| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 03 .07.2020 |
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu teklifin hazırlayıcıları "antidemokratik yapı" "temsilde adalet" diyorlar, "Çoğulcu, katılımcı bir anlayışla hazırladık." diyorlar. "Bu düzenlemenin Türkiye'deki hukuk kalitesini nasıl artırdığını yakında güzel geri dönüşlerle göreceğiz." diyorlar. Tabii, biz bu lafları ilk defa duymuyoruz. Biz bu sözlerin benzerlerini daha önce de duymuştuk, bu sözleri duyunca bize masal gibi geliyor. 2010 referandumunda, yargının kodlarıyla oynanıp FETÖ'yle birlikte hazırlanan Anayasa değişikliği referandumla kabul edildikten sonra bu teklifin hazırlayıcılarından biri, hem de savunucusu olan milletvekillerinden bazıları FETÖ'nün kanallarında o zaman da buna benzer şeyler anlatıyorlardı. Mesela "Referandumdan sonra yüksek yargıda farklı kesimlerin temsil edilmesi sağlandı, demokratik denetime açıldı diye ifade edebiliriz." diyor ve "Tarih, bu referandum karşısında yer alan kişilerin ve kurumların toplum nezdinde hak ettikleri yeri bize gösterecektir, onları yargılayacaktır." diyorlardı. Soru şu: Tarih kimi haklı çıkardı? Tarih bize kimin neyi hak ettiğini gösterdi mi? Gösterdi. Neticeyi hatırlatıp yorum yapmayacağım, takdiri gerçek hukukçuların vicdanına havale edeceğim ama sadece vicdanı olanlara, vicdanı olmayanlara söyleyecek bir sözüm yok. 2010'da âlâyıvalayla referanduma FETÖ'yle birlikte götürdüğünüz, hatta mezardaki ölülere bile oy kullandırmayı düşündürdüğünüz halk oylamasında kabul ettirdiğiniz Anayasa değişikliğiyle getirdiğiniz hükümleri 2017'de tekrar değiştirmek zorunda kaldınız. Şimdi bu teklifte de aynı yöntemi kullanıyorsunuz. Yarın bundan da pişman olacaksınız, Allah sizin durumunuza kimseyi düşürmesin.
Bir başka teziniz de "Barolar Birliği avukatlar birliği değildir, baroların birliğidir." Değerli milletvekilleri, buna sadece gülünür. Bunu söyleyenler "Bu nedenle baroların eşit temsili uygundur." diyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır? "Barolar Birliği İstanbul, Ankara, İzmir Barolarının hegemonyasında" argümanı üzerinden bir kurgu yapıyorsunuz. Tersini düşünelim: 46 bin avukatın üye olduğu İstanbul Barosunu, 18 bin avukatın üye olduğu Ankara Barosunu, 9.600 üyesi bulunan İzmir Barosunu 40, 50, 100 üyesi olana küçük baroların hegemonyasına teslim etmek nasıl bir demokrasi anlayışıdır, nasıl bir seçim adaleti anlayışıdır? Anlatırken demokratik meşruiyet ve temsilde adaletten bahsediyorsunuz ya, haydi o zaman, tam temsilî sistem yapın, herkes üye sayısına göre Barolar Birliği delegesi getirsin. Tabii, öyle olması da doğru değil ama bunu, şunun için söylüyorum: Sizin tezlerinizin tam karşılığı budur. Yani "Birlik, avukatların değil, baroların birliğidir." tezinin altı dolu değil.
Ayrıca, barolarda yapılan seçim en demokratik seçimlerden birisidir, belki birincisidir çünkü çarşaf liste uygulanır. Yani alınan oy sayısına göre listeler arasında geçiş ya da başka bir ifadeyle liste delmek mümkündür. Siz şimdi bölmeye çalıştığınız barolarda çıkardığınız veya desteklediğiniz listeler kazanamadığı, hatta, listeyi bile delemedi diye "Onlara yeni bir baro kurduralım, delemedikleri listeyi böylece delmiş olsunlar." anlayışı sizin uydurmaya çalıştığınız kılıflara uymaz. "Seçim kazanamayan, listeyi de delemeyen yandaş avukatlara yani sarayın avukatlarına bir barocuk kuralım, sonra da beraber baroculuk oynayalım." diyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. "Benim yasama çoğunluğum var, parmak kaldırır indiririm, bunu da yaparım." demek demokrasi mi? Hedefteki İstanbul, Ankara, İzmir Baroları için demokratik temsil, temsilde adalet ihtiyaç da diğer barolar için ihtiyaç değil mi? Bu, sizin bu teklifteki gerekçelerinizin samimi olmadığını, gerçek niyetinizi perdelemeye amaçladığınızı ortaya koymaktadır. Nasıl 2010 referandumunda bir anda ortaya çıkan ve pıtırak gibi çoğalan hukuk dernekleriyle propaganda yürüttünüz, bugün de yaptığınız, tüm hukuksuzlukları, kuracağınız, başına da göstermelik bir başkan oturtacağınız bu barocukluklar meşru kılmaya çalışacaksınız. O gün derneklerle birlikte ne masallar anlatıyordunuz, sonuç ne oldu.
Barolar kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır, üyeleri ise serbest meslek erbabıdır. Şimdi buraya müdahale ediyorsunuz. Herkesin siyaset yapması anayasal bir haktır, bazı avukatlar bunu yapıyor zaten, bir siyasi partiye üye olarak bunu yapıyorlar. Şimdi, siz, baroları da bir siyasi parti gibi dizayn ediyorsunuz. Çoklu baro, niye sadece 3 baro için? Diğer barolardaki avukatlara niye kendi barolarını kurma fırsatı verilmiyor? Bu bir gerekçe değil, daha önce de söylendi, sadece bahane. Çünkü sebebi yukarıda anlattığım gibi baroları bölmek, yandaş barolarla baroculuk oynamak. Yargı diliyle söylersek, bu gerekçeler davada haklı çıkmaya yönelik beyanlar ama söyleyeni haklı çıkarmayan beyanlar. Sizin sürekli yargıyla uğraşmanızın bir anlamı var. Siz yaptığınız işlere yargı kılıfı giydirmeye çalışıyorsunuz.
OTURUM BAŞKANI YILMAZ TUNÇ - Sayın Atakan, toparlayalım.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Toparlıyorum Başkanım.
Yargının kürsü ayağını 2010 ve 2017 referandumları sonrası uygulamalarınızla hallettiniz yani kürsü bakımından yargı meselesi hallolundu. Şimdi, gözü savunmaya diktiniz. Kendi yandaş barolarınızı oluşturunca yargı meselesi tamamen hallolacak. Niyetinizin bu olduğu açıkça görülüyor. Bunun sebebi şu: Muhaliflerle hukuk üzerinden hesaplaşmak medeniymiş gibi bir algı yaratıyor. Ne diyorsunuz? "Bağımsız yargı karar verecek, yargılamanın sonucunu bir görelim." diyorsunuz. Bu anlamda hukuk devreye sokulunca sanki hukuksal bir meşruiyet varmış hissi uyanıyor. Yapmak istediğiniz hukuksuzluklarınıza hukuk elbisesi giydirmek.
Son söz olarak şunu söylüyorum: Sizin zamanınızda aslında yürürlükte olan hukuk görünüşte yürürlükte. Aslında yürürlükte olan, sizin kafanızdaki hukuk. Siz bu hukuku zaman zaman açıkça, zaman zaman zımnen, zaman zaman da oluşturduğunuz yandaş yargı eliyle uyguluyorsunuz. Sizin zamanınızda hukuk lotarya gibi oldu. Kime ne çıkacağı belli değil. Yandaşlar ne yaparsa yapsın suç değil; muhalifler ne yaparsa yapsın suç. Hukuk öngörülemiyor. Örneğin, İstanbul seçimlerinin iptal edileceğini daha en baştan bir gazeteci Nagehan Alçı bildi, koca koca Anayasa hukukçuları bilemedi. Sebep, YSK yazılı kanun metinlerine göre karar vermiyor, yazılı olmayanlara göre karar veriyor. Sizin hukuk anlayışınızı anlatan sözü George Orwell söylemiş: "Aslında, hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu."
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.