KOMİSYON KONUŞMASI

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, Komisyon Başkanı, Emniyet ve Jandarmamızın değerli temsilcileri; mahalle ve çarşı bekçileriyle ilgili kanun hakkında söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, Elâzığ Sivrice'de meydana gelen, Malatya ve çevre illerde de hissedilen, 41 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, onlarca yaralı olan, depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Bugün yine Manisa Kırkağaç'ta 4,8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu sıralar ülkemizde deprem gerçeği hemen hemen her gün kendisini hissettiriyor ancak şunu görüyoruz ki olası bir büyük depremde -İstanbul ya da Bursa 1857 depremi var- maalesef gerekli önlemlerin alınmadığı ve can kaybının çok fazla olabileceğini -bir kez daha altını çizerek- ifade etmek istiyorum.

Bu kanun ilk geldiğinden beri kamuoyunda da aslında bir kimlik sorma meselesi üzerinden algılandı. Bu kimlik sorma yetkisi verilsin mi, verilmesin mi? Daha önce yerel mahkemelerin verdiği karar var. İzmir 35. Asliye Ceza Mahkemesi, Mardin 2. Sulh Ceza Hâkimliği Polis Vazife ve Sal?hiyet Kanunu'nun polislere verdiği kimlik sorma yetkisinin bekçilere verilemeyeceği yönünde karar vermişti. Sanırım, o boşluğu da doldurmak üzere bu kanun teklifi buraya geldi. Güzel.

Gene, gerekçeler içerisinde bu kanunla ilgili diyor ki: "Kolluk teşkilatlarının koruma, yardım ve hizmet boyutlu stratejileri uygulamaya yönelik kendisini geliştirmesi demokratik toplumlar için bir gerekliliktir." Yani ileri gitmesi gereklidir diyor gelişmeye vurgu yaparak. Bakıyoruz, bu kimlik sorma meselesi, hepimizin -yaşı yetenlerin- hatırladığı gibi 12 Eylül döneminde bekçilerin yoldan geçen ya da bekçi olmayıp da... Nokta dergisinin meşhur bir deneyi vardı. Nokta dergisinin 2 muhabiri yolda geçip kimlik soruyor, bir Allah'ın kulu da "Kardeşim sen kimsin? Neden kimlik soruyorsun?" demeden insanları âdeta istediği gibi sorguladığı ya da fişlediği bir dönem yaşandı.

Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsünün ve diğer arkadaşımızın da söylediği gibi ortaokul mezunlarına -rakam 1.200'lerde görünüyor ama- bu yetkiyi verdiğiniz takdirde önceden husumeti olan -halk diliyle- gıcık kaptığı insanlar hakkında keyfekeder böyle uygulamalar yapmayacağının garantisini kim verecek? Teknoloji gelişti, bir T.C. kimlik numarasıyla GBT'den yedi sülalesini ortaya çıkarıyorsunuz, her şey anında "Ne yapmış? Ne yapabilir?" potansiyel hepsi çıkıyor. Ama biz bu gelişmeyi yaparken aslında "12 Eylül döneminin günlerine doğru mu gidiyoruz?" sorusu akla geliyor. Tabii ki bunlara da mutlaka teklif sahipleri ya da Komisyon Başkanı olarak sizler cevap vereceksinizdir.

Bununla birlikte bir başka konuya daha dikkat çekmek istiyorum. İçişleri Bakanının bütçe görüşmelerinde verdiği rakamlar var, bizzat tutanaklardan aldığımız rakamlar. 524.808 Emniyet mensubu var, buna ilaveten 11.624 bekçi alınmış, 7 bin daha alınacakmış, 10 bin de yeni kadro tahsis edilmiş, 52 bin köy korucusu, 19.912 de gönüllü korucu, kısaca, 600 bine yakın emniyet mensubu bulunuyor. Bir o kadar da özel güvenlik mensubu olduğunu ve 500 bine yakın olduğunu varsaydığımızda toplamda 1 milyon 100 bine yakın bir iç güvenlik ordusu var, özel güvenliği, korucusu, bekçisi, Emniyet teşkilatı. Yani neredeyse 80 kişiye 1 güvenlik personeli düşüyor. Yani her köşe başında bir güvenlik elemanı var görünüyor. 1 milyon 100 bin kişi bizim iç güvenliğimizi sağlamaya yetmiyor ki Sayın Cumhurbaşkanı bu senenin ikinci gününde, Ocağın 2'sinde Şehir Güvenliği Sempozyumu'nda aynen şu cümleleri kullanıyor, ben de onun söylediklerini aktarıyorum: "Artık şehirlerimizin dış güvenliğini surlar ve hendeklerle koruyamayacağımız, içerideki düzeni de sadece kolluk gücüyle sağlayamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız. Öyleyse bu yeni duruma karşı yeni yaklaşımlar, yeni fikirler, yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor. Bu tür çalışmaların şehirlerimizin geleceğinde ihtiyacımız olan güvenlik düzeyinin oluşturulmasına katkı sağlayacağına inanıyorum." Ne zaman diyor? Bugün 28'i, yirmi altı gün önce ve siz de yirmi altı gün sonra bir kanun teklifi getirip burada, 2'nci maddede olan kolluk gücü oluşturmayla ilgili de bir atıfta bulunuyorsunuz. Bu, izaha muhtaç bir cümle. Öncelikle Sayın Komisyon ya da teklif sahipleri ya da Bakanlık yetkilileri bununla ilgili bir izahat getirmek durumundadırlar diye düşünüyorum. 1 milyonu aşkın kolluk gücü yetmiyor, Şehir ve Güvenlik Sempozyumu'nda başka yeni yaklaşımlar geliştirilmesiyle ilgili birtakım görüşler ifade ediliyor ve ardından da bu kanun teklifi.

Peki, nedir bu yeni çözümler? Şehirlere yeni milis güçler mi yerleştirilecek ya da yeni çeteler ya da yeni mafyalara yetkiler mi verilecek? Nedir, ne yapılacak? Ya da Cumhurbaşkanının Güvenlik Başdanışmanının yönettiği SADAT üyeleriyle ilgili birtakım gelişmeler mi olacak? Bu sorular ister istemez aklımıza geliyor. Bu sorular yanıtsız kalıyor ama açıklamaya muhtaç. Sayın Cumhurbaşkanı burada ne demek istedi ve yirmi altı gün sonra buraya gelen teklifin acaba o gün Şehir ve Güvenlik Sempozyumu'nda konuşulanlarla bir alakası var mıdır? Yani, mesele sadece, hepimizin "Bekçi Amca" diye bildiğimiz çocukluğumuzdaki bekçiler meselesidir midir, yoksa yeni yasalarla, bu şehir güvenliğinin hendek ve sularla olamayacağı yaklaşımının bir sonucu mudur?

Gene, son olarak da 7'nci maddede geçen "makul bir sebep" kavramı. Evet, nedir makul olan? Türk Dil Kurumu, akla uygun, akıllıca, mantıklı olarak tanımlıyor. Peki, buraya verdiğimiz, bekçilere verdiğimiz yetkilerde "makul" kavramını o bekçi nasıl yorumlayacak? Bize göre makul olmayan ama ona göre makul olan konuyu, tutumu kim belirleyecek? O yüzden, Sayın Kaboğlu Hocamız bunun Anayasa'ya aykırılığıyla ilgili mutlaka izah yapacaktır ama bizim araştırmamıza göre de Anayasa'nın 12, 17, 19 ve 20'nci maddelerine aykırı olduğu ortaya çıkıyor. Teklifi hazırlayan arkadaşların bence -ki bizim önergemizde var zaten- bu "makul" kavramını maddelerle açıklamaları gereklidir, zaruridir. Yani örneğin şu şekilde olabilir: Kişinin şüpheli durumlar sergilemesi, kişinin suça meyilli durumlar göstermesi, kişinin aşırılıklar yapması, kişinin çevreye zarar verecek eylemler gerçekleştirmesi, kişinin tacize varan hareketlerin içinde olması ya da buna hazır olduğunun gözlemlenmesi ya da kişinin gözetleme yapması gibi. Yani, bu "makul" kavramının makul bir tanımlamaya ihtiyacı var. Bu makullük kavramı yarın hepimizin başını ağrıtacak.

Ali Bey'in dediği gibi "Ya biz bunu makul bir şekilde çıkardık ama tekrar şunu düzenlemek zorunda kalmayalım." konusuna dönmemek için burada çekincelerimizi belirtiyoruz.

Maddeler üzerinde tekrar zaten görüşlerimizi ileteceğiz diyorum, teşekkür ediyorum.