KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Şunu söylemek isterim, konu açıldığı için söyleyeceğim: Âdeta sizden önce, Türkiye'de başka bir hayat varmış ve bütün hayatı siz kazandırmışsınız gibi... Mevsimlik işçilerin durumları, bu ülkede AKP öncesinde de kötüydü bugün de kötü. AKP döneminde daha ironi olan bir şey var. Niye yaptılar demiyorum çünkü ben sonuçta insanım. Sığınmacı olarak gelen insanlara her türlü yaşam olanağı, geçim olanağı, olanak sunan -bunu örnek vermek de içimi acıtıyor ama vereceğim- rakam olarak da ciddi bir para -hem de Amerikan doları- telaffuz eden bir yapı, bu ülkede 2 milyon geçici tarım işçisinin -ki şimdi o kadar da kalmadı- insanlık dışı koşullarda yaşamasına hâlâ seyrederek bakıyorsa ve genelgeler, yönetmelikler çıkarıyor olmasına rağmen o genelge ve yönetmeliklere hiç uyulmadığını görüyorsak, yollar da can pazarına dönüşmüşse "Bizden öncesine bakın, biz çok iyiyiz." demenin kimseye faydası yok. Dolayısıyla, AKP döneminde de mevsimlik tarım işçileri ne yazık ki mevcut kaderlerini mahkûmiyet biçiminde sürdürmeye devam ediyorlar; yoksulluk içerisinde, yoksunluk içerisinde, sağlık koşullarından uzak, insani yaşam koşullarından uzak, hiçbir sosyal güvenceleri olmadan -bırakın- çalıştıktan sonra alacakları ücretlerinin de garanti olmadığı bir tarihsel süreci paylaşmak isterim. Hani, içinde yaşadığım için bunu söylüyorum. Son beş altı yıldır da her yıl mevsimlik tarım işçileriyle ilgili çalışma yapar ve raporumuzu hazırlarız. Çok detaya girmem, politize de etmek istemem, orada bir insanlık dramı var, insanlık travması var; bunu görmek zorundayız. Kim olduğunun, nereden geldiğinin çok önemli olmasının dışında, tamamen insanlık ayıbını bu topraklar yaşıyor 21'inci yüzyılda, aynen dün de söylediğim gibi, Derik ve Kızıltepe'de insanların elektrik meselesi üzerinden susuz kalması, çamaşır makinesini ve buzdolabını çalıştıramaması gibi.

Diğer bir konu: İzmir meselesini gerçekten bilmiyorum, Hocam söyledi ama bunu söylerken insanın bir kendisine bakması lazım. Hasan Hocam nereye gitti? Burada mı? Duyuyor mu? Şöyle bir Türkiye'yi gezdiğimizde binlerce -bakın, onlarca demiyorum- proje var. En yakın, herkesin bildiği Kaz Dağları. Arkadaşlar, yüz binlerce ağaç kesildi, o yüzey tamamen çırılçıplak oldu, gayrisıhhi müessese raporunu bile, o süreci vali yetkisiyle başlattılar, şimdi o topraklar öyle. Ne soranı var, ne niye yapanı sorgulayan var ve sözüm ona ÇED raporunun da ne alındığı belli ne alınmadığı belli. Yüzlerce söyleyebilirim -hemen dün itibarıyla- Bursa Kirazlıyayla, onun gibi yüzlerce proje var. İzmir'i tuttunuz ama tutacak bir şey yok. Yanlış yerden bir tutum olarak söylemek isterim.

Son olarak da bu Adana projesinde... Doğru, Başkan, siz biliyor olabilirsiniz ama keşke bunu hiç bu şeyler olmadan bize böyle bütün detaylarıyla güzel güzel anlatsaydınız. En muhteşem proje bile gelse günün bu saatinde, bu şekilde geliyor olması, içinde de... Görseli var burada, bir nehri kuşatmış bir proje ve denize uzaklığı var. Biz şunu adımız gibi biliyoruz ki orada Ceyhan'dan gelen, kirlenen ve oradan çıktıktan sonra da denize kirli bir şekilde gidecek ama "Kirlenen deniz olsun." deyip ondan sonra da "Denizler kirli, orada balıkçılık yapamıyoruz. Artık denizler bitti, tatlı suları da kirletelim." anlayışıyla, süreçlerin yönetilmesinin doğru olmadığını bir kez daha söylemek isterim.