verilen gelir garantileri tartışmalarımızın dışında kalmaktadır çünkü bunlarla ilgili olarak verilen garantiler ve ödemeler diğer kamu kuruluşlarının bütçeleriyle ilişkilendirilmiş, millî bütçeyle ilişkilendirilmemiştir. Anayasa'nın 87 ve 161'inci maddelerine aykırı bir biçimde bir nevi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkı gasbedilmektedir. Örneğin biz burada üçüncü havalimanı inşaatı ihalesini, ihale şartlarının bilahare değiştirilerek kot düşürülmesini görüşemiyoruz. Bu proje nedeniyle ilgili gruba verilen yolcu garantilerini ve bu garantilerle ilgili olarak ödenmesi gereken ücretlerin neden yabancı para cinsinden verildiğini görüşemiyoruz. Bu grubun kamuya ödemesi gereken kira bedellerinin neden ötelendiğini görüşemiyoruz. Bu projeye verilen dış kaynak proje temin kredilerinde neden Hazinenin kefil olduğunu görüşemiyoruz, hele Kütahya Zafer Havaalanı'yla ilgili örnek kamu-özel iş birliği modeli faciasını hiç konuşamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Kütahya Milletvekilimiz Ali Fazıl Kasap defalarca dile getirdi ve haykırdı, gerçekten merak ediyorum: Bu Zafer Havalimanı'yla ilgili proje kim tarafından yapıldı? Burada verilen yolcu garantileri hangi kriterler esas alınarak hesaplandı? Kim veya kimler hangi saiklerle Kütahya Havalimanı'na yıllık 1 milyonun üzerinde yolcu garantisi verdi? Örneğin 2019 yılı için yolcu sayısı sadece 82 bin, 2019 yılı için ilgili firmaya 6,5 milyon euro garanti ödemesi öngörülmüş. Yolcu sayısı 2020 yılının ilk ayında sadece 5 bindir. Bu proje için devlet bu durumda daha yirmi dokuz yıl garanti ödemesi yapacak. Evet, bu hesabı yapan mühendisler, ilgili Genel Müdür, dönemin Müsteşarı, dönemin Bakanı, dönemin Başbakanı hakkında bu yüce Meclis herhangi bir işlem yapmayı düşünmüyor mu? Bunlar kamu görevlerinde iseler hangi anlayışla hâlen kamu görevini sürdürüyorlar? Devlet bu gerçekler ışığında bu projeyi ne zaman yeniden ele alacak? Bakanlığınız firmaya "İlgili görevliler ve politik sorumlular yanlış yapmış, burada mücbir sebep var. Benim buradan tahsil edeceğim miktar yaptığım yatırım miktarını kat kat aşıyor. Devlete vereceğimiz zarar artmadan bu sözleşme koşullarını adil koşullarda yeniden düzenleyelim." demeyecek mi? Siz bunu Bakanlık olarak yapmayacak mısınız? Bu duruma neden olan kamu görevlilerinden hukuken mutlaka hesap sorulacaktır.

Değerli arkadaşlar, 2019 yılında Türkiye Cumhuriyeti devletinin tahsil ettiği vergi gelirlerinin toplamı 673 milyar liradır. Bu vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 13,1'i doğrudan ulaşımdan kaynaklanmaktadır. Peki, ulaşım için yılda 88,5 milyar lira vergi ödeyen bu halk hem geçerse doğrudan hem de geçmezse verilen gelir garantileri üzerinden dolaylı olarak köprü, yol, tünel, havaalanı için neden bir avuç yandaşa milyarlarca lira para ödemektedir? Diğer yandan da Türkiye ekonomisi TL üzerinden işlemekte, vatandaşlar ve şirketler gelirlerini TL olarak elde etmekte ve devlet de vergilerini TL olarak toplamaktadır. Bu durumda kur riski bu ulaştırma altyapısını kullanacak olan vatandaşın ve yeterli vatandaş bu hizmetleri kullanmadığı durumda da devletin üzerindedir. Sayıştayın 2019 Yılı Genel Uygunluk Bildirimi'ne göre köprü, tünel, otoyol, hastane, havalimanı gibi projelere verilen Hazine garantisi nedeniyle 61 milyar 719 milyon 332 bin lira kur farkı ödendi. Bu miktarlardaki parayla 14 adet Avrasya Tüneli, 12 adet Osmangazi Köprüsü, 8 adet Çanakkale Köprüsü, 6 adet Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabilirdi. Merkez Bankası 2016 tarihli Finansal İstikrar Raporu'nda şu tespiti yapmıştı arkadaşlar: "Mega projeler için kullanılan 46 milyar dolar kredinin 31 milyar dolarlık kısmını ya hizmet alan vatandaş ödeyecek ya da yeterli sayıda vatandaş hizmet almaz ise Hazine ödeyecek." Yani hem vatandaş hem da Hazine aynı anda kur riskiyle karşı karşıya. Merkez Bankası bu tespiti yaptığında Kasım 2016'da dolar kuru 3,40'tı, bugün için dolar kuru 7,67.

Sayın Bakan, PTT, Varlık Fonu'na devredildikten sonra zarara uğradı. Bu zarar bugün ne kadardır ve bu zararın gerekçeleri nelerdir, bu paralar nereye gitti? Ayrıca, taşıt alımları için 200 milyon TL sermayeli, 3.533 araçlık filoya sahip Anadolum AŞ diye bir şirket kurdunuz. Fakat bu şirketi siz kurmanıza rağmen, şimdi tüm ihaleleri başka bir şirkete veriyorsunuz, bunun sebebi nedir? Anadolum AŞ'de ve bağlı şirketlerde, fiilen çalışmadığı hâlde çalışıyor gösterilen en az 10 kişi olduğunu bizler biliyoruz. Bu kişilere de 20'şer bin TL maaş verilmektedir. Diğer yandan, bazı müdürlerin sözleşmelerini feshedip onlara beş yıllık tazminat verdiğiniz söyleniyor, bunun gerekçesi nedir? Bu durum kamu kaynaklarının israfı değil midir?

Sayın Bakan, ülkemiz genelinde Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan üst ölçekli ve yüksek maliyetli yatırımların çoğunluğu yerel yönetimlerden bağımsız, yerel yönetimlerle organize olmadan uygulanmaktadır. Bu da beraberinde, kentin ana kimliğinden uzak ve kentteki trafik sorununu çözmediği gibi beraberinde çözümsüz kalan trafik sorunları yaratmaktadır. Ulusal ve uluslararası

turizmde öncü kentlerimizden biri olan Muğla ilinde yapılan uygulamaların büyük çoğunluğu yine yerel yönetimlerle organize olmadan ve gerekli etüt çalışmaları hazırlanmadan

yapılan uygulamalardır. Örnek vermek gerekirse kentte Sağlık Bakanlığınca yapılan bütün devlet hastaneleri kara yolları kenarında olmasına rağmen kara yollarıyla bağlantısı yapılmamaktadır. Ülke genelinde Kara Yolları tarafından birçok geometrisi bozuk kavşak yapılmaktadır. Aynı kavşak projelerini yerel yönetimler teklif etse değerIendirmeye dahi alınmayacak tasarımlar Karayollarınca

rahatlıkla uygulanmaktadır. Muğla'da Akyaka Mahallesi girişinde yapılan, hiçbir aracın dönüş sağlayamadığı kavşak buna en büyük örnektir. Yerel yönetimin bu konudaki uyarı ve önerileri de dikkate alınmamaktadır.

Diğer bir sorun da Göcek Tüneli yalnızca 960 metre olmasına karşın, bu tünelden geçişten 9 lira gibi afaki bir ücret alınmaktadır. Buna karşın, içerisinde Göcek Tüneli'nin 3 katı büyüklüğüne sahip Selatin Tüneli bulunan 119 km uzunluğundaki İzmir-Aydın Otoyolu yalnızca 7 liradır. İki fiyat politikası arasında hiçbir bilimsel dayanak bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra her seçimde Göcek Tüneli'nin ücretsiz olacağı bir seçim vaadi olarak kullanılarak vatandaş bu konuda manipüle edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Girgin, normal süreniz tamamlanmıştır.

Bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son olarak Karayolları işçilerinin sendikal mücadelesine değinmek istiyorum. 2015 yılında, yetkili sendika, Karayolları Genel Müdürlüğünde muvazaalı olarak taşeron işçi çalıştırıldığını tespit ettirmiştir. Dava sonucunda 10 bin taşeron işçi Karayolları Genel Müdürlüğünün kadrosuna geçmiştir. Ancak yama yapan, asfalt döken, kar kış demeden yolları temizleyen, yolcuların güvenli seyahat etmeleri için ışıklandırma, işaretleme gibi asıl işleri yapan işçiler kadrosuz bırakılmıştır. Bu durumda olan yaklaşık 7 bin civarı işçi vardır, bu işçiler acilen kadroya geçirilmelidir diyorum, bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.