KOMİSYON KONUŞMASI

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, şuna inanıyorum ki, istikrarlı yönetilen bir ekonomide, böyle, çalakalem, hızla, apar topar torba yasalar bu kadar sık sık gelmez. Burada zaten bir problemimiz olduğu açık.

Önceki yıllarda da, Komisyon üyesiyken, bu şekilde yine torba yasalar gelmeye devam ediyordu ve birkaç kere de böyle, hazineye ek borçlanma yetkisi verilmişti. Ama çok net hatırlıyorum, yine neden daha fazla borçlanıldığının net olarak nedenleri ifade edilmemişti, şeffaf değildi. Bilemedik, hazine ihtiyacının neden bu kadar üstünde, bütçe açığının da üstünde neden borçlanıyor, o tarihlerde de bilemedik. Şimdi ben biraz o konuya değinmek istiyorum. Tabii ki kötü verilerle bu sürece yakalandık. Yani ekonomide birtakım sıkıntılar olduğu bir dönemdeydik. Yine şunu hemen ifade edeyim ki nisan ayında astronomik bir borçlanma yaptığımızı düşünüyorduk. Bakın, 60,9 milyar lira. Ama mayıs onu da geçti, 76 milyar liralık bir borçlanmaya çıktık. Beş aydaki borçlanma miktarına baktığımızda, 230 milyar liraya ulaştı. Tabii, şunu söylemek mümkün olabilir: Düşük faizle borçlanıyor hazine, kasasını dolduruyor. Yani bu artıymış gibi görülmeye çalışılabilir ama buradan şunu çıkartmak gerekiyor: Peki, endişelendiğimiz bir durum mu var bilmediğimiz? Bir ikinci dalga ya da başka bir şey ya da siyasi başka bir hedef? Bir kere ben bunu merak ediyorum. Yani tekrar borçlanma yetkisi almanın ya da daha çok borçlanmanın, düşük faizi gördük, bunu değerlendirelim amacında mı ya da o zaman gelecekte düşük faizin olmayacağını, faizin yükseleceğini mi bekliyorsunuz, şimdiden yararlanalım diyorsunuz? Bakın, burada iki tane soru çıkıyor ortaya.

Diğer taraftan, iç borç çevirme oranına baktığımda, hani, şu anda rakamlara bakınca, mayısta 20 milyar lira gibi bir anapara ve faiz ödemesi de olunca, iç borç çevirme oranı yüzde 380 düzeyinde. Tabii, TL cinsinden bakarsak yüzde 400'lere varıyor, yaklaşıyor. 2019'da da astronomik bir borçlanma olmuştu, 211 milyar, 2010'da da vardı o tarihe göre astronomik olan bir rakam, 159 milyar. Ama gene aynı şeyler vardı; yine şeffaflık yoktu, yine net değildi, şimdi aynı şekilde. Tabii, burada çok net olarak şu var ki bankaların borç vermesi anlamında. Ama bankalar zaten kredi vermeye de zorlanıyorlar. Yani bu kriz bankalara baskıyla çözüm bulacak diye düşünülüyor belki ama şunu unutmayalım: Bir güven problemimiz var Türkiye'de ve bu güven problemi açısından dışarıdan da, içeriden de bakıldığında, bankalara bu kadar baskı yapılması çok iyi karşılanmıyor. Bunun da altını çizmek isterim.

Diğer açılardan bakıldığında, haftaya da böyle bir paket gelecek ama bu paketler birbirinin tamamlayıcısı niteliğinde de asla olmuyor. Biz bunu daha önce de gördük. Yani bir paket geliyor, olmuyor, tekrar düzeltiliyor, göz göre göre bazen bir sonraki pakete bırakılabiliyor ya da burada söylediğimiz bir eleştiri "Genel Kurula inince düzeltilir." şeklinde de ötelenebiliyor. Yani, arkadaşlar, bunların artık hatalarını gördük. Türkiye çok önemli, ciddi bir sürece girdi. Şunu kabul edelim ki, biz bu sürece ekonomideki birtakım sıkıntılarla yakalandık, iyi bir ortamda yakalanmadık ama kriz bize bahane olamaz. Kriz oldu da ondan bunlar başımıza geldi diye bir şeye sığınmaya hakkımız da yok, lüksümüz de yok. Bu nedenle, birtakım istikrarlı programları, yani ekonominin istikrarla yönetilmesi, ekonomik reformlar... Yine bir teşvik getireceksiniz ama o teşviğin tek başına anlamı da olmayacak, çok geçici bir umut verecek belki ama lütfen, gelin, bizim burada özellikle, Plan Bütçe Komisyonu üyelerinin burada bunlara önem vererek kalıcı birtakım reform tedbirleri getirmesi daha doğru. Yoksa, bankalara yüklenelim, Merkez Bankasının kârını alalım, yedeklerini alalım, hazineye borçlanma limiti getirelim. E, zaten İşsizlik Sigortası Fonu'nun yüzde 90'ı tahvilde.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.