| Komisyon Adı | : | İÇİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 64 Milletvekilinin; Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi (2/2972) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 24 .06.2020 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli hazırun, herkesi saygılarımla selamlıyorum.
Çok kısaca mevcut tabloyu biraz geçmişe giderek değerlendirmekte yarar görüyorum. Özellikle, 15 Temmuz darbe girişimine kadar bizim 657 sayılı Kanunu'muz ve onun 48'inci maddesi ve millî güvenlikle ilgili kurumlardaki personelin soruşturulması bakımından da 4045 sayılı Kanun, ülkemizde kamu görevine alınacak kişilerin hakkında güvenlik soruşturması konusunda bir hukuki çerçeve çiziyor. Ancak, anlaşıldı ki değerli arkadaşlar, bu hukuki çerçeve her şeye karşın, sizin o birlikte yol yürüdüğünüz, aynı menzile yürüdüğünüz ve aynı hedefe ulaşmak için kol kola verdiğiniz, İç içe geçtiğiniz, el birliği yaptığınız ve devletin diğer uzuvlarını yok etmek için birlikte ortaklaştığınız FETÖ'cülerin devlete yerleştirilmesi konusunda herhangi bir güvence sağlamamış. Dolayısıyla, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra olağanüstü hâl sürecinde bu 48'inci maddeye bir ek yaptınız kararnameyle ve bize göre o da hukuk dışıydı, olamayacak bir şeydi ve o güvenlik soruşturmasını bütün kamudaki görevlilere, memurlara teşmil ettiniz ve dolayısıyla da onun üzerinden yüzbinlerce insanın, hatta sizin de zaman zaman itiraf ettiğiniz gibi yaşla kurunun birlikte yandığı ve hukuk dışı algılarla yönetilen ve kimin gerçekten terör örgütüne üye veya ilişkili olduğu, yardım ve yataklık ettiği veya kimin etmediği konusunda belirsizliklerin olduğu bir süreci yaşadık maalesef. Hâlâ da o konudaki mağduriyetlerin hukuk zemininde, hak zemininde giderildiğini söylemek mümkün değil.
Sonrasında bu kanuna dönüştü kararnameler ama Anayasa Mahkemesi iptal etti. Anayasa Mahkemesi iptal ettikten sonra alelacele Sayın Salih Cora'nın getirdiği bir teklif vardı, aralık 2019'da burada görüşmüştük. Ama o zamanki komisyonumuz Plan ve Bütçe Komisyonuydu, ne gariptir yani aynı salondayız, bir İçişleri Komisyonuyla geliyor bir Plan ve Bütçe Komisyonunun bir torba yasasına eklenen maddelerle geldi. Ama o gelen hukuki metinde, sizin dahi içinize sinmeyecek belirsizlikler ve gerçekten bir kaos yaratacak unsurlar içeriyordu ve böyle bir teklif hazırladınız. Ama o sıradaki Anayasa Mahkemesinin iptal kararını o zaman da değerlendirmiştik, bir kere daha kayıtlara geçirmekte yarar görüyorum arkadaşlar. O yasanın aslında yapması gereken, olması gereken bizim, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasıyla İlgili Kanun'dan beklentilerimizi karşılaması gerekirdi. Karşılamadığı için Anayasa Mahkemesi iptal etmesini bekler. Ölçülülük, kanunilik, öngörülebilirlik, hukuki güvenlik kavramları üzerinden Anayasa Mahkemesinin o yasayı iptal etmesini beklerken Anayasa Mahkemesi son derece pısırık, çekingen bir karar verdi. Ne dedi? "Sizin bu bilgileri, elde ettiğiniz kişisel verileri nasıl, ne şekilde koruyacağının, ne şekilde değerlendireceğiniz ve yok edeceğiniz kanunda yok." dedi. Aslına bakarsanız Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yeterince açık, yeteri kadar geçerli. Dolayısıyla, ne o gün Anayasa Mahkemesinin "İptal edeyim ama zülfiyare dokunmadan, siyasi iktidarı eleştirmiş gibi olmadan iptal edeyim." dediği gibi geçerliydi ne de bugün aslında bu kanun metnine eklediğiniz Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun aslında gerekmediği gibi.
Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz desek de demesek de burada, bu teklifte olsa da olmasa da buradaki veriler dün de zaten Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na göre işlenecekti ve saklanacaktı, bugün de saklanacak, yarın da saklanacak, o kanun geçerli zaten. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin dönüp sizden, bizden "Siz bu verileri nasıl saklayacaksınız, saklayacağınızı söylemediğiniz için ben bu kanunu iptal ediyorum." demesi son derece yanlış. Çünkü zaten bunun ilgili kanunu var. Aynen bu kanunda da kişisel verilerin korunmasına atıf yapmanız olduğu gibi. Bunlar gereksiz arkadaşlar. Bunu niye yapıyorsunuz? Anayasa Mahkemesi bunu açıkça yazamadığı için yapıyor. Oysa o kanun öngörülebilir değildi, kanuni değildi, kanuni güvenlik ilkesini ihlal ediyordu, ölçülü değildi; keyfîydi, keyfî uygulandı. İnsanlar kendi değerlendirmelerine göre, kendi algılarına göre kamu görevinden ya alınmadılar ya da uzaklaştırıldılar. Yüzbinlerce insan mağdur edildi, edilmeye devam ediliyor. Bunu iptal edemediği için de böylesine bir yan yola girmek zorunda kaldı Anayasa Mahkemesi.
Değerli arkadaşlar, şimdi, biraz daha devam edelim. Her zaman söylediğimiz bu "iltisak" kavramı 15 Temmuzla birlikte bizim hukuk dünyamıza girmiş bir kavram. "Bu iltisak nedir?" diye sorduğumuzda, "Nereden çıktı bu kelime?" diye sorduğumuzda bunun hukuki geçmişi yok. İrtibat, iltisak, daha sonraki maddelerde de geçiyor. Ne zaman olduğu bile belli değil. Şimdi, hakkında güvenlik soruşturması yapılan kişilerin terör örgütleriyle irtibatlı, iltisaklı, ilişki içerisinde, eylem birliği içerisinde olduğuna kim karar verecek, nasıl karar verecek, neye göre değerlendirecek bunu? Aslında olması gereken yani bizim bu kanunda bulmamız gereken bu kanunun belirli olması değil mi, öngörülebilir olması değil mi arkadaşlar? Şimdi, iltisak dediğiniz kavramın ne olduğunu bilen var mı? Mesela, burada zaman şeyi de yok, diyorsunuz ki siz: "17-25'ten sonra biz FETÖ'yle bağımızı kopardık, yanılmıştık ama bundan sonra başka bir duruş içerisindeyiz." Oysa kanun metnine baktığımız zaman sizin içinizde bile zamanında FETÖ'yle irtibatlı, iltisaklı olmayan kaç kişi var?
Dolayısıyla, bakın, bu arşiv araştırması veya güvenlik soruşturmasını kimin yaptığına göre değişecek, nereden baktığınıza göre değişecek, keyfî, son derece sübjektif tanımlar üzerinden kanun yapıyoruz. Dolayısıyla, mesela ben bu soruşturmayı yapsam, Sayın Ramazan Can bu soruşturmadan geçemez. Herhâlde Ramazan Can da bu soruşturmayı yapsa beni geçirmez muhtemelen. Dolayısıyla, bizim burada yapmamız gereken bu yasaya objektif ölçütler koymak.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Seni geçirmeyeceğiz de kimi geçireceğiz.
MURAT EMİR (Ankara) - Siz üç üniversite mezunlarını bile almıyorsunuz vallahi, emin olun almıyorsunuz.
Şimdi, devam edelim hazır yeri gelmişken bu keyfîlik meselesine. Şimdi, Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bu koyacağınız kanun öngörülebilir olacak, kriterleri olacak, nasıl ve ne şekilde yapacağınızı ortaya koyacak, keyfîliği ortadan kaldıracak." Oysa bakın, biraz önce sizin de söylediğiniz gibi, bütün bu verilerin nasıl değerlendirileceği belli değil. Bir üst düzey yöneticilerin içerisinden atanacak üç kişilik bir önceki teklife göre bir tek "üç kişi" ibaresi konmuş ve bütün bu şeyler yönetmeliğe bırakılmış, son derece geniş. Şimdi, bu kadar geniş yetkiyi yönetmelik üzerinden idare kullanacaksa, idareye bu kadar geniş ve sınırsız yetki vereceksek biz bu kanunu niye yapıyoruz? Şimdi burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Verileri nereden alacağını söylemiş. Tamam, güzel, bir adım ilerlemiş. Kimlerin alacağını da söylemiş ama bu verileri kimin değerlendireceğini söylememiş. Kim değerlendirecek bu verileri bilmiyoruz. Hangi vasıfta olacaklar bilmiyoruz. Hangi ölçütlere göre değerlendirecekler, onları da bilmiyoruz. Mesela, bir kişi soruşturma aşaması... 4'üncü maddede var, işte soruşturması olup olmadığı, kovuşturması olup olmadığı bu makamlarca iletilecek bu değerlendirme komisyonuna. Peki, bu değerlendirme komisyonu bu soruşturma ve kovuşturma varlığını memuriyete giriş engeli olarak görecek mi, görmeyecek mi? Şimdi, biz, bunu bu kanunun içine koymazsak biz, burada kanun yapmış olacak mıyız? Olmayacağız. Biz, burada idareye bütün şeyleri yönetmeliğe bırakarak idareye sınırsız ve geniş yetki vermiş oluyoruz. Ve buna dönük olarak Anayasa Mahkemesinin yüzlerce kararı var, bunun olamayacağına dönük.
Devam ediyorum değerli arkadaşlar. Bakın, bir önceki o pısırık Anayasa Mahkemesi kararında bile yine bunu destekleyecek bir şey söyleyeceğim: "Kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini göstereceksin." diyor Anayasa Mahkemesi. Dolayısıyla bu kanunmuş gibi görünen, bu alanı düzenliyormuş gibi görünen ama gerçekte idareye son derece geniş yetkiler veren bir düzenleme olarak karşımızda duruyor.
Değerli arkadaşlar, elbette ki arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması da bir ülkenin kamu güvenliği açısından, kamu personelinin niteliği açısından, o ülkenin güvenlik politikalarının yerinde götürülmesi açısından değerlidir, önemlidir ve gereklidir. Bunda bir tereddüt yok ama özellikle kamu güvenliği açısından özel konumu olmayan personel bakımından getirilecek kanuni düzenlemenin mutlaka o bilgilerin nasıl, ne şekilde kullanılacağının, ne şekilde işleneceğini, ne şekilde değerlendireceğini, hangi kriterlere göre değerlendirileceğini açıkça ortaya koyması gerekir, yani kanunilik ilkesine uygun olması gerekir. Biz, bunu bekleriz bu yasadan. Öngörülebilir olacak yani, bir kişi veya kamuoyunda yaygın bir biçimde herhangi bir suç, terör örgütleriyle ilişkisi olan veya iltisaklı -siz ne diyorsunuz ben bilmiyorum, anlayabilmiş değilim bu iltisakı ama- olan bir kişinin kamu görevine girip giremediği konusunda bir kanaati olacak, öngörülebilir olacak -devam ediyoruz- belirli olacak. Şimdi, yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesi kapsamında değerlendiriliyor bu: Demokratik toplumun gereklerine uygun olacak yani "Ben, istediğim gibi değerlendiririm, şu kriterlere uymayanı da -hani şu kriteri açık koysanız diye- kamu personeli yapmam." diyemezsiniz. Demokratik toplum ilkelerine uygun kriterler de koymak zorundasınız.
Devam ediyoruz. Bu, bu amaca uygun, elverişli kriterleriniz olacak yani, koyduğunuz yasada bu hedeflerinize elverişli kriterleriniz olacak, orantılı kullanacaksınız, ölçülü kullanacaksınız bunu. Çünkü insanların kamu görevine girmesi temel bir haktır. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bakın burada aslında bu düzenlemeyi yaparken kişilerin düşünce ifade özgürlüğüne dönük bir müdahalede bulunuyoruz, çok hassas bir konu bu.
Devam ediyoruz. Kişilerin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Aynı şekilde böyle bir düzenleme eşit muamele görme hakkını da içerisinde barındırmalıdır ve dolayısıyla da ayrımcılık yasağına uyan bir düzenleme olmalıdır. Ve en temelinde de bütün vatandaşların Anayasa'yla tanınmış olan çalışma hakkını teminat altına almak zorundadır. Peki, bu önümüzdeki metin bunlardan hangisini gerçekleştiriyor diye baktığımızda maalesef hiçbirini gerçekleştirdiğini söyleyemeyiz. Burada yapılacak olan şudur değerli arkadaşlar: Uygulamada 15 Temmuzdan beri geldiği gibi uygulamada göreceğimiz yine keyfî, yine yönetmelikle düzenlenen, yine kapalı devre, yine saraya bağlı, yine muhalif kim varsa onu devletin dışında tutmaya, en ilgisiz kamu görevine bile başlatmak konusunda önüne engeller çıkartmaya dönük kullanılacak bir yasa olarak görüyoruz. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bu yasanın dediğim gibi hem demokratik toplum ilkeleri açısından hem bizim Anayasa'mızdaki teminat altına alınmış temel hak ve özgürlükler açısından son derece tehlikeli olduğunu düşünüyoruz ve özellikle daha belirli, daha öngörülebilir, daha ayrıntılandırılmış ve özellikle bu değerlendirme komisyonunu nasıl çalışacağının kanunun içine yerleştirilmiş bir vasfa getirilmesi için Komisyonumuzun daha dikkatli, daha geniş bir zamanda, daha üzerinde çalışacağı bir sürecin olması gerektiğini düşünüyoruz.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.