| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/281) ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi (1/280) ve Sayıştay tezkereleri a) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı b) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı c) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ç) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı d) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı e) Kalkınma Ajansları Denetim Raporları (Doğu Karadeniz, İpekyolu, İstanbul, İzmir) f) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı g) Türk Standardları Enstitüsü ğ) Türk Patent ve Marka Kurumu h) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ı) Türkiye Bilimler Akademisi i) Türkiye Uzay Ajansı |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 16 .11.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, sevgili basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakan, ülkemizin sanayi politikalarını geniş bir ekonomi politik çerçevede alıp iktidarın inşaat odaklı büyümeyi tercih etmesi sonucunda üretim odaklı bir sanayi politikası getiremediğimizi, bunun en önemli sonuçlarından birinin ise istihdam yaratmayan bir ekonomiye dönüşmemiz olduğunu vurgulamak istiyorum. Kısacası, bugün işsizlik bu kadar yüksekse bunun nedeni üretim odaklı bir sanayi politikamız olmamasıdır. Neden böyle bir politikamız yok, kaynağımız mı yok? Hayır. İktidar 2002'den bu yana dış sermaye girişlerine bağımlı, borç artışına dayanan, inşaat odaklı büyüme modelini tercih ettiği için yok, kısa dönemli büyümeye öncelik verdiği, uzun dönemli ekonomik istikrarı hedeflemediği için yok.
Bugün, iktidarın pandemi fırsatçılığı yaparak yaşadığımız ekonomik krizin bütün sorumluluğunu pandemiye atmasına rağmen ülkemiz aslında 2015'ten beri bu modelin yapısal krizini yaşamakta. Peki, bu model nasıl oluştu? 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte neoliberal ekonomik politikalara yönelen Türkiye, sanayileşme amaçlı korumacı ve müdahaleci mekanizmaları ve dış ticaret üzerindeki kontrolleri 80'lerin başlarından itibaren kaldırarak ihracat odaklı bir büyüme modeline geçmeye çalıştı. Aynı dönemde finansal piyasalar da hızlı bir biçimde serbestleştirilmeye başlandı. 1989'da ise sermaye giriş çıkışları üzerindeki kontrollerin de kaldırılmasıyla finansal piyasalar üzerinden de dünya ekonomisiyle bütünleşme yoluna gidildi. Sermaye giriş çıkışlarının serbestleştirilmesi, özellikle uluslararası piyasalarda rekabet gücü düşük olan ve cari açık veren ülkelerin ekonomi politikalarını belirlerken her an bir sermaye çıkışı tehdidini göz önünde bulundurması zorunluluğu anlamına gelmekteydi. İşte, Trump bir "tweet" atınca ekonomimiz neden allak bullak oldu? İşte, bu nedenle. 2000'li yıllarda dış sermaye girişlerinin rekor düzeye ulaşmasının en önemli nedeni küresel para bolluğunun artmasıydı. Türkiye 2002'den sonra bu para bolluğunu ülkeye çekmeye çalıştı. Sonunu düşünmeden "Bol olan parayı ülkeye çek, dağıt; biraz ferahlama olunca seçime git." mekanizma böyle işledi.
Değerli arkadaşlar, işsizliğin rekor kırdığı 2019'un ardından 2020'de de iktidar sanayi politikalarında üretken politikalara yönelme yoluna gitmedi. Yatırım harcamalarında sanayiye ayrılan payın tam 30 katı ulaştırmaya ayrıldı. Bir sanayi politikası düşünün ki işsizliğe çare olamıyor, bir Sanayi Bakanlığı düşünün ki mühendisleri, teknik kadroları mezun olmadıkları alanlarda iş ararken, beyin göçünde utanç tablosu yaşanırken bu Bakanlık, ulaştırmaya sanayiden 30 kat pay ayrılmasını kabul ediyor, artırılmasını kabul ediyor ve "Her üniversite mezununa iş bulamayız." diyen Sayın Cumhurbaşkanına tek kelime edemiyor. Bir sanayi politikası düşünün ki hâlâ teknik liselere iş garantili eğitim hakkı sunamıyor, hâlâ staj ve çıraklık sürelerini emeklilik sürelerinden sayamıyor. Bugün, Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki her 3 gençten 1'i ne eğitimde ne de istihdamdaysa, bu gençlerimiz staj dahi görmüyorsa sayısı 6 milyonu bulan bu kayıp kuşağın sorumlusu iktidarın üretime dayalı sanayiyi öncelemeyen politikalarıdır. Bu anlayış, bizi dünyanın en kırılgan ülkeleri arasına soktuğu hâlde Türkiye'nin sanayisizleşme uçurumuna doğru hızla yol alması karşısında seyirci kalmaktadır.
Değerli arkadaşlar, imalat sanayisindeki her bin şirketin 998'i, çalışan sayısı 250'yi geçmeyen KOBİ ölçeğinde. Bu nedenle yeni yatırım yapamıyor ve istihdam yaratamıyorlar. Bir diğer nokta da "Ülke olarak insan gücümüzü ne kadar nitelikli hâle getirebiliyoruz?" sorusunu mutlaka kendimize sormalıyız. Ülkemizdeki işletmelerin büyük çoğunluğunun KOBİ olduğu düşünülürse bu ölçekte de çıraklık sisteminin işlememesi, meslek liselerine verilen eğitimin pratik ve uygulama yanının eksikliği iş gücü eksikliğinin temel sorunları olarak karşımıza çıkıyor. Bu konulara mutlaka çözüm üretmeliyiz.
Sayın Bakan, temmuz ayının başında, yılın ilk altı ayında 583 fabrika açıldığı duyurmuştunuz, gelen eleştiriler üzerine fabrikaların isimlerini de paylaşmıştınız ancak geçmiş yıllarda açılan fabrikaların da listeye eklendiği anlaşıldı. Bu hesaba göre, 300'ü Antep'te olmak üzere 883 fabrika açıldı. Bu kadar fabrikanın işsizliği azaltması, istihdamı artırması beklense de Türkiye İstatistik Kurumunun verileri bu durumun tam tersinin yaşandığını ortaya koymakta. Kurumun verilerine göre, bu yılın başında 883 fabrikanın açıldığı sanayide 5 milyon 649 bin kişi çalışırken bu sayı haziranda 5 milyon 297 bine geriledi yani ilk altı ayda sanayi sektöründe en az 352 bin kişi işinden oldu. Bu nasıl oluyor? Bunu bir izah eder misiniz?
Değerli arkadaşlar, bugün, ihracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3,62 ise, bu oran ithalatta yüzde 15,3 ise, küresel markalaşma endekslerinde adımız anılmıyorsa sanayi politikalarındaki yanlışlık ayan beyan ortadadır.
Açık ve acı bir gerçeğimiz var: Ülkemiz düşük teknolojili üretimden ileri teknolojili üretime kaymaya kalktığında ithal ara malı bağımlılığımız artıyor, katma değerimiz oransal olarak düşüyor -siz de Bakanlığınız süresinde bu gerçeği değiştirecek hamleyi yapmadınız- bunun sonucunda, kâr oranları hedefin altında kalıyor, ihracat artsa bile ara malı ithalatımız daha yüksek oranda arttığı için kısmi büyüme elde etmek için yüksek oranda cari açığımız artıyor. Daralan üretim yapımızda ithalatın düşmesinin asıl nedeni de esasen ekonominin daralmasıdır, ihracatın artması değildir.
Sayın Bakan, bazı sorularla devam etmek istiyorum: Planlı büyümeye geçilmesi ve kamunun başta enerji ve sanayi sektörleri olmak üzere yeniden yatırımcı rol üstlenmesi hususunda çalışma yapılması planlanmakta mıdır?
Son iki yılda en çok zamlanan girdilerden biri de elektrik. Bakanlığınızın bu zamlardan etkilenen ve bundan sonra da etkilenecek olan küçük ve orta ölçekli sanayi yatırımcısını desteklemek noktasında herhangi bir planı mevcut mudur? Başta enerji olmak üzere girdi maliyetlerinin azaltılması için neler planlanmaktadır?
Diğer bir husus pandemi süreci. Organize sanayi bölgelerinde bulunan işletmelerin pandemi döneminde ödeyemediği elektrik, doğal gaz ve su faturalarının toplam tutarı nedir? Pandemi nedeniyle kapanan organize sanayi bölgelerindeki işletmelerin sektörel dağılımları nelerdir? Kapanmalarını önlemek için yapılan çalışmalar nelerdir?
Değerli arkadaşlar, son olarak Türkiye Bilimler Akademisine dair birkaç noktaya değinmek istiyorum. TÜBA'nın bilimsel değerlere uygun işlenmemesi, ülkemizde bilimin tarafsız değil iktidar yanlısı olması olgusunu katmerlemektedir; Başkanlığın kendi kaynaklarıyla yaptığı anketlerde ve faaliyet raporlarında bu durum açıkça görülmektedir, bazılarını saymak gerekirse kurumun siyasi etki altında olduğu imajının yaygın olması, atama yoluyla üye olunması, birçok başarılı akademisyenin üye olmaması ve bütçesinin kısıtlı olması gibi nedenler. Kuruma bu gibi sorunların üstesinden gelmek için ne gibi çalışmalar yaptığını sormak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemizin en önemli kayıplarından birinin de yaşanan beyin göçü olduğunu vurgulamalıyız. Nitelikli insan gücünü kaybetmemiz aynı zamanda büyük bir ekonomik kayıp anlamına da gelmektedir, bu noktada TÜBA'ya şu soruları yöneltmek istiyorum: Bir; Türkiye'de beyin göçünün sebepleri arasında siyasi baskı ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin etkileri analiz edilmiş midir? İki; TÜBA ve Bakanlığın uluslararası alanda ödül kazanan kaç projesi vardır?
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, lütfen tamamlar mısınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Üç; TÜBA ödülleri kapsamında, adayların siyasi kimliklerine göre hareket edildiği iddiası doğru mudur?
Bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum.