KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar, değerli misafirler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum. Yani elimizdeki teklif bir istihdam paketi değil bir istismar paketidir. Bu teklifle işverenlere bol kepçeden teşvikler getirilirken işçiler için ayrımcılık ve yeni hak kayıpları getirilmektedir. Oysa teklifin gerekçesine bakan bir kişi kısa süreli de olsa umutlanabilir. Örneğin, ne diyor gerekçede? "Tüm dünyayı etkisi altına alan coronavirüs salgınının istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması..." Ama tabii ki madde içeriklerine bakıldığında, iktidarın işçi aleyhine düzenlemeleri ortaya çıkmakta ve umutlar suya düşmektedir.

Değerli arkadaşlar, iktidar salgın yönetiminde aldığı ekonomik, sosyal ve siyasal kararların tümünde patronları gözetmiştir; bu çok açık. Şöyle bir bakalım: Adını "ekonomik istikrar kalkanı" koydukları ilk paketin sloganı "Çarklar dönecek, salgın fırsata çevrilecek." idi. Örneğin, Merkez Bankası, KOSGEB, kamu bankaları, hazine, İşsizlik Sigortası Fonu; patronlar için tüm kanallardan musluklar açıldı, ucuz krediler verildi, geçmiş kredi borçları ertelendi, vergi ödemeleri ötelendi, sigorta primleri de. İşçiler ise kredi kartları borçlarını tıkır tıkır ödediler; ödeyemeyenin faizi işledi, borcu katlandı. Devlet işçinin borcuymuş, hacziymiş bakmadı, patronlardan almadığı sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası primlerini, gelir vergisini ücretten kesip tahsil etmeye devam etti. Şirketlere gelen icra iflas takipleri durduruldu, faaliyetlerine ara verenlerin yıllık ilan, reklam, çevre temizlik vergileri silindi, fatura borçları ertelendi; emekçiler ise her ay zamlı doğal gaz, elektrik ve su faturalarını ödemeyi sürdürdü. Teknoloji geliştirme merkezlerinde kurulu firmaların kira ödemeleri durduruldu. O iş yerlerinde çalışan işçiler ise ay başında ev sahibinden nasıl kaçacağını düşünür hâle geldi. Şirket alacaklarının devlet desteği güçlendirildi, patronların ödemediği ücret ve tazminat alacaklarında ise işçiler mahkeme kapılarını aşındırmayı sürdürdü. Döviz kuru artıp kârları katlanan ithalatçı patronlar için bir de yeni ihracat teşvikleri düzenlendi; emekçilerin ise pahalılaşan mal ve hizmetler karşısında ücretleri eridi, alım güçleri azaldı. Patronlar çalıştırdıkları her asgari ücretli için işsizlik sigortasından prim desteği aldı; asgari ücret ise salgın döneminde 1 kuruş yükselmedi. Sendikalı faaliyetler durduruldu -12 Eylül sonrası ilktir- yetki alınamadı, toplu sözleşme yapılamadı, greve çıkılamadı. İşten çıkarma yasağı diye tek taraflı ücretsiz izin uygulandı, bu sayede patronlar işçileri dilediği gibi işten uzaklaştırdı, ücret ödemedi, tazminat vermedi. İzne yollanan işçi ise günde 39 lira ödenekle geçinmeye çalıştı. Neredeyse tüm patronlara kısa çalışma izni verildi. Bu iş yerlerinde çalışan işçiler ise çoğunlukla kısa çalışma ödeneği dışında tek bir kuruş para almadan tam zamanlı çalıştılar.

Sokağa çıkma yasağı geldi, işçiler istisna tutuldu; şehirler arası seyahat sınırlaması oldu, işçi servisleri kapsamdan çıkarıldı; hastaneler ve iş yerleri salgının merkezleri hâline geldi, buralarda onlarca sağlık emekçisi, işçi çalışırken yaşamını yitirdi, binlercesi virüse yakalandı. SGK ise hastalığı iş kazası ve meslek hastalığı kapsamından çıkaran genelge yayımladı.

Mart ayından bugüne salgın yönetiminin emekçi halkı kollayan tek bir uygulamasını bulamazsınız. Patronlar kazanacak, salgın yönetiminin esası bu. Ya işçiler, emekliler, onların aileleri?

Aşıya kadar ölen ölür, kalan sağlarla hayat devam eder. Görünen o ki Türkiye'de, değil salgının ekonomik ve sosyal yıkıma karşı emekçi sınıfları kollayan ciddi bir tedbir alınmayacak. Tedbirlerle oyalanmak ve ekonomiyi zorlamak yerine aşı yarışında ipi göğüslemek tekellerin ve kapitalist devletlerin önceliği hâline gelmiş durumda. O da halkın sağlığını düşündükleri için değil ortaya çıkan büyük pazarın belirleyen aktörü olmak için böyle. "Aynı gemideyiz öyle mi?" diye sorası geliyor insanın.

Değerli arkadaşlar, teklifin onlarca maddesiyle sermaye için yeni istihdam teşvikleri ve destekleri getiriliyor. Maddelerde detaylarını izah etmeye çalışacağım ancak bir iki şeye değinmek istiyorum. Ayrıca kurumlar vergisinin 5 puan indirilmesine olanak sağlayan düzenleme de pakette yer almakta. Teklifte İşsizlik Sigortası Fonu'ndan işverenlere sağlanan desteklerin artırılması hedefleniyor. Böylece paketin önemli bir bölümünün sermayeye dönük koruma ve kollama tedbirleri olduğunu söylemek mümkün.

Teklifin gerekçesinde salgının yarattığı yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılmasından söz edilirken teklifin içeriğinde işçileri koruyucu bir düzenleme yok. Oysa Sosyal Güvenlik Kurumunun esası nimet-külfet esasına dayanır, burada külfeti çekenler nimetinden faydalanmamaktadırlar. Örneğin, pakette işçiler için gelir vergisi indirimi yok, salgından etkilenenlere dönük nakit transferi yok, dahası sigortasız işçi çalıştırmış olanlar ödüllendiriliyor -maddelerde değineceğim ona- kısaca yükün paylaşıldığı iddiası gerçek değil. Paket, sermaye için teşvik ve destek öngörüyor, çalışanlar için değil.

Bol kepçe teşvikler dışında yasa teklifinde emekçilere saldırı niteliğinde düzenlemeler de var. Örneğin, 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler için belirli süreli sözleşmelerin koşulsuz olarak yapılabilmesine olanak tanınması. İş Kanunu'nun 11'inci maddesine göre belirli süreli iş sözleşmesi hâlen belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılabilir ve yine kanuna göre "Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıcından itibaren belirsiz süreli kabul edilir." demektedir.

Teklif ne getiriyor? 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerle, bu koşullar aranmaksızın keyfî olarak belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasının önünü açıyor. Bu değişiklik ne anlama gelmekte? Gençlere ve yaşlılara yönelik ayrımcılık anlamına gelmektedir. Bu değişiklik her şeyden önce yaşa bağlı ayrımcılıktır, bu ayrım Anayasa'nın eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir, çalışma barışı hükümlerinin (madde 49) ihlali anlamına gelmektedir.

Sırf belli yaş gruplarında oldukları için milyonlarca işçi temel haklarından yoksun bırakılmaktadır. Böylece yaşa dayalı "ikinci sınıf işçilik" yaratılmaktadır.

Bu teklif yeni bir taşeron işçilik faciası yaratacak ve güvencesizliği derinleştireceklerdir. Öte yandan iş hukuku ve sosyal politikaların temel ilkesi, çalışma yaşamında öncelikli korunması gereken gruplar olarak kabul edilen ve daha fazla ayrımcılığa uğrayan ve uğrayabilecek kesimlerin korunmasıdır. Bu gruplar arasında gençler, kadınlar, yaşlılar ve göçmenler ilk sırada yer alır. Bu gruplar için teklifte yapıldığı gibi ayrımcılık değil, pozitif ayrımcılık gerekir.

Bu değişiklik, kıdem tazminatı ve iş güvencesi haklarına da darbe demektir. Belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışmak işçi açısından büyük hak kayıpları yaratacaktır. Belirli süreli sözleşmeyle çalıştırılan işçiler kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamazlar. Belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışanlar iş güvencesi hükümlerinden yararlanamazlar. Şimdilik kıdem tazminatının fona devredilmesini ertelemiş görünen Hükûmet, kıdem tazminatını parça parça ortadan kaldırmaya başlamaktadır bu teklifle.

Bu teklif, milyonlarca genç çalışanı ve işsiz ile emekliliği yaklaşan milyonlarca işçiyi etkileyecektir. Bu teklif en çok da emeklilikte yaşa takılanlar kapsamında olan işçileri etkileyecektir. Bilindiği gibi, EYT'liler çalışma yılı ve prim gün sayısı doldurup yaş koşulu nedeniyle bekleyen işçilerden oluşmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Buyurun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Başkanım, bitiriyorum.

Bunlar genellikle 50 yaş üzeri işçilerden oluşuyor. Bu teklif yasalaşırsa EYT'liler belirli süreli sözleşmeyle çalışmaya zorlanacak ve daha güvencesiz koşullarda çalışmış olacaklardır. Hükûmet, EYT sorununu çözmek yerine EYT'liler için yeni hak kayıplarına yol açacak bir düzenlemeyi gündeme getirmiştir.

Sonuç olarak, kanun teklifinde işçinin korunması sözde kalmıştır, teklifte işçinin temel hakları sınırlandırılarak işveren korunmuştur. Kanun teklifinin bütününe baktığımızda işverenlere vergi ve prim teşvikleri artırılırken işçilerin kıdem tazminatlarının ve emeklilik haklarının adım adım kaldırılmasını içeren maddeler getirilmiştir. İşçilerin haklarını sınırlandırarak işverenin korunması, işçi ile işverenin eşit sözleşme tarafı olarak görülmesi, iş hukukunun işçi ve işveren arasında denge hukuku olarak tanımlanması, tüm bu anlayışlar üzerinden kanun teklifi hazırlanmasıyla sosyal devlet ilkesini yan yana getirmek hukuken olanaklı değildir. Kanun teklifi hukuken olanaklı olmaması gerekeni yaparak krizde işçinin kurban edilmesi pahasına işverenin korunacağı örneğini vermiştir. Bu anlamda kanun teklifi tümüyle geri çekilmelidir.

Teşekkür ediyorum Başkanım.