| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Erzurum Milletvekili İbrahim AYDEMİR ve Manisa Milletvekili Uğur AYDEMİR ile 63 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 10 .06.2020 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, sayın bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Şimdi bugün sadece ülkemiz değil dünyanın tamamı pandeminin etkisiyle Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) belirttiği gibi 2. Dünya Savaşından beri en büyük işsizlik tehlikesiyle şu anda karşı karşıya. Yine ILO'ya göre dünya iş gücünün yüzde 94'ü farklı düzeylerde iş yeri kapatma tedbirlerinin uygulandığı ülkelerde yaşıyor. Fakat 17 Mayıs itibarıyla gitgide daha çok ülke işe dönüşe izin vermeye başladı. Yine de hâlâ iş gücünün yüzde 20'si zorunlu iş yeri kapatmalarının olduğu ülkelerde, yüzde 69'u bazı sektör ve meslek gruplarının kapatılmalarının zorunlu olduğu ülkelerde, bu rakama ek yüzde 5 işçi de iş yeri kapatmanın tavsiye edildiği ülkelerde yaşamaktadır. Bu durum kapitalist sistemin 2008 yılından beri yaşadığı krizlerin, pandeminin tetiklemesiyle daha da derinleşmesi ve Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun belirtiği gibi "Artık kriz değil, daha derin olan buhran." aşamasına geldiğini de göstermektedir. Böyle dönemlerde siyaset kurumuna önemli görevler düşüyor, hele Anayasa'sında sosyal devlet olmayı taahhüt etmiş bir ülkenin bu gidişata karşı işçileri, işsizleri, emekçileri, çiftçileri, memurları, esnafları koruyacak programlar geliştirmesi gerekiyor.
Unutmayalım ki, yasama faaliyetlerinin ele aldığı konular kadar es geçtiği, görmezden geldiği hususlar da siyasetin sınıflar tercihlerini belirler. Bugün ele aldığımız torba kanun dâhil olmak üzere, pandemi döneminde iktidarın uyguladığı politikalara baktığımızda emekçilerin ve bütün ezilenlerin kendi kaderine terk edildiğini görüyoruz. Sarayda oturup kirada oturandan bağış isteyeceğinize "Kiran devletten, sen sağlığını düşün." diyemedi maalesef iktidar. Yine, sarayda oturup işsiz kalanlardan bağış isteyeceğine, işsiz kalanlara "Şartsız olarak doğrudan gelir desteğin devletten, sen sağlığını düşün." diyemedi maalesef iktidar.
Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezinin yayımladığı çalışmaya göre Mali Teşvik Paketi'nin millî gelire oranı kategorisinde Türkiye 168 ülke arasında 63'üncü sırada yer aldı. Bu açıdan G-20 ülkesi 19 ülke arasında 14'üncü sıradayız.
Değerli arkadaşlar, salgın bir kez daha gösterdi ki yaşamı üreten işçi ve emekçilerdir. Kullandığımız elektrik, su, yediğimiz ekmek, gönderdiğimiz kargo, giydiğimiz kıyafet, sağlığımız, eğitimimiz, hepsi işçilerin ve emekçilerin üretimiyle meydana geliyor. O yüzden diyoruz ki: "İşçi sınıfı bütün değerlerin yaratıcısı olduğu kadar kendisi de bir değerdir."
Oysa, salgın başladığından bu yana gözden çıkartılanlar işçiler, emekçiler ve onların aileleri oldu. İktidar, kamu kaynaklarını sermayeye akıtırken ona biat eden sermaye basını da maalesef patronların derdinden başka bir şey görmez oldu. Ayrıntıya girmeyeceğim ama sadece şu kadarını hatırlatayım, şu kararı bir hatırlatayım: "20 yaş altının sokağa çıkması yasak ama 20 yaş altı işçiler hariç." denildi, bu bir bakış açısıdır. Bu salgında, insan sağlığının, sosyal güvenliğin piyasaya terk edilemeyeceğini dahası temel toplumsal ihtiyaçların kamusal olarak sağlanmasının önemini gördük hep beraber. Kamusal sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin zayıflatılmasının salgını daha da vahim hâle getirdiğini gördük.
Değerli arkadaşlar, salgının yarattığı iş ve gelir kaybına gelirsek ciddi bir iş ve gelir kaybıyla karşı karşıyayız. Özellikle, gelir kaybını gidermeye yönelik nakdi desteklerin çok zayıf kalması salgın sürecinin beraberinde ciddi bir yoksullaşma ve gelir eşitsizliğinde artış getireceğini gösteriyor. 18 Mayıs 2020 itibarıyla toplam 4,6 milyondan fazla sigortalı işçi ve işsiz iş ve gelir kaybı nedeniyle İŞKUR ödeneklerinden yararlanmak için İŞKUR'a başvurdu. Diğer ifadeyle en az üç sigortalı işçiden biri salgından doğrudan etkilendi. Üstelik, bu sayıya kayıtlı olarak çalışan ancak yararlanma koşullarını yerine getiremediği için İŞKUR ödeneklerine başvuramayan sigortalı işçiler, kayıt dışı çalışan 4,8 milyon işçi ve kendi hesabına çalışan 2,8 milyon işçi dâhil değil.
Değerli arkadaşlar, salgının yarattığı iş ve gelir kaybı karşısında sağlanan gelir destekleri ne durumda oldu? Bilindiği gibi salgının başladığı günlerde "ekonomik istikrar kalkanı" adı verilen bir ekonomik paket açıklanmıştı. Önce 100 milyar lira büyüklüğünde olduğu belirtilen paketin daha sonra 250 milyar lirayı geçtiği hatta çarpan etkisiyle 600 milyar lirayı aştığı ilan edildi. Ekonomiye 600 milyarlık destek sağlanmış, kim söylüyor bunu? 5 maskeyi dağıtamayanlar söylüyor, her gün "IBAN'a para yatırın." diyenler söylüyor bunu. Çarpan etkisiyle 600 milyarmış destek! Çarpan hikâye arkadaşlar, çarpılan vatandaş oldu oysa. O zaman şunu da sormamız lazım: 600 milyar paramız vardı da biz neden müteahhitlere geçmediğimiz köprü ve otoyolları yaptırdık? Peki, bu 250 Milyar TL civarındaki paketin ne kadarı doğrudan gelir desteği oldu? İŞKUR ödenekleri kapsamında 4,5 milyon kişiye 6 milyar TL ödenek verilmiş. Ayrıca 5,5 milyon aileye 1.000'er lira olmak üzere toplam 5,5 milyar lira sosyal yardım yapılmış. Paket kapsamındaki kalemlerin yüzde 96'sı borç ertelemesi ve kredi kolaylığı iken sadece yüzde 4 nakit desteğini oluşturuyor.
Sosyal yardımlar büyük ölçüde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonundan sağlanırken işçilere yapılan ödemeler İŞKUR'dan yani işçilerin kendi parasından yapılıyor. Diğer bir ifadeyle iktidar bütçeden doğrudan nakit transferi yapmış ve vatandaşın cebine para koymuş değil. Üstelik "Biz Bize Yeteriz" kampanyasıyla 2 milyar lira civarında kaynak toplandığının da altını çizmek lazım. Oysa salgının yarattığı ekonomik durgunluğu aşmanın yolu kredi ve borç genişlemesi değil, yine bu maddelerde olduğu gibi, vatandaşa nakit desteği yapmaktır.
Değerli arkadaşlar, COVID-19 sosyal güvenliğin ve sosyal sigortanın önemini de bir kez daha ortaya koymuştur. Sağlığın, işin ve gelirin korunması için kamusal sosyal sigorta sisteminin ne kadar yaşamsal olduğu da ortaya çıkmıştır. Örneğin, 1999'da yasalaşan işsizlik sigortası olmasaydı bugün salgın çok daha büyük bir toplumsal tahribat yaratabilirdi. Sendikalar, işçiler ve bilim dünyası gündeme getirmesine rağmen işsizlik sigortasının kurulması hükûmetlerin ve işverenlerin direnci nedeniyle çok geciktirildi. Şimdi de aynı şekilde primsiz sosyal sigorta sistemi, yani aile sigortası, hane sigortası ısrarla geciktiriliyor. Bunun yerine, dağınık, nesnel olmayan, keyfî bir sosyal yardım sistemi devam ediyor.
COVID-19 bütün yurttaşlar için asgari bir geliri güvence altına alacak hane sigortası sistemi için bir vesile olmalıdır. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürekli dile getirdiği aile sigortası Türkiye'de güçlü bir sosyal devletin inşası sürecinde atılacak çok önemli bir adım olacaktır.
Değerli arkadaşlar, altını özellikle çizmeliyim ki, evde kalıp çalışmayıp aç kalmak ile çalışırken virüse yakalanıp ölme ikilemiyle baş başa bırakılan işçiler aleyhine bir hukuk dışı karar da SGK tarafından yayımlanan genelgeyle verilmiş oldu maalesef. SGK iç hukuku yok sayarak çalışırken virüs nedeniyle enfekte olan işçiyi meslek hastalığı veya iş kazası kapsamında değerlendirmeyerek çalışanları mağduriyete sürükleyecek keyfî bir karara imza atmış oldu. İktidarın ve kurumların keyfî ve iş hukukunu askıya alan uygulamalarını görerek iştahı kabaran bazı sermaye temsilcileri de son süreçte gemi azıya almış durumdadır. Kimi işçileri denetlemek ve daha fazla otorite altına almak için elektronik takip cihazı sistemlerini icat ederken kimi de binlerce işçiyi Nazi uygulamalarını andıran toplama kamplarında çalıştırmayı planlıyor. İktidarın attığı adımlardan cesaret alan sermaye grupları işçi haklarını hiçe sayarak kendi kanunlarını bu süreçte uygulamakta tereddüt etmiyor. Bunun panzehiri ise, insanlık tarihinin gösterdiği gibi, işçilerin örgütlü mücadelesidir, işçiler için sendikalı olmak, örgütlü olmak yaşamsaldır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Buyurun.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bu nedenle, iktidar acilen sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri ve fiilî zorlukları kaldıracak tedbirler almalı ve bu yönde kanun teklifleri burada konuşulmalıdır, sosyal devleti esas alan kanun teklifleri burada konuşulmalıdır diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.