| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/281) ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi (1/280) ve Sayıştay tezkereleri a) Adalet Bakanlığı b) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu c) Türkiye Adalet Akademisi ç) Anayasa Mahkemesi d) Yargıtay e) Danıştay f) Hakimler ve Savcılar Kurulu g) Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ğ) Kişisel Verileri Koruma Kurumu |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 10 .11.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ölümünün 82'nci yılında minnetle, özlemle anıyoruz.
Değerli arkadaşlar, 17 Nisan 2018'de onaylanmasından bugüne Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bütün demokratik kazanımlarımızı gözle görülür şekilde geriletti. Bu gerilemenin merkezinde, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve bununla ilişkili olarak da yargı bağımsızlığının zarar görmesi yatmaktadır. Bütün devlet yapılanmaları bir kişinin iki dudağına bakmaktadır. Hatta, bu hafta yaşanan Hazine ve Maliye Bakanının istifası sürecinde ülkenin nasıl yönetildiğini bir kez daha gördük. İstifa, kurumsal bir ciddiyetle değil, âdeta aile içi bir mesele gibi ele alındı ve süreç yönetilemedi. Sadece devlet yapılanması mı bir kişinin iki dudağının arasına bakıyor? Hayır; basından üniversitelere, barolar, tabipler odaları gibi demokratik kitle örgütlerine kadar herkes tek adam rejimine tabi olsun istenmekte. Ne yazık ki bu gerileme sürecinde adalet mekanizmamız asli sorumlulardan biri ve bu gerilemeden en çok etkilenen yapılardan biridir.
Değerli milletvekilleri, bu yıl çok önemli bir düzenleme yapıldı barolarla ilgili -hukukçu değilim ama- bir yanda ekonomik kriz, bir yanda pandemi vardı. Böyle bir durumda halkının çıkarlarını düşünen, çocuklarımızın geleceğine önem veren, eşitlik ve adaleti toplumun değeri kılmak için çabalayan bir iktidar ne yapardı veya ne yapması gerekirdi? Ben söyleyeyim: Sosyal devletin bütün imkânlarını halk sağlığı mücadelesinin hizmetine verir, halkımızı zamlardan, işsizlikten, geleceksizlikten koruyacak düzenlemeler yapar; bilimi, sanatı, sporu evrensel düzeyde üretecek, doğaya saygılı, eşitlikçi bireyler yetiştirmeye çabalardı. Ancak iktidar ne yaptı? İktidar, iktidarın ayaklarının altından kaydığını hissettiği için toplumu kılcal damarlarına kadar kontrol edecek bir devlet aygıtını son hızla inşa etmeye devam etti. Amaç, tam anlamıyla bir korku rejimi yaratmaktı. Pandeminin ortasında yapılan baro düzenlemesi ise korku rejiminin, şeytanlaştırma politikasının en önemli örneklerinden biriydi. Ne demişti Sayın Cumhurbaşkanı: "Barolar başta olmak üzere meslek örgütlerinin sağlıksız yapıları, faşizan uygulamalara varan sorunlar üretebiliyor." El insaf, bu ülkede faşizan uygulamaları barolar mı üretiyor? Ekonomiye dair "tweet" atanı terörist, dernek üyesini potansiyel düşman, patates üreticilerini karaborsa vurguncusu olarak gören barolar mıydı? Toplumumuzun zenginliği olan bütün farklılıkları tek bir potada eritmek için sürekli bir kesimi şeytanlaştırma taktiği uygulayan barolar mıydı? Gazetecileri tutuklayan, sosyal medyayı kapatma tehdidi savuran barolar mıydı? Benzer bir sürecin tabipler odası için de işletildiğini görüyoruz. Şimdi, yeni barolar düzenlemesinden en büyük zararı kim görecek? Yine, adalet mekanizması, dolayısıyla vatandaşlarımız görecek. İşte, bu nedenle diyoruz ki: Mevcut korku rejiminin inşasında adalet mekanizmamız hem asli sorumlu hem de en çok etkilenen yapılardan biridir.
Değerli arkadaşlar, bağımsız düşünce kuruluşu Dünya Adalet Projesi'nin her yıl hazırladığı detaylı rapora göre Türkiye maalesef hukukla ilgili göstergelerin tamamında en alt sıralarda yer almaktadır. Türkiye 2020 yılında Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 128 ülke arasında 107'nci sırada yer almıştır. Yine, ülkemiz 128 ülke arasında yolsuzlukla mücadelede 60'ıncı sırada, can ve mal güvenliğinde 77'nci sırada, şeffaflıkta 97'nci sırada, hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmasında 110'uncu sırada, vatandaşların adalete erişebilirliğinde 103'üncü sırada, temel haklarda 122'nci sırada yer almaktadır. Bu ülke bunu hak etmiyor diyerek yorumlamayı sizlere ve vatandaşlarımıza bırakıyorum.
Değerli arkadaşlar, aslında istatistiklere gerek yok, tek bir somut örnek üzerinden de "Türkiye'de yargı bağımsız mı?" diye tartışabiliriz. Anayasa Mahkemesi, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun Anayasa'dan kaynaklanan dokunulmazlığına rağmen ceza almasını ve cezaevinde tutulmasını ihlal saydı. Anayasa Mahkemesi adil yargılamaya aykırı bu ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını istedi. İstanbul 14. ve 15. Ağır Ceza Mahkemeleri AYM kararını maalesef tanımadı. Bu mahkemeler kararı uygulamayarak devletin sigortasını attırmadılar mı Sayın Bakan? Sayın Bakan, 27 Ekimde "Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır, Anayasa Mahkemesi kararları kişileri, kurumları, mahkemeleri yargıya bağlar." diyerek açıkça "İstanbul 14. ve 15. Ağır Ceza Mahkemesi yanlış karar vermiştir." demiş oldunuz. Pekâlâ, aynı zamanda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanı olduğunuz düşünüldüğünde, yargıya olan güveni zedeleyen, bu kararı veren ağır ceza mahkemesi üyeleri hakkında resen bir soruşturma başlattınız mı veya soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz?
Diğer yandan, Sayın Bakan, Adalet Bakanlığı görüşmelerinin yapıldığı bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinin eski yazar ve yöneticilerinin 31 Ekim 2016 tarihli gözaltı işlemleri sonrasında tutuklanmalarının özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetti. Türkiye bir kez daha AİHM'de mahkûm oldu, "Cumhuriyet gazetesi yargılamaları hukuksuzdur." denildi. Gördüğünüz gibi Sayın Bakan, yargımızın durumu içler acısı. Siyasi talimatla hareket eden, tek adam bağımlısı bazı mahkemeler yüzünden sürekli olarak hak ihlali kararı veriliyor. Gazetecileri ve muhalifleri susturmak ve onlara bu yolla gözdağı vermek için yargının sopa olarak kullanılmasına ne zaman son vereceksiniz Sayın Bakan? Afyonkarahisar'da yaptığınız toplantıda yargı sistemini eleştirmiştiniz ama bu bağımlı yargının oluşmasında, tek adam rejimiyle birlikte şahsınızın da büyük vebali var, unutmayın Sayın Bakan.
Değerli arkadaşlar, 2016 yılı Eylül ayından beri, kamu çalışanlarından 135 binden fazla kişi, Resmî Gazete'de yayımlanan KHK isim listeleriyle kamu görevinden ihraç edilmiştir. Bu sayıya güvenlik soruşturmalarını, OHAL ihraçlarını, kayyum atamaları sonrası işsiz kalanları eklediğimizde sayının 300 bini bulduğu düşünülmektedir. Bunun yanında, 230 binden fazla kişinin pasaportu iptal edildi. OHAL sonrasında çeşitli bahanelerle 300'den fazla basın emekçisi tutuklandı ve şu anda 200'e yakını hâlâ hapiste. Bütün bu süreçte adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının önemli ölçüde yara alması, suçun bireyselliği, suç ve cezaların şahsiliği, suçların ve cezaların kanuniliği, hukukun genelliği, kanunların geriye yürümezliği ve hukukta eşitlik ilkelerinin ihlali yurttaşlık bilincine önemli ölçüde zararlar vermektedir.
Biliyoruz ki hukuk güvenliğinin olmadığı ve evrensel hukuk normlarının hayat bulmadığı ülkelerde, iktidar sahipleri ne kadar aksini iddia ederlerse etsinler, adalet tesis edilemez. KHK'ler sayesinde iktidar, muhalif gördüklerini sindirme imkânını bulmuş, KHK'li olmayan mevcut çalışanları da ağır bir baskı altına alabilmiş, onları da her an KHK'li olabilecekleri ihtimaliyle haksız bir şekilde susturma yolunu tercih etmiştir. Son dört yılda, en az 86 KHK'linin yaşadığı ekonomik ve psikolojik sorunların da etkisiyle intihar ettiği belirlenmiştir.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Sayın Girgin, son dakika içerisindeyiz, lütfen tamamlar mısınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkan.
Emir komuta zincirinin en altında olan ve silah taşımayan askerî öğrencilerin dört yıldır tutuklu olmalarının kamu vicdanını yaraladığı aşikârdır. Bu öğrencilerin tutuksuz yargılanması ve bunlara yönelik davalarda adil bir yargılamanın yapılması gerekmektedir.
Kamudan ihraç edilen 30 binden fazla görevli için çeşitli adli mercilerden beraat ve takipsizlik kararları verilmiş olup bunun yanında bazı ihraçlar hakkında şimdiye kadar herhangi bir adli soruşturma bile mevcut değildir. Ülkemiz mahkemelerince suçlu bulunmayan bu kişilerin hukuk devleti ilkesi gereği derhâl göreve dönmesi sağlanmalıdır. Banka hesabında sadece 100 TL hesap artışı olan ihraç kişinin OHAL Komisyonunca "ret" aldığı belirtilmektedir.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Evet, Sayın Girgin, lütfen tamamlar mısınız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.
Ancak devletin önemli 3 kurumunun başına yıllarca adı geçen bankada üst düzey yöneticilik yapmış kişiler atanmıştır; Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurumu, Sigorta Denetleme Kurulu.
Burada mantık içinde izah edilemeyecek bir durum olduğu gibi, garibana ayrı bir hukuk uygulandığı anlaşılmaktadır. Tabii ki objektif olgular ve somut kanuni delillerle kişilerin hukuk önüne çıkarılması önemlidir.
OTURUM BAŞKANI ABDULLAH NEJAT KOÇER - Teşekkür ediyorum.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım, son cümle.
Bu ve benzeri konularda bu şekilde hukuk güvenliği yok edilmekte ve bunun sonucunda insanlarımız geleceklerini maalesef bu ülkede görememektedirler. Bu da ülkenin en kıymetli varlığı olan insanlarımızın göz göre göre bu hukuktan umudunu kesmesine yol açmaktadır.
Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum.