KOMİSYON KONUŞMASI

BURAK ERBAY (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, öncelikle Komisyonla ilgili ilan yapıldı. Basına da yansıdıktan sonra işte, Büyükşehir Yasası'nda özellikle dikkatimi çeken kısım oldu büyükşehirdeki otoparklarla ilgili düzenleme yapılacağı. Bunun Çevre Komisyonunda görüşüleceğini duyunca "Nasıl bir çalışma yapılıyor?" diye açıkçası merak ederek ondan Komisyona katılmıştım, ben de Komisyon üyesi değilim ancak sabahtan beri, toplantı başladığından bu yana yapılan konuşmaları duyunca ve özellikle savunmaları görünce özellikle bürokrat arkadaşlar ve bazı vekil arkadaşlarda bazı katkılar verme gereği duydum açıkçası.

Şimdi, göreve geldiğimiz günden beri gerçekten bu yasa yapma tekniğiyle ilgili rahatsızlıklarımızı her ortamda dile getirdik. Ben de Muğla merkezde on beş yıla yakın avukatlık yaptım ve maalesef mevcut siyasi iktidarın o yasa yapma yöntemindeki yanlışlıktan dolayı çok sıkıntılar çekiyorduk zaten meslek hayatımızı sürdürürken de. Ne yapılıyordu? İşte, birtakım torba yasalarla birçok farklı yasada değişiklikler yapılarak olay gerçekten çıkılmaz hâle getiriliyordu. Yani, şu anda vekil arkadaşlarımızla 27'nci Dönemde görev yapıyoruz. Nedir esas yarınlara bırakacağımız miras? Gerçekten, devletin işleyişini sağlayacak daha güvenli, hukuka uygun yöntemlerin devam etmesini sağlamamız, tesis etmemizdir esas olan. Ama maalesef son on-on beş yıldır yapılan o düzenlemelerle çıkılmaz hâle getiriliyor yani yöntemler, o yasa yapma yöntemleri, işte, torbaların içine farklı yasalar konarak gerçekten işin içinden çıkılmaz hâle getiriliyor.

Ben avukatlık yaptığım dönemlerde o vatandaşlar basından takip ettiği için büromuza gelirdi: "Avukat Bey, haberin var mı, bizim çekle ilgili bir düzenleme olmuş?" "Ya, olmaz, başka kanun görüşülüyordu orada." diyoruz; bir bakıyoruz, gerçekten o torbanın içine hiç alakası yokken çekle ilgili bir maddenin girdiğini görüyoruz. Yani, bunlar doğru, sağlıklı -işte hocamızın da hep söylediği gibi- nitelikli yasa yapma yöntemleri değildir, bir fayda getirmez. Ve göreve geldiğimiz günden beri komisyonlarda ısrarla "Bakın, komisyona getiriyorsunuz. Muhataplarını çağırın, onlardan görüş alın." dedikçe olay başka boyutlara... Laf kalabalıklarıyla olayların geçiştirildiğini görüyorduk, bugün de yine aynı şey yapıldı. Komisyonun başından beri arkadaşlar çevre Mühendisleri Odasına, çevre mühendislerine bilgi verdiniz mi, ekoloji derneklerine bilgi verdiniz mi? diye sorduklarında "İlgili kuruluşlarla görüştük." denerek geçiştiriliyor hem sizin tarafınızdan hem diğer arkadaşlar... Ben şuna benzettim: Dilekçe yazarken eğer ilgili maddeyi çok bilmiyorsak hukuki sebepler kısmına "ilgili mevzuat" yazardık, onun gibi "ilgili mevzuat" denerek geçiştiriliyor. Yani bu doğru bir yöntem değil. İlgili kişilerin, kuruluşların buraya gelmesi, görüş bildirmesi gerekiyor. Ondan sonra da diyorsunuz ki: "Samimiyetle yapıyoruz. Çok çalıştık, emek verdik, niye laf ediyorsunuz?" Ondan sonra, tahmin ediyorum, gidince de "Zaten o kadar çalıştık, CHP veya muhalefet de karşı çıktı." E çıkılır. Yani siz gerçekten konunun muhataplarından farklı görüşler almazsanız, işte, bürokrat mı çalışıyor, vekil arkadaşlar mı, muhatap almazsanız o, soru işareti olarak olmaya devam eder. Maalesef bir kere burada yani o yöntemde bile samimiyet olmadığı için her yaptığınız uygulama maalesef tartışılır, tartışılmaya da devam edecektir bundan sonra, bu uygulamadan vazgeçmediğiniz sürece.

Keşke olsaydı. Bizler de sonuçta her konunun uzmanı değiliz, bizlerin de bilmediği noktalar oluyor. İşte, bu konuda az önce anlatılıyor. Para almadan mücadele eden, hayatlarını ortaya koyarak mücadele eden çevre dostları, yerel insanlar veya konunun uzmanı, teknik insanlar olsa bizler de belki aydınlanacağız. O zaman yaptığınız emek bir yere varacak ama şu anda yaptığınız, bu verdiğiniz şeylerin ben samimiyetle bir yere varacağını, bir katkısı olacağını görmüyorum. Bununla ilgili de birkaç örnek hazırladım.

Şimdi, az önce çevreden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız da bahsetti. Mesela, Muğla'da göreve geldiğimiz günden beri uğraşmak, mücadele etmek istediğimiz konular var yapmak istediğimiz üretim anlamında ama sürekli sizin o talan projelerinizle uğraşmaktan gerçekten nefes alamıyoruz. Muğla'nın bir köşesinde görüyoruz başka bir talan projesini. Muğla'nın bir Fethiye'sinde, bir Bodrum'unda sürekli verilen birtakım maden ruhsatlarıyla, jeotermal ruhsatlarıyla, ÇED'le, genişletilen alanlarla uğraşmaktan başka bir şey yapamaz hâle geldik.

Şimdi, en son birçok örnek verebilirim. İşte, benim kendi doğduğum, büyüdüğüm Köyceğiz ilçesinde bir Olivin madeni 25 hektarmış, şimdi 50 hektar. Bakın, bu bizim Ortaca, Dalaman, Köyceğiz bölgesinin içme su kaynaklarının olduğu dağın hâline bakın. Şimdi, geçen gün orada bu ÇED'le ilgili yeni dilekçeler verildi. ÇED muafiyeti alınmaya çalışılıyor, uygundur alınmaya çalışılıyor. Su kaynaklarının olduğu yerlerde onlarca patlatma yapılacak bu eğer geçerse veya bu devam ederse. Yani Köyceğiz, Ortaca, Dalaman bölgesi, hani o pandemi sürecinde insanların kaçıp gelip yaşamak istediği, yaşlılığını geçirmek istediği alanlarda, su kaynaklarımızın olduğu, benim Yörük dedelerimin yerleştiği o ovalarda onlarca patlama yapılacak. Bu sadece benim kendi ilçemde.

Bunun gibi, bakın, Yatağan'ın, Milas'ın dağlarının son durumunun fotoğraflarını göstereyim size, mermer ocaklarına bakın. Hani o dünya harikası diye övündüğümüz, milyarca dolar turizm geliri getirsin dediğimiz Muğla'nın, Milas'ın dağlarının son durumu. Bunun gibi hâlâ onlarca çalışma yapılmaya devam ediliyor.

Şimdi, bunlarla uğraşıyoruz. Her dakika, dediğim gibi, oradan oraya koşturuyoruz. İşte, bu da bir maden, gene arama ruhsatlarıyla ilgili, bakın Muğla'nın haritası. Her yer işaretlenmiş; kırmızılar "ruhsat alanı" "ihale ruhsat alanı" "arama ruhsat alanı" diye işaretlenmiş; Muğla'nın durumu.

Oradan oraya koşturuyoruz. Diyorum ya, geçen hafta da -Sayın Cumhurbaşkanın imzasıyla- gittik yerine Genel Başkan Yardımcımızla. Ortakent'te gayet bakir kalmış, vatandaşın o "beach" denen, işte paraların verildiği yerin dışında gelip kendi kendine piknik yapıp girebileceği bir alan kalmış orada. Orayı da ne yapıyor şimdi? İşte, Cumhurbaşkanın imzasıyla 1 milyon metrekarelik alan özelleştirme ihalesine devrediliyor, imara açılıyor. Ya, ne gerek var? Bakın, bizim Muğla'da -geliyorsunuzdur tatillerde- hâlâ altyapıyla ilgili ciddi sorunlarımız var. Selimiye'de altyapı yok, Bozburun'da yok, Göcek'de yok. Biz, mevcut, orada yaşayan insanlar ve gelecek misafirlerle ilgili önce altyapı sorununu çözmeliyiz. Selimiye'de hâlâ, bir sürü teknenin geldiği, turizmin yapıldığı yerde vidanjörle evlerin atıkları alınıyor. Gerçekten samimi misiniz? Gelin, önce Selimiye'nin, Bozburun'un, Göcek'in, Bodrum'un bu sorunlarını çözelim. Ama ne yapıyorsunuz? Bir alan bulmuşsunuz, boşluk, orayı özelleştirme idaresine devredelim... İşte, kim yarın ne yapacak göreceğiz. Gelen bilgilere göre, Katarlıların da gene parmağı olduğu söylenen bir çalışma. Olmaz arkadaşlar, şu anda mevcut yapıyla bile biz Muğla'da sistemi yürütemiyoruz, çok sıkıntı var. Siz, şimdi, oralara işte "Nasıl siteler yaparız..." Göreceğiz, hep beraber izleyeceğiz veya başka şeylerin peşinde olunduğu gözüküyor, yanlış.

Niye burada bunları anlatıyorum? Sabahtan beri gördüm, böyle pembe tablolar çiziliyor, öyle değil. Zarar veriyorsunuz yani her aldığınız kararla -hani inanç varsa biraz- o inanca da ters olduğunu, ülke sevgisinden bakıyorsanız, o ülke sevgisine de ben ters olduğunu düşünüyorum bu yapılanların.

Bakın, son o geçen haftadaki çalışmaları yürütürken -Genel Başkan Yardımcımız da Muğla'daydı- sabah Resmî Gazete'de bir ilanda Muğla'da 32 tane sahanın jeotermal arama sahası ilan edildiğini gördük. "32 tane sahanın '4'ü işletme', '28'i arama'" deniyor. Nereler bunlar? Bakın, böyle, dünyanın gıptayla baktığı Bodrum Gökbel, Bodrum Yalıkavak, Seydikemer ilçesi ve hektarları da işte 4.900 hektar gibi, gerçekten, Milas Ören, Milas Gölyaka, Bodrum ilçesi Kızılağaç mevkisi, Gündoğan Türkbükü mevkisi. Ne kadar ilginç değil mi? Buralarda Yalıkavak mevkisi gene, Marmaris Alayar, Muğla Datça Emecik mevkisi. Bakın, bunlar doğa harikası yerledir, korumaya çalışıyoruz. Birdenbire bir baktık, bir sabah buraların ihaleye çıkıldığını öğrendik.

İşte, günlerdir açıklamalar yapılıyor. Jeotermal, işte, enerjiyle ilgili mi diye konuyu araştırıyoruz, nedir? Tabii, o gün sabah bunu öğrendiğimizde ilçeleri ziyaret ediyoruz. Ne Bodrum Belediye Başkanının ne Datça Belediye Başkanının... Dalaman'ın Çöğmen diye bir köyümüz var. Bugün muhtara sordurdum, muhtarın bilgisi yok arkadaşlar, kimsenin bilgisi yok. Kapalı kapılar arkasında nasıl hazırlandığı belli olmayan bir ihale yöntemi başlatılmış, şu anda bunlar ihaleye çıkacak. İşte, deniyor ki: "Orada enerji olmayabilir, 170 derece çıkar çıkmaz." Yatırım İzleme bir açıklama yapmış "Biz orada jeotermal kaplıca turizmi..." demiş sanki o daha böyle kabul edilebilir bir şeymiş gibi. Velev ki kabul edelim, hadi enerjiyle ilgili çıkmadı ki burayı ihale alan firmanın -ruhsatı almış çünkü adam- 1,5-2 kilometreye kadar inme hakkı var, bulduğunda siz "Hayır, bunu enerji olarak kullanma." mı diyeceksiniz? Açmışsızınız ihaleyi, şartları uygunsa girecek, delik deşik yapacak. Açıklamada deniyor ki: "Kaplıca olarak değerlendiriyor." Peki, arkadaşlar bu doğal, bakir hepsi sit alanı, koruma bölgesi. Bakın, haritaları da getirdim; bu, Bodrum'la ilgili olan, Marmaris'le ilgili olan alanlar. Ne kadar geniş, bakın, siz bir arama yapacaksınız. Yok, 400 hektar; yok şu kadar geniş alanlar. Buralarda arama yapacak, velev ki buldu, "aa" diyecekler -kaplıca içi- ya basit sanki böyle kabul edilebilir bir şeymiş gibi. Hadi bakalım, o zaman bunun sit'inin derecesini düşürelim; oraya oteller yapalım, tesisler yapalım, bunun önünü açacak sanki bu kabul edilebilir bir şeymiş gibi bunun savunması yapılıyor. Bu da kabul edilebilir değil. Az önce anlattım, bakın, mevcut durumun bile altyapısı kaldırmıyor sizin buradan bulacağınız jeotermal kaplıca sularının, tesisinin zaten kaldıracak durum yok. O yüzden arkadaşlar, kabataslak bu durumu, tabloyu çizme gereği hissettim. He ne kadar siz samimiyetle işte bahsetseniz de "scooter"lar, bisiklet yolları deseniz de olmuyor. Yani o aralara sıkıştırılan güzel pembe tablolarla, yapılan şeylerle; işte adını öyle yapıyorsunuz, daha önceki paketlerde de. Adına ne diyor "Çevre Ajansı Kurulaması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması." Aralarda maalesef, yarın bir gün çoluğunuza çocuğunuza hesap veremeyeceğiniz düzenlemeler var. O yüzden, dediğim gibi, azcık ülke sevgisi ise gittiğinizde sorgulamanız gerek. Ben bunu görüyorum arkadaşlar Mecliste, işte, iktidar partisi vekillerinden birçok konuya vâkıf olmadan gelip el kaldırdığını itiraf edenler de var. Daha az önce burada Gökan Zeybek Vekilimiz, AKP'li vekil arkadaşa "Bakın, otoparkla ilgili düzenleme var." diyor "Hayır yok, olamaması lazım." diyor. Orada on dakika onu konuştular. Haberi yokmuş burada AKP'li vekil arkadaşın. Az önce, daha yarım saat önce burada yaşadık. Yani bu şekilde, bilmeyerek ne olduğunu, içeriğini, konunun muhataplarıyla, orada yaşayan yerel halkla, ilgili kişilerle görüşmeden yapacağız hiçbir düzenlemenin ne kabul görme şansı var ne de meşru olma şansı var. O yüzden, hep öneriliyor, gelin, Çevre Komisyonu olarak samimi iseniz, Muğla'yı ben sizi karış karış gezdireyim. Bu alanları beraber gezelim, oralarda durdurabileceğiniz varsa; yarın... Ben hep örnek veriyorum, ben siyasete böyle bakıyorum: O yüzdüğüm çocukluğumdaki alanlarda yüzebiliyorsam, gelecekte çocuklarım yüzecekse; piknik yaptığım ovalarda çocuklarım piknik yapabilecekse siyasetin anlamı var. Bunun sizler için de böyle olduğunu düşünüyorum, umut ediyorum. O yüzden buyurun gelin, uzun süredir de toplanmadığını duydum Çevre Komisyonunun, gerçekten çok sıkıntı var Muğla'da ve civar illerimizde, önce bir onları çözelim, ondan sonra da samimiyetinize inanırsak da çıkaracağınız bu konularda konunun muhataplarıyla, o bölgenin yerel insanlarıyla konuşarak çözelim, ortak, el birliğiyle de yasaları geçirelim diyorum.

Teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.