| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Denizli Milletvekili Cahit Özkan, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Tokat Milletvekili Özlem Zengin, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilleri Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ile 182 Milletvekilinin Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2999) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 03 .07.2020 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Başlıyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Tabii, bu kanun teklifini eleştirmek de çok kolay değil. Neresini eleştireceğiz yani? Zamansızlığını mı eleştireceğiz? Getirdiği dengesizlikleri mi eleştireceğiz? Türkiye'nin bir dünya sorunu varken kırk sekiz saat şartına uymaksızın Komisyona gelmesini mi eleştireceğiz? Oradaki nüansları, abartarak konuşmaları mı eleştireceğiz? Benim gördüğüm şöyle bir şey var, çok uzun uzun konuşmayacağım: Yaklaşık on sekiz yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi -AKP- iktidarı var, son iki yıldır da Milliyetçi Hareket Partisiyle beraber bir Cumhur İttifakı adı altında iktidarı yürütüyorlar ama gerek yasal ve gerekse de anayasal -yani referandum süreçlerinde, yasal süreçlerde, kanun hükmünde kararname süreçlerinde, olağanüstü hâl kararnamelerinde, torba kanunlarda, temel kanunlarda, gece yarısı operasyonlarıyla- Türkiye'deki hukuk mevzuatı tam bir gecekondu mevzuat hâline getirildi. Ama tek bir şeyi atlamadınız: Hangi yasal düzenlemeyi yaptıysanız yargının bağımsızlığını sağlamak yerine, yargıda nüfuz sahibi olmaya çalıştınız; kısmen de özellikle de hâkim, savcı kitlesi bakımından bu amacınıza da ulaştığınızı maalesef üzülerek, ülkem adına üzülerek gördük yani hâkim ve savcıları kontrol altına aldınız. Ta nerede başladınız? Önce "Fetullahçı cemaat" dediğiniz Fetullahçı terör örgütü kontrol altına almıştı, ta Adalet Akademisindeki tek tip hâkimler yetiştirilerek yani okudukları kitaplardan, efendim, gittikleri kahvehanelere, restoranlara kadar denetleyerek onları bir tek tipleştirmiştiniz. Bu işte geçmişte de darbe dönemlerinde tek tip insan yetiştirmenin telaşına düşen darbeci iktidarlar vardı, maalesef, sandık yoluyla gelip de darbeci iktidarlığa özenen bir yapı hâline dönüştünüz.
Değerli arkadaşlarım, bu paralar yargının olmazsa olmaz sacayağından birisi. Bu zamana kadar aslında baroları da ele geçirmek üzere -biraz sonra bahsedeceğim- çok yol katetmeye çalıştınız ama bugüne kadar bunda başarılı olamamıştınız, herhâlde bu yasa çıkarsa yani bir Pirus Zaferi kazanacağı kanaatindesiniz.
Değerli arkadaşlarım, bu yasanın en önemli amaçları, bence, baroları parçalamak, güçsüzleştirmek ve en sonunda da diğer kurumlar gibi susturmak. Bakın, siz geldiğinizde YÖK'e de karşıydınız ama YÖK'ü ele geçirdikten sonra YÖK karşıtlığınız birdenbire bitti. TÜBİTAK karşıtlığınız bitti. Anayasa Mahkemesi karşıtlığınız bitti. Bir kurumu ele geçirene kadar karşı duruyorsunuz, devamında, ele geçirdikten sonra en küçük bir demokratik talebe bile tahammül göstertmiyorsunuz. Bu yasa eğer geçecek olursa savunmayı örgütsüz bırakarak bağımsız yargıya son darbeyi de vurmuş olacaksınız; maalesef bu da eseriniz, bu eserinizi de beğenebilirsiniz.
Arkadaşlar, şimdi, burada sanıyorum Komisyon üyelerinin tamamına yakını hukukçulardan oluşuyor; kimi hâkimlikten, savcılıktan gelme kimi avukatlıktan gelme. Arkadaşlarımızın hepsi konuşmalarında bahsettiler ama bir kez daha tekrar etmekte ben de bir sıkıntı görmüyorum. Avukatların ve baroların sıkıntısı bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle çözülebilecek gibi değil, hatta daha da içinden çıkılmaz hâle getirilecek; temsilde adaleti filan da yok edecek.
Bakın, avukatların gündeminde -bütün arkadaşlarım söyledi- yoksulluk var. Gerçekten de avukatlar yoksul. Yoksul olmayan avukatlar da önceden cemaatçi avukatlardı, şimdi AKP'li avukatlardı, herhâlde son dönemlerde de iktidar ortağı olarak Milliyetçi Hareket Partili avukatlar. Bunun sebebi şu, hepimiz biliyoruz. Bakın, ben kendi memleketimden biliyorum, ne kadar banka varsa, özellikle kamu bankaları, davalarını önceden cemaatçi avukatlara veriyorlardı, şimdi AKP'li avukatlara veriyorlar, iktidar partisinin mensubu olan avukatlara veriyorlar. Bankalar öyle de kamu kurumları öyle değil mi? BOTAŞ getiriyordu 400 tane dosyasını ya da 1.400 tane dosyasını -yerine göre- bir avukatlık bürosuna tevdi ediyordu, yasal vekâlet ücretlerinin de yarısını hesaplarına o gün yatırıyordu. Bunların dışında kalan avukatlarımız yoksul, yoksullukla mücadele ediyorlar. Yoksul avukatın da itibarı azalıyor arkadaşlar.
Yine, işsizlik. Avukatlarımızın birçoğu, işte bahsettiğim avukatların dışındaki avukatlarımız işsiz ama buna karşı da ağır vergi yüklerinin altındalar. Ödeyemedikleri, yıllarca birikmiş SGK primleri var. Komik düzeyde emekli maaşları var avukatlıktaki hizmetlerini tamamlayan meslektaşlarımızın. Aldıkları, asgari ücrete yakın bir emekli maaşı. Angarya düzeyinde -demin de konusu yapıldı- 280 lira CMK ücreti var, CMK ücreti, angarya bunların tamamı. Adliyelerde, hatta mahkeme salonlarında karşılaştıkları şiddet ve hakaretler var meslektaşlarımızın.
Yine az evvel konuşuldu, ücretsiz ve güvencesiz staj... Bence bu kanan teklifini hemen geri çekelim, stajyer avukatların ekonomik ve sosyal özlük haklarını düzenlemek üzere bir kanun teklifi görüşelim; eğer avukatlık mesleğini yücelteceksek, yargıyı güçlendireceksek, bağımsız yargının sacayağı olan savunma mesleğini eğer güçlendireceksek.
Yine, değerli arkadaşlarım, demin de bir polemik konusu oldu, işte, "iki yıldan beş yıla kadar hüküm" diye yazan hâkim. Olmayabilir, yani herhâlde hukuk fakültesi birinci sınıfını geçen bir hukukçunun da böyle bir şeyi yazdırması mümkün değildir. İddia oldu, ben bilmiyorum ama müzekkere yazdıramayan hâkimlerin olduğunu biliyorum, müzekkere yazdıramayan. Beraat kararı ki kararların en kolayıdır beraat kararı, beraat kararı yazdıramayan hâkimlerin olduğunu biliyorum. 133 tane hukuk fakültesi olmuş, içlerinde akademik kariyeri olmayan, akademik kariyeri olan hocası hiç olmayan hukuk fakülteleri var. Artık bunlara hukuk fakültesi demek doğru değil, bunlara herhalde "merdiven altı hukuk fakültesi" demek lazım, "merdiven altı üretim" gibi. Zannedersem bu fakültelerin de 57 tanesini açmak sizin iktidarınız dönemine nasip olmuş. Yani, artırmışsınız, kontrolsüz bir şekilde artmış. Bu hukuk fakültelerinden çıkan hem hâkimler olsun hem avukatlar olsun onlarında yapacakları her hâlde Türkiye'deki bağımsız yargı adına, yahut da adalet adına çok bir şey olmadığını hepimiz görüyoruz.
Şimdi, yine dedik bu kanunu eleştirmeye bile gerek yok. Eleştirecek bir tarafı dahi yok ama. Mesela, Adalet Bakanı Yargı Reformu Strateji Belgesi'yle ilgili konuşmalarında söylediği şeyler var. "Güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemi, adaletin kapısına gelen hakkına erişebileceğinden emin olmalı." Bu kanun, buna hizmet ediyor mu? Neresi hizmet ediyor? Siz, 47 bin tane avukatı olan bir ille, 80 tane avukatı olan bir ilin, Barolar Birliğindeki delegasyonunu eşitliyorsunuz. Yani birisi 4 tane ile gelecek, birisi de zannediyorum 12-13 tane ile gelecek. Nerede burada temsilde adalet? Nerede burada güven veren ve erişilebilir adalet amacına ve belgesine hizmet edecek bir yapı?
Şimdi, biraz sonra değineceğim, iktidarın barolarla, hukukçularla ve savunma mesleğiyle mücadelesi bugün başlamadı, iktidara geldikleri günden itibaren başladı. Bunun nedenini de herkes söyledi: "Tek tip insan, tek tip savunma, tek tip bir Türkiye." bütün derdiniz bu. Sizin gibi düşünecek, size benzeyecek, sizin gibi yaşayacak, hatta Sayın Cumhurbaşkanı'nın gözüne bakınca ne dediğini anlayacak, vücut dilinden anlayacak. Yani, Allah saklasın Barolar Birliği Başkanı konuşmasını uzattı diye neredeyse bundan 4-5 sene önce bir Danıştay açılışı mıydı? Yargı yılı açılışı mıydı? Danıştay açılışıydı zannedersem, Danıştaydaki bir toplantıda, orada Sayın Cumhurbaşkanı nasıl korkuttuysa o günün ve bugünün Barolar Birliği Başkanını? Valla, bu yasanın altında da onun imzası olduğu ve bir dönem daha Barolar Birliği Başkanlığına devam etmek istediğini gören gözler hemen anlıyor.
Şimdi arkadaşlarım, sizle çok kısaca bir şey paylaşmak istiyorum. Mail gönderilmiş, muhtemelen sizlere de göndermiştir ama ben bunu da burada tutanaklara geçmesi bakımından önemli buluyorum. Gönderen avukatın ismini söylemeyeceğim. Ama tahmin ediyorum; merkez sağda, merkez solda namusuyla mesleğini yapan, hukukun ve savunmanın geleceğinden kaygı duyan, ülkesinin geleceğinden kaygı duyan, bir avukat olduğunu düşünüyorum bu yazdıklarından.
Şimdi şöyle kısaca demiş ki: " Bu çoklu baro sistemine geçilmesiyle arka planda yüzlerce yıllık gelenek bulunan bir yapı yıkılacaktır." Hakikaten de doğru. Bizim İstanbul Barosu'nun bile kuruluşu neredeyse yüz elli yıldan fazla diye biliyorum, 1857 diye okumuştum.
"Bu aslında kadim bir geleneğin, insanlığın ortak mirası olan bir kurumun yıkılması anlamına gelmektedir." Özetle "çoklu baro sistemi" niye getirilmelidir dersek şöyle 4-5 maddelik bir şeyler yazmış hemen paylaşayım sizle. "Her şeyden önce bilinmelidir ki bugünkü hâliyle barolar Anayasa'mızın 135'inci maddesinde düzenlenen kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları, Anayasa'nın 135'inci maddesinin koruması altında olup, özlerine dokunacak bir değişiklik Anayasa değişmeden mümkün değildir." Gerçi bizim Anayasa'mız da gecekondu bir Anayasa artık. Parlamenter demokratik sisteme göre düzenlenmiş bir Anayasa'nın üzerine, biz kaçak olarak bir Cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında ucube bir sistem oturtturduk ki tamamıyla bir gecekondu hâline geldi, ruhsatsız bir yapı.
"Anayasa'mızın ön gördüğü meslek kuruluşu modeli "koorparasyon tipi" yapılanmadır. Bu yapının en temel vasfı kuruluş bakımından yasallık, serbest kuruluş modeli değil, zorunlu üyelik, aidat uygulamasıdır..." çok doğru. "Çoklu baro sistemi kuruluş bakımından serbestlik anlamına geleceği için Anayasa'nın 135'inci maddesine aykırıdır. Ayrıca bu modelin gereği olarak devlet meslek kuruluşlarını denetleyebilmektedir. Kamu gücüyle donattığı, kamu finansmanı ile desteklediği meslek kuruluşlarının devlet eliyle denetimi elbette çok doğaldır." Biraz oralarda uzun uzun, geçmiş dönemlerin hepsini konuşmayacağım. "Bu tasarıyı hazırlayanlar şunu görmüş olmalılar. Çoklu baro düzenlemesine girişildiğinde Avukatlık Kanunu'nun neredeyse tamamını elden geçirmek gerekmektedir ki bu düzenlemede böyle bir şey yok. Bu da gösteriyor ki mevcut sistematiği ve geleneği yıkmadan çoklu baroyu getirmek mümkün değildir. Sadece Avukatlık Kanunu değil, Tüketici Hakem Heyetleri, Hâl Hakem Heyetleri, CMK, HMK vesaire bir sürü kanunda değişiklik ister. Tasarıda adli yardım konusuyla ilgili yapılmış ama diğeriyle ilgili bir şey yapılmamış."
Ben şurada çok önemli bir şey gördüm. "Anayasa'nın öngördüğü sistemde koorparasyon bir takım kamu gücüyle görevine dair fonksiyonlar yüklemektedir. Nitekim bu çerçevede mesleğe kabul ve meslekten çıkarma, disiplin, staj kabul ve staj eğitimi, adli yardım, CMK görevlendirmeleri bu barolar tarafından çok düzgün ve başarılı bir şekilde ifa edilmekteyken, çoklu baro sisteminde bunların bu düzgünlükte ve bu başarıyla ifa edilmesi artık imkân dâhilinde değildir ve bu işlerin sonunda Adalet Bakanlığına bu işlerin kalacağı yani merkezî yapı içerisinde iktidara kalacağı söylenmektedir.
Şimdi, diyelim ki iktidar, yıllardır özellikle büyük baroların, İstanbul, Ankara, İzmir barolarının siyaset yapmasından şikâyetçi. Olabilir, o ayrı bir şekilde, ayrı bir yerde konuşulabilir. Yine buradaki yazıdan okuyorum: "Üstelik Anadolu barolarının çoğu siyasete karışmamış, buradaki meslektaşlar daima birlik ve beraberlik içerisinde olmuşlardır. Büyük şehir barolarındaki avukat sayısından ötürü ortaya çıkan kopukluksa coğrafi bir belirlemeyle ilçe baroları kurulup, ilçe baroları başkanlarını belirlemek suretiyle çözülebilir -daha da önemli bir uyarı- gelecekte dönemin iktidar partisine göre belirli baro ve meslektaşların 'Tanıdığım hâkim, savcı var; işinizi hallederiz.' demesinin belirli işleri daha kolayca almasının, adli yardım ve CMK hizmeti gibi hizmetlerin tamamı ya da bir bölümünü kendi barolarına almasının önü açılacak." demiş. Vallahi çok doğru ve yerinde uyarı. Bakın arkadaşlar, meslek yapan yani avukatlık yapan arkadaşlarımızın tamamı görmüştür, bundan -çok uzatmaya gerek yok- sekiz, dokuz, on sene önceye gittiğimizde inanın çetrefilli davası olan, olmaz işleri olan insanlar cemaat mensubu -o zaman cemaatti, şimdi FETÖ terör örgütü oldu- avukatları arıyorlardı biliyorsunuz, vallahi de billahi de. Şu anda da AKP'li avukatları arıyorlar, herkes bunu yaşıyor. Yani benim de çetrefilli bir işim olsa -biraz ironi yapayım- Cumhur İttifakı'nın üyesi olan, mensubu olan avukatlardan tutup çetrefilli işimi gördürmek isterim ki bu baro yasası, Avukatlık Yasası değiştikten sonra...
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - İnsanları zan altında bırakmayın, avukatlar şerefli ve onurludur.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Eyvallah.
Yani kaygılarımızı dile getirmemizde bir şey var mı?
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Kaygı değil tespit yapıyorsunuz.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Aynı kaygıları siz duymuyorsanız şöyle düşünün, yarın bu iktidar ilelebet...
Şimdi, arkadaşlar bu Balyoz ve Ergenekon davalarına çok gittim, o zaman da milletvekiliydim, 2011'de çok gidiyorduk o zaman da hakikaten. Oradaki heyetler var ya bu düzenin hiç değişmeyeceğini zannediyorlardı biliyor musunuz, bu dönem böyle geldi böyle gidecek zannediyorlardı vallahi. Bir yel esti, en yakınlarıyla beraber bir kavgaya tutuştular, bugün biliyorsunuz o gün cemaat lideri, asrin lideri, bilmem ne diye anılan insanlar bugün terör örgütünün reisi falan diye anılıyorlar. Yani çok detaya girmeye gerek yok, bu düzen böyle gidecek diyorlardı.
Bir şiirle bağlamış bu meslektaşımız, çok da güzel, bilinen bir şiir ama demiş ki: "Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen iki kazma kürek, iki de ırgat gerek/Ancak "Hadi gel yapalım şunu geri." desen bir Sinan bir de Süleyman gerek." Burada çok doğru söylemiş, çok da güzel bağlamış. Burada -zannedersem- 27 maddelik bir tasarıyla yıkmaya çalıştığınız düzen bizim 150-200 yıllık düzenimiz. Gerçekten de bu düzeni yıkmaya çalışıyorsunuz.
Şimdi, yine -Bülent Turan yok herhâlde- Sayın Bülent Turan'ın bugün basına yansıyan bir açıklaması vardı, diyordu ki: "Eğer bu yasa çıkarsa ben hemen İstanbul Barosundan istifa edeceğim, ilk kurulan baroya da üye olacağım." Sayın Bülent Turan'ın İstanbul Barosuyla vallahi bir husumeti var, o anlaşılıyor. Ta sekiz sene önce de buldum böyle bir şey, işte İstanbul Barosunun Silivri'deki yargılamaları, Ergenekon yargılamalarındaki avukatların maruz kaldığı muameleye karşı durmak ve oradaki sanıkların da adil yargılanmasını sağlamak için başka bir şey değil yani yargıyı etkilemek değil baro olarak üzerlerine deruhte edilen görevi yerine getirmek için bir Silivri'ye gidişleri var, Silivri'ye gidişlerinden "yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs" suçu kapsamında hem 10. Ağır Ceza Mahkemesinin -özel yetkili mahkemenin- hem de Konya Barosunun -ki Konya Barosu da ilginç geldi bana onu araştıracağım, araştıramadım, ileriki konuşmalarımda söyleyebilirim- o dönemdeki yöneticileri FETÖ terör örgütüne üye olmaktan da belki yargılanmış, tutuklanmış ya da kaçmış olabilirler.
ALPAY ANTMEN (Mersin) - On yıl aldı.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Aldılar mı ceza? Bakın doğru tahmin etmişim. Çünkü FETÖ yargısı yapıyor bunu. Baro açıklamış: "Bu çerçevede daha iddianamenin kabul kararı dahi verilmemişken, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili ve İstanbul Barosu üyesi Bülent Turan'ın, 'İddianamenin mahkemece kabul edildiği, baro başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin üyeliklerinin düştüğü, yönetim kurulunda olamayacakları, yerlerine yedek üyelerinin geleceği -kendi ifadesiyle- Silivri'den başka gündemi olmayan, avukatların dertleriyle dertlenmeyen, mahkemenin, mübaşirin, kâtibin sorunlarına duyarsız kalan baronun ayağına hukuk dolanmıştır.' şeklinde açıklamaları, siyasi iktidarın süreçle ne denli yakından ilgilendiğini -yani FETÖ'cülerin kurduğu tezgâhla, o dönemin siyasi iktidarı birlikte ne denli yakından ilgileniyorlarmış, onu söylüyor İstanbul Barosu- gösterdiği gibi sürecin ne şekilde geliştiği, ne denli hukuki bir sürecin geliştiği, ne denli hukuki bir sürecin söz konusu olduğunu da en somut ve açık şekilde ortaya koymakta, başta yargı olmak üzere barolar ve avukatlar bakımından çarpıcı mesajlar içermektedir." Aynı şekilde bu beyandan: "İstanbul Barosu Genel Kuruluna, burada ifadesini bulan avukatların iradesine de açık bir saldırı ve saygısızlıktır. Avukatlar ve barolar buna gerekli yanıtı vereceklerdir." diye devam ediyor, hatırlatalım ki... Yani şunu söylemeye çalışıyor: "Ele geçiremediğiniz her yerde... İşte o gün Bülent Turan denk gelmiş, Bülent Turan, İstanbul Barosunun düşürülmesi ya da ceza alması için bu dönemin terör örgütü, o dönemin hizmet hareketiyle en azından fikrî anlamda, fikrî manada bir iş birliği içerisinde olmuşlardır. Hâlbuki, İstanbul Barosunun yöneticileri bugün olduğu gibi o gün de sadece kendi mensuplarının yani baro mensuplarının, avukatlarının ve bağımsız yargının bir ayağı olan bağımsız savunmanın haklarını fetullahçı yargının hâkim olduğu özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savunmak için oraya gitmişler, bugün de bu çaba içerisindeler.
Değerli arkadaşlarım, çok uzatmayacağımı söyledim. Gerçekten yargının sorunları çok, avukatların sorunları çok, ülkemizin de sorunları çok fazla, 18 yıldır da bu sorunlar derinleşerek arttı. Demokrasinin derinleşmesi adına da 150 yıllık bir çok partili daha doğrusu parlamenter geleneğimiz var. Bu geleneğe rağmen de son on sekiz yıldır da gün be gün, gün be gün herkesin özgürlük alanlarını sınırladınız ama gelinen noktada -yani herkesi sizin gibi düşünmek zorunda bırakıyorsunuz yaptığınız düzenlemelerle ama- ne yoksulluğa, ne gelir dağılımındaki adaletsizliğe, ne -milliyetçi muhafazakâr iktidar olmakla övünüyorsunuz ama- artan boşanma sayılarına, ne antidepresan hapların kullanımının artışına, ne cezaevleri nüfusundaki artışlara ki; bir dünya kanun çıkarttınız, bir dünya da cezaevi yaptınız, adli kontrolle, infaz yasasıyla, af yasalarıyla... Buna rağmen cezaevlerindeki nüfus artıyor. En yüksek kapasite kullanımı ülkemizde cezaevlerinde maalesef. Uzayan davalarla ki -içtihatı birleştirme kararı 3-4 yıldan evvel çıkmıyormuş- içtihatı birleştirme kararı çıkmıyor diye herhâlde dünyada kanun çıkartan tek ülke biziz. Aynı İttihat ve Terakki dönemi gibi "Yok kanun, yap kanun." noktasına gelmişsiniz.
Ülkeyi; gelecekten kaygılı, mutsuz insanların yaşadığı, öfke patlamalarının yaşadığı, hoşgörüsüzlüğün olduğu bir millet olma iradesinin ağır ağır, azar azar ve hızlanarak arttığı bir hâle getirdiniz. Bence ne ülkemizin gündeminde Avukatlık Yasası'nda böyle bir değişikliğe ihtiyaç var, ne de bu, 21. yüzyılda ülkemize yakışan ve 150 yıllık parlamento geleneği olan bu ülkeye yakışan bir düzenleme. Bir an evvel bunu çıkartalım, avukatların sorunlarını çözmek üzere bir düzenlemeyi getirelim, oybirliğiyle çıkartalım diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.