KOMİSYON KONUŞMASI

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyada bir corona salgını var. Pandemi dönemi bu ülkede yaşayan her insanı etkiliyor. Devleti yönetenlerin bu süreci toplumu birleştirerek aşması gerekirken toplumu ve kuruluşları bölerek yönetmeye çalışıyorlar. Allah aşkına, Türkiye'nin bugün konuştuğu baroların seçim sistemini değiştirmek mi birinci gündem maddemiz? Tabii ki hayır.

Türkiye'nin içerisinde bulunduğu koşulları birkaç örnekle dikkatlerinize sunmak istiyorum. Türkiye'de ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken, ülke nüfusunun yarısından fazlası açlıkla boğuşurken, sadece pandemi döneminde 5 milyon çalışan gelir kaybına uğramışken, ülkede aylık geliri sadece bin TL'den az olan 22 milyon vatandaş bulunurken, ülkemizde gerçek işsiz sayısı 14 milyona dayanmışken, işsizlik, yoksulluk yandaş kamuoyu şirketleri tarafından bile birinci sırada gösterilirken, dolar tarihî rekorlar kırarken, sadece elektrik faturasını ödeyemeyen 4 milyon kişi varken, israf ve şatafat kurumsallaşmışken, esnafı, çiftçisi, sanayicisi yaşamak için mücadele ederken yani Türkiye'nin önünde hayati sorunlar dururken ve hep birlikte bu meseleyi çözmemiz gerekirken karşımıza baro değişikliği geliyor, hakikaten olacak iş değil. Bu dönemde böyle bir gündem hangi ihtiyaçtan doğdu, sizler bile mantıklı bir açıklama getiremiyorsunuz. Bu teklifi getirenler âdeta akıl tutulması yaşamakta.

Değerli milletvekilleri, buradan söyleyeyim: Bu değişiklik gündeme geldiği günden beri yaşadıklarımız hem demokrasimiz hem de Meclisimiz açısından rezilliktir ve utanç vericidir. Buradan bütün siyasi parti vekillerine sormak isterim: Seçim dönemlerinde hangi vekil Anadolu'nun bir barosunun kapısında kaldı ya da hakarete uğradı? Seçim zamanlarında kapısında kuyruk oluşturduğumuz, devlet protokolünde ilk sırada olan barolar, baro başkanları, avukatlara yapılanlar, bizlere yaşatılanlar bir utancın, ayıbın dışında ülkemizi de dünyada rezil eden bir durumdadır. Milliliği ve yerliliği dilinden düşürmeyenler maalesef ülkemizin dünyadaki itibarını yerle bir etmişlerdir. Bakın, baro başkanları hem yağmurda kaldılar geçtiğimiz hafta hem de dört günden beri Meclisin kapısında bekliyorlar. Burada avukat olan hukukçular neden baro başkanlarını içeri davet etmiyor? Onun da açıklaması şudur: AKP ve bu teklifi getiren avukatlar baro başkanlarının yüzüne bakacak yüz bulamıyorlar. Bugün yaşananlar aslında hukuk devletinin yok edildiği ve âdeta Anayasa'ya karşı bir darbe sürecidir. Türkiye'nin 200 yıllık demokrasi deneyimine ve kazanımlarına yapılmış bir kıyımdır ve suikasttir. Bütün kamuoyu yoklamalarında yargıya güven yüzde 30'ların altındadır. Cumhur ittifakına oy verenler dahi yargıya güvenmemekte iken yapılması gereken şey yargıya güveni arttırmak, yargı bağımsızlığını tekrar inşa etmek gerekirken baroların seçim sistemiyle uğraşılmakta. Allah bu teklifi getirenlere ve bu teklifi destekleyenlere akıl fikir versin demekten başka bir şey gelmiyor. Yargı âdeta parsel parsel edilmiş, Hakyolcular, Menzilciler, İsmailağacılar, korunan gizli FETÖ'cüler, pelikancılar, İstanbul grubu gibi yapılar yargıda egemen. Bakın Türkiye'nin durumuna değerli milletvekilleri, Fatih Tezcan polis memuru, Hilal Kaplan emniyet müdürü, Ersoy Dede savcı, Cem Küçük sulh ceza hâkimi gibi görev yapmakta.

Değerli arkadaşlar, Türkiye trollerin yönettiği bir ülke durumuna gelmiştir. Her bakanın, her yöneticinin bir trol ekibi var, Soylu'nun ayrı trol ekibi var, Fahrettin Altun'un ayrı trol ekibi var, âdeta memleketi troller yönetiyor, memleket troller ve pelikancılar tarafından yönetiliyor. İktidarın hangi yasayı çıkaracağına, kimin tutuklanacağına, hangi kurumun itibarsızlaştırılacağına troller karar veriyor. Hangi vekilin hangi "tweet"i atacağına da bu troller karar veriyor. Bakın, bir örnek vereceğim: Bir meczup var hepinizin yakından izlediği, takip ettiği ve zaman zaman sizleri tehdit eden bir meczup var, ismi Fatih Tezcan, Twitter'de yazıyor "Bu konuyla ilgili kaç vekil "tweet" atacak, kaç grup başkan vekili bu konuya destek verecek?" diye soruyor ve ikinci gün maalesef üzülerek söylemek isterim ki alınan talimatlar sonucunda vekiller ve grup başkan vekilleri Fatih Tezcan'ın söylemiş olduğu "tweet"leri atıyor. Hangisi trol, hangisi vekil, belli değil. Eskiden grup başkan vekilleri bir laf eder, troller onu tekrarlardı, ona uyarlardı, şimdi troller söylüyor, vekiller, siyasetçiler tekrar ediyor.

Değerli milletvekilleri, bir acı gerçeği, bir tespitimi dikkatlerinize sunmak istiyorum: Bütün meşru zeminler kaybedildi, bütün kurumlar işlevsizleştirildi, kişilerin bir önemi kalmadı. Milletvekilinin bedensel varlığı ve parmağı dışında hiçbir şeye gerek duyulmuyor. Sizin zihninizin, kalbinizin, vicdanınızın hiçbir önemi yok. O parmaklar yoklamaya şifre girme için, yukarıdan gelen talimatlara "Evet" demek, muhalefetten gelen taleplere "Hayır" demek için ve trollerin istediği "tweet"leri atmak için kullanılıyor. Siyaset ve siyasetçiler maalesef bir yalıdan yönetiliyor. O pelikan kuşu ne isterse o konuşuluyor, troller, Fatih Tezcan gibiler ne derse o gündem oluyor. Rahmetli Kamer Genç uyarmıştı ve siz o zaman saldırmıştınız "Kimin abisi var?" diyordu ve siz ona saldırıyordunuz. Bakın genel müdürün abisi bir çaycı olabilir, generalin abisi bir astsubay olabilir ya da bir hâkimin abisi mübaşir olabilir.

Bakın, ben de tarihe not düşmek için bir tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum: Şu anda da bir paralel devlet yapısı var; basının, gazetecilerin, yazarların, çizerlerin başında pelikancılar var. Onlar ne isterse Türkiye onu konuşuyor, hatta daha ileri gidelim onlar başbakan bile değiştirebiliyor, bakan bile atayabiliyorlar, bürokrat atayabiliyorlar ve ayar verebiliyorlar. Sosyal medyadaki trollerinin başında Fatih Tezcan var, yargının tepesinde İstanbul grubu var, cemaatler var, 3 yapı ayrı ayrı Fahrettin Altun'a bağlı. Bu ülkede neye iftira atılıyorsa neye küfür ediliyorsa neye şantaj yapılıyorsa ve basına ne ceza veriliyorsa bu paralel devlet yapısının emir ve komutasında yapılıyor. Tekrar söyleyelim: Türkiye'de şu anda bir paralel yapı var. Türkiye medyası, RTÜK'ü, bürokrasisi, yürütmesi, yargısı bu paralel yapı tarafından yönetiliyor. Bu paralel yapı tarafından yönetilen medyada Atatürk'ün şahsına, Atatürk'ün annesinin kişisel namusuna küfür edenlerle ilgili RTÜK işlem yapmıyor, tık yok ama siyasi eleştiri yapan Tele1 TV, Halk TV son yirmi beş yılın en büyük cezasıyla cezalandırılabiliyor.

Değerli milletvekilleri, bu getirilen baro seçim sistemi ucube bile değil. Bu teklifi hazırlayanlar hâlâ "Millî irade." yalanını söylüyor, bunu da anlamak mümkün değil. Bir, iki örnek vereceğim değerli milletvekilleri: 48 üyeli Ardahan Barosu 4 delegeyle temsil ediliyor, 46 bin üyeli İstanbul Barosu 13 delegeyle temsil ediliyor; Ardahan'da 10 avukata 1 delege, İstanbul'da 3 bin avukata 1 delege düşüyor. 4.757 üyesi olan Antalya Barosu 4 delege, 48 üyesi olan Ardahan 4 delegeyle temsil ediliyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, 12 Eylül darbesi, İstanbul Barosuna bir şey yapmıştı, İstanbul Barosunun kapısına bir mühür vurmuştu, o mühür hâlâ İstanbul Barosunda sergileniyor. 12 Eylül paşalarının bile, darbecilerinin bile yapamadığı maalesef bugün yapılmaya çalışılıyor. Bu aslında 20 Temmuz sivil darbe döneminin uygulamalarıdır ve demokrasimizin kurumları ve demokrasimiz bir saldırı altındadır. Bakın, 15 Temmuz darbecilerinin yapmak istediklerini bir bir gerçekleştiriyorsunuz. Barolar FETÖ'nün hedefiydi, basın FETÖ'nün hedefiydi, yargı FETÖ'nün hedefiydi ve bağımsız, özgürce gazetecilik yapan gazeteciler FETÖ'nün hedefiydi. Onların silahla yapamadığını siz parmaklarla yapmak istiyorsunuz. Aslında AKP vekillerine, sizlere üzülüyoruz. Türkiye'yi kim yönetiyor, sizi kim yönetiyor hakikaten sorgulamak lazım. Bakın, birçoğunuz bir siyasi hareketin temsilcilerisiniz emek vererek bugün milletvekilliği yapıyorsunuz ama ülkeyi yönetenlere bir baktığımız zaman kimisi dönme, kimisi devşirme, kimisi jöleliler tarafından yönetiliyor. Bugün Mecliste bulunan AKP milletvekilleri, gece gündüz çalışarak onların vermiş olduğu yasaları çıkarmaya çalışıyor. Birileri de saraylarda, yalılarda viskilerini yudumluyor, sizlere talimat veriyor. Hakikaten bir milletvekili olarak düştüğümüz durum hazindir, düştüğümüz durum kötüdür. Bu durumun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Bakın, barolarla ilgili yapılan uygulama demokrasiye bir saldırıdır, demokrasi saldırı altındadır ve bu demokrasiyi korumakta bizlerin görevidir. On sekiz yıl önce iktidara "Özgürlük." diye "Demokrasi." diye gelen kadrolar maalesef bugün demokrasiyi katletmekte, demokrasinin bütün kurumlarına saldırmaktadır. Yapılması gereken bellidir değerli arkadaşlar, bilin ki yarın iktidar değiştiğinde eğer böyle bir şey bizim tarafımızdan gündeme getirilirse, bizim bir bakanımız bunu bizim önümüze sunsa hakikaten utanırız, zül duyarız böyle bir tekliften. Siz "Millî irade." diyorsunuz... Hani, meşhur bir laf vardır: "Çobanın oyuyla vatandaşın oyu bir mi?" diyenlere rahmet okutuyorsunuz. Sizler 12 Eylülün darbeci paşalarına rahmet okutuyorsunuz. Kenan Evren yatağından kalksa uyunsa sizlerle gurur duyardı "Bizim çocuklar benden daha iyi. Boynuz kulağı geçti." derdi.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken tekrar söylemek isterim: Maalesef Türkiye ve Meclis itibarsızlaştırılmıştır, Meclisi maalesef vekiller değil dışarıdan tutulan tutmalar, dönmeler ve jöleliler yönetmektedir. Tekrar söylüyorum: Keşke bu teklife siz de inanabilseydiniz, sizin de inanmadığınızı biliyoruz.

Geçmişte FETÖ'nün en büyük projesi yandaş barolar oluşturmaktı, maalesef bugün yandaş barolar oluşturulmaya gidiliyor. Kimisi AK PARTİ barosu olacak kimisi bozkurt barosu olacak vesaire baro olacak. Bu teklife "Evet." diyeceğinizden, size verilen talimatları aynen uygulayacağınızdan kuşkumuz yok. Ama bir şey söyleyelim değerli arkadaşlar: Lütfen özgür irademize sahip olalım, hepimiz tarihe not düşüyoruz. Bu teklifin altında, maalesef dün FETÖ'nün emriyle bıyık kesenler ve bir emirle de bıyık bırakanların imzası var. Bu teklifi kabul etmediğimizi, reddettiğimizi kamuoyuna, tarihe bir not düşmek adına söylüyoruz. Dün, Kamer Genç'e saldıranlar, bugün bizim haklı olduğumuzu görüyorlar. Dün, Avrupa Birliğinin uyum yasasında Türkiye'yi mülteci hapishanesine çevirecek yasaya "Hayır." dedik, dinlemediniz. Yine 12 Eylül 2010'daki referandumda -ben o zaman il başkanıydım- bu Mecliste Genel Başkanımız "Hayır, yapmayın, eğer 12 Eylül 2010 referandumu geçerse Türkiye'de yargı bir grubun eline geçer, o grubun da ne yapacağı belli olmaz." dedi ama dinlemediniz maalesef.

OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Şimdi aynı şeyleri tarihe not düşmek adına sizleri uyarıyoruz: Lütfen FETÖ projesine "Evet." demeyin. 15 Temmuz darbesi ne zaman yapıldı, ne zaman yolu açıldı? 12 Eylül 2010 referandumunda yolu açıldı.

Bu baro yasasının da yanlış olduğunu bir kez daha vurguluyor ve sizleri vicdanlı olmaya, aklınızla hareket etmeye davet ediyoruz.