| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin, Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 05 .07.2020 |
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta tarihimizde yaşanan iki olay var, onları saygıyla anmak istiyorum. 2 Temmuz Madımak şehitlerimizi ve 5 Temmuz Başbağlar şehitlerimizi saygıyla anıyorum.
Aslında, yaklaşık beş gündür hem hukukçu milletvekillerimiz hem de partimizin milletvekilleri konunun içeriğiyle ilgili çok detaylı bilgiler verdiler, burada konuşmalar yaptılar. Ben konuya biraz farklı bir gözle bakmak istiyorum, farklı bir söylemle konuşmak istiyorum. Dünyanın hiçbir ülkesinde hâkimin arkasında "Adalet mülkün temelidir." yazmaz. Yalnızca Türkiye'deki adliyelerde bütün hâkimlerin arkasında "Adalet mülkün temelidir." yazar. Yani der ki: Adalet devletin temelidir. Güçlü bir devlet, sosyal bir hukuk devleti, aynı zamanda yurttaşlarımızın yurttaşlık hakkının teminatıdır.
Hepimizin bildiği gibi devletimizin geleneğiyle ilgili "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." söylemiyle ilgili olarak Orta Doğu'da ve özellikle sınır komşumuz olan Suriye'de yaşanan olaydan sonra gördük ki yalnızca insanı yaşatarak devletin yaşaması da çok anlamlı değil. Aynı zamanda devleti de yaşatmak, devleti bir sosyal hukuk devleti olarak yaşatmak yurttaşlarımızın yurttaşlık hakkının korunmasıyla ilgili de o kadar önemli. Eğer bir ülkede devletin sosyal hukuk devlet anlayışı kalmazsa ve devletin yurttaşlık hakkını koruyacak bir refleksi olmazsa sizin yurttaş olmanızın da hiçbir anlamı yok. Bunun en güzel örneği, belki anılarınızda, hatıralarınızda vardır, Suriye'deki Suriye karşıtı yurttaşlar Türkiye sınırından içeri geçerken elinde bir poşetle tel örgülerin üstünden atlayarak düşen ve Türkiye'deki televizyon kameralarının kamerasına takılan kişilerden birisi Suriye millî takımının teknik direktörüydü. Yani bir ülkede devletin hukuka dayalı bir rejimi, sistemi kalmadığı zaman, sizin o devletteki yurttaşlık hakkınızın da hiçbir önemi yoktur ve sizin aslında, AK PARTİ'li milletvekillerinin bugün bu salondaki diğer milletvekillerinden daha fazla hukukun özgürleştirilmesine, yurttaşlarımızın yurttaşlık haklarının korunmasına yönelik kanun teklifleri getirmesi gerekirken, bunları gündeme getirmesi gerekirken ama siyasallaşan ve daha çok otoriterleşen bir devlet yapısıyla siz, sistemi ve sisteminizi devam ettirmeye yönelik bir çabanın içindesiniz. Bu doğru bir yaklaşım değil.
Bakın, siyasi partiler hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti'nde devlet olmamıştır. Siyasi partilerin kuruluş amacı da, siyasi partilerin siyaset yapma amacı da devlet olmak değildir. Siyasi partiler hükûmet olur, siyasi partiler hükûmet olur ve devleti yönetirler. Eğer bir parti devlet olma yönünde siyasallaşan bir bürokrasiye, siyasallaşan bir devlet yapısına doğru gitmişse bu, aslında sizin için de büyük bir risktir çünkü hiçbir zaman, şunu unutmayın, hiçbir zaman siyasi partiler kalıcı değildir, kalıcı olan devlettir. Geçmişte, Türkiye'de, olumlu şekilde hizmet etmek isteyen bir sürü siyasi partilerimizin genel başkanları vardı; Allah hepsine rahmet eylesin. Süleyman Demirel, bu ülkede cumhurbaşkanlığı, başbakanlık görevini yaptı; Turgut Özal, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı görevini yaptı; Necmettin Erbakan, başbakanlık yaptı; Bülent Ecevit, başbakanlık yaptı. Bugün Parlamentoda veya burada onların partilerinin grubu var mı? Yok ama devlet var. Bu devlet hepimizin devleti. Onun içindir ki devleti siyasallaştırmak yerine sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı, yurttaşlarının yurttaşlık hakkını koruyan bir sisteme, bir düzene, bir kamu düzenine ihtiyaç var ama bugün sizin siyasallaşan devlet yapısında bürokrasiyi siyasallaştırmanız, partiyi devlet partisine dönüştürmenizin, aslında gelecek yönetimler için, sizin için daha büyük bir risk taşıdığının farkında değilsiniz. 15 Temmuzla ilgili, FETÖ terör örgütüyle ilgili, Mecliste milletvekillerimiz geçmiş dönemlerde sizi ne kadar uyardılarsa, ikaz ettilerse o gün onları ciddiye almayarak FETÖ ve FETÖ'cüleri o gün savunduğunuz dönemlerden sonra, 15 Temmuzu yaşadıktan sonra, bugün bu gerçekler üzerinden yarın da sizin ve ülkenin ve devletimizin ve Parlamentomuzun ve Anayasa'mızın hangi risklere karşı açık olduğunu iyi düşünmeniz lazım ve yapılması gereken şey, kendi siyasal varlığınızın devamını sağlamaya yönelik kanun değişikliği değil; yurttaşlarımızın yurttaşlık hakkını koruyan, kamu hukukunu koruyan, devlet düzenini koruyan, sosyal hukuk devleti anlayışını koruyan bir kanun düzenlemesine bu ülkenin ihtiyacı var. Bugün, şüphesiz ki bu ülkeyi siz yönetiyor olabilirsiniz ama yarın bu ülkeyi unutmayın ki başka partiler de yönetecek. Onlar geldiği zaman, sizin bugün yarattığınız gücü sizin aleyhinize kullandığı zaman, bu işten en fazla sizin zararlı çıkacağınızı da düşünerek... Bugün kişiye dayalı, sisteme dayalı, güce dayalı bir önlem değil, kanunlara, kurallara ve Türkiye Cumhuriyeti'nin düzenine dayalı kanunlara bu ülkenin ihtiyacı var. Bu konuda sizi uyarmak isterim, bu konuda düşüncelerimi sizinle paylaşmak isterim ve hepinize teşekkür ederim.