| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 04 .07.2020 |
ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Öncelikle 4 Temmuz Cumartesi günü Dünya Sağlık Örgütü dünya genelinde 212.456 yeni coronavirüs vakası bildirdi. Bu rakam coronanın başladığı günden bugüne kadar geçen süredeki en yüksek rakam. Sağlık Bakanı da Türkiye'de de benzer yönde artış olduğunu teyit etti.
Corona bu kadar yaygınlaşmışken, Mecliste bu kadar vaka varken üç dört gündür burada, bu zor koşullarda milletvekillerini -milletvekillerini geçtim- personeli -âdeta yangından mal kaçırırcasına- çalıştırmak için çaba sarf eden Başkanlığınızı da kutluyorum, tebrik ediyorum(!)
Gelelim barolarımıza. Baro başkanlarımız önce Anıtkabir'e yürümek istedi, izin vermediniz. Daha sonra, Meclisin önünü -ki burası bir kamusal alan, bir kaldırım- günde onlarca, binlerce insanın geçtiği yeri kapattınız, baro başkanları kendi kimliklerini göstererek dahi giremedi ve orada bizimle birlikte günlerdir sabahlıyorlar. Baro başkanlarımızı buradan direnişlerinden dolayı tebrik ediyorum. Aynı zamanda muhalefet milletvekillerimizi de sabahlara kadar Komisyonda, daha sonra da çıkıp onların yanında o direnişlerine destek oldukları için onları da tebrik ediyorum.
Kanunun teknik maddelerini üç gündür hukukçu milletvekillerimiz, Komisyon milletvekillerimiz anlattılar; bu kanunun ülkeye hiçbir hayır getirmeyeceğini, ülkedeki sorunların hemen hemen hiçbirini çözmeyeceğini ancak birilerinin gündemi gereği, sizlerin de iradesi dışında saraydan önünüze getirilir, bugün de hep birlikte sanki bu kanun yasalaşınca ülkedeki sorunlar bitecekmiş gibi canhıraş bir şekilde sabahlara kadar mücadele ediyoruz. Aslında ne için mücadele etmemiz gerekirdi? Sizin 2002 yılında "3 Y'yi ortadan kaldıracağız." diye iktidar olduğunuz, 2001 yılında kurulurken adını "Adalet ve Kalkınma" koyduğunuz ama bugün on sekiz yılda ne adaletin ne de kalkınmanın olduğu bir süreçte 3 Y'den de yasaklar, yolsuzluk ve yoksullukla ilgili sürecin de tam tersine geldiğine şöyle kısa örneklerle bakalım.
Yoksulluk, geldiğimiz süreçte 10 bin dolarlardan 7 bin dolarlara inen kişi başına düşen millî gelir, 4 kişilik bir ailede açlık sınırı 3 bin lirayı bulmuş, yoksulluk sınırı 9 bin lirayı bulmuş ve insanlar geçinemediği için, faturasını ödeyemediği için, çocuğuna ekmek götüremediği için intihar eder hâle gelmiş. Sizin 3 Y'den biri dönmüş tam tersine.
Yolsuzluğu anlatmaya gerek yok. Ayakkabı kutuları içerisinde eurolar, dolarlar getirenleri âdeta ödül verir gibi Avrupa'nın en güzel şehrine, Prag'a büyükelçi yaptınız, bir yargılamaya -burada bir gensoruda gelip burada yargılanmasına- dahi müsaade etmediniz. Yolsuzlukta da âdeta rekor kırdınız, rekor kırmakla kalmayıp ödüller verdiniz.
Yasaklara zaten hiç değinmeyeceğim. En basitinden devletin kaldırımında dahi orada insanların durmasına müsaade etmiyorsunuz. 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı emin olun o darbeciler de orayı o şekilde kapatacaklardı, aynı uygulamayı yapacaklardı ama geldiğimiz durumda sosyal medya kanunu getiriyorsunuz, insanların oradaki özgürlüklerini yasaklamaya çalışıyorsunuz, fikir özgürlüklerini kısıtlayarak fikirlerini paylaşmayı yasaklamaya çalışıyorsunuz, on sekiz yılda üç Y döndü, dolaştı, herkesi vurdu, sizler gibi bizleri de vuracak.
Kanunun teknik kısımları, bir ilde nasıl birden fazla vali olamayacağı gibi, bir köyde birden fazla muhtar olamayacağı gibi, kaymakam olamayacağı gibi baronun da olmayacağı teknik olarak anlatıldı. Bu sistemi bölseniz dahi sonunda size de bir hayır getirmeyeceği anlatıldı. Ben o yüzden tarihte yaşamış hem Türk büyüklerinden hem büyük düşünürlerden şöyle kısa bir alıntıyla çok da vakti aşmadan sözlerimi tamamlamak istiyorum: Orhan Gazi'ye sormuşlar "En büyük zulüm nedir?" "Geciken adalet." demiş, Çiçero'ya sormuşlar "Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?" "İşi ehline vermedik." diye yanıt vermiş, Karun'un yanına varıp "Zenginliğin sırrı nedir?" demişler, "Halka avuç açmamaktır." demiş, IV. Murat'a sormuşlar "Yardıma alışana ne olur?" "Emir almaya da alışır." demiş, Gorbaçov'a "En büyük hatan neydi?" diye sormuşlar "Yanlışı hep karşımızdakinde aradık." demiş, Stalin'e sormuşlar "En büyük korkunuz?" "Sokakta yalnız başıma yürümek." demiş, Goebbels'e sormuşlar "İktidar nedir?" "Düşman yaratmaktır." diye cevap vermiş, II. Ramses'e gitmişler, "En büyük piramit hangisidir?" "Kibrimizdir." demiş, Platon'a sormuşlar: "Devlet nasıl yönetilir?" diye "Ya ilimle ya zulümle." diye yanıt vermiş. On sekiz yılda geldiğimiz nokta bütün bu düşünürlerin, büyüklerin hepsini bir arada toplamış, bütün bu kıssadan hisse örneklerinin âdeta vücut bulmuş şeklini AKP iktidarında, iktidarınızda maalesef yaşıyoruz. Bizim milletvekilliği dönemimize de bunların hepsine şahit olmak düştü üzülerek ancak şunu söyleyerek sözlerimi bitirmek istiyorum: Ne yaparsanız yapın, nasıl zorlama, baskı yaparsanız yapın elbet bu terse dönecektir ve bugün değiştirmeye çalıştığınız yasalara da gelip sizlerin de ihtiyacı olacağını hatırlayacaksınız diyorum, saygılar sunuyorum.