KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidar ekonominin iyi olduğu kanaatinde ama ben devletin verdiği, Hükûmetin verdiği resmî rakamlar üzerinden ekonomide önemli sorunlar bulunduğunu ifade etmek istiyorum.

Bakın, en temel göstergelerden biri enflasyondur ve enflasyon 2004 yılında tek haneli hâle gelmiştir. O günden bugüne kadar bu tek haneli durumunu korumak için önemli politikalar uygulanmıştır ancak son iki yılda enflasyon patlamıştır, önce yüzde 25'e çıkmıştır, şimdi yıl sonu itibarıyla yüzde 12'de duracak bir enflasyondan bahsedilmektedir. Bu enflasyon hesaplarıyla ilgili de şüpheler vardır ama çift rakamlı bu enflasyon, dünyanın en yüksek enflasyonlarından biridir.

İkinci gösterge işsizliktir. Resmî verilere göre 4 milyon 650 bin kişi işsizdir, işsizlik oranı yüzde 14'tür ama iş bulma umudunu kaybedip de iş aramayanları da ilave ederseniz işsizlik oranı yüzde 17'ye çıkmaktadır ve 7 milyon işsiz vardır. Türkiye'de çalışıyor görünenlerin yüzde 36'sı kayıt dışıdır yani emeklilik hakkı yok, sağlık sigortası yok. Çalışıyor görünüp de bu statüde çalışıp iyi iş bulduğu takdirde bu işe geçecek olanları ilave ederseniz işsizlik oranı yüzde 23'e çıkmaktadır. Geniş tanımlı işsizlik budur ve 8 milyon 200 bin işsiz vardır. Dolayısıyla 4 milyon 650 bin mi yoksa 8 milyon küsur mu işsiz vardır derseniz 8 milyonun üzerinde işsiz olduğu anlaşılmaktadır.

Gayrisafi yurt içi hasıla beş yıldır sürekli azalmaktadır ve on iki yıl önceki düzeyinin bile altındadır. Bu neyi anlatıyor? On iki yıl önceki düzeyin altında bir gayrisafi millî hasıla, millî gelir neyi anlatır? Kişi başına gayrisafi yurt içi hasılaya, millî gelire baktığınızda o da aynı şekilde on iki yıl önceki rakamın altındadır. Üstelik, 2008 yılında millî gelir hesapları bir revizyona uğradı ve bu revizyonla millî gelir yüzde 31 artırıldı; 2016'da ikinci bir revizyon yapıldı, yüzde 18 artırıldı. Bu artışlara rağmen hâlen on iki yıl önceki millî gelir düzeyini bulmayan bir ekonomimiz var. Hesaplara geçmiş yıllara yönelik olarak bu artışların, revizyonların yansıtılamadığını, TÜİK'in içinde bu işleri, bu hesapları yapan pek çok kişi bana söylemiştir. O bakımdan, bu rakamlar gerçekten ekonominin ne hâle geldiğini çok açık ve net bir şekilde göstermektedir.

8 adet vergi, sigorta affı yapılmıştır, varlık barışı yapılmıştır; vergi sistemi dejenere edilmiştir.

Dış borcun gayrisafi yurt içi hasılaya oranına baktığımızda yüzde 62 görünmektedir. Bu, 2000'li yılların en yüksek dış borç miktarını göstermektedir. Üstelik, millî geliri eski serilere göre değerlendirecek olursak bu oran daha yüksektir. Kamu-özel iş birliğindeki ödeme yükümlülüklerini borç sütununa ilave ettiğiniz taktirde borçların oranının çok daha yüksek olduğu da açıktır.

Bakın, Sayın Bakan sunumunu yaparken 2019 bütçesiyle ilgili olarak açığın 80 milyar olacağını ifade etmişti geçen sene bu zamanlar. Sonra bu bütçe sunulurken 125 milyar olacağı ifade edildi ama bir kanun teklifi geldi, orada 90 milyar olan Hazinenin borçlanma yetkisi 160 milyara çıkarıldı, 70 milyar ilave yapıldı. Demek ki 160 milyar borçlanılacağına göre 2019 yılında, bu 125 milyarlık açık da yerinde durmayacak ve artacaktır. Borç ve faizden ibaret bir bütçedir 2019 ama 2020'nin hâli daha büyük felaketler içerisindedir.

2020 bütçesinde ne var? 140 milyar faiz ödemesi var, 140 milyar -yuvarlıyorum küsuratları- bütçe açığı var, 220 milyar SGK açıkları nedeniyle transfer var, 280 milyar personel ödemeleri var, topladığınız zaman 780 milyar lira yapıyor. Bütçenin tamamını bu kalemler yutmuş vaziyettedir. Dolayısıyla, bu bütçe bir borç ve faiz ödeme, açık kapama bütçesinden başka bir şey değildir.

Bakın, bu bütçeyle çiftçiye vereceğiniz para, doğrudan tarım destekleri 22 milyardır ama kamu-özel iş birliği ödemelerine verilen para -gizlediğinize göre- 30 milyar diyorum.30 milyar olmadığını iddia ediyorsanız yani sadece bir avuç -yandaş diyeceğim yine- iş adamının aldığı para 30 milyar civarında olacakken, 8 milyon çiftçi ailesine ve tarımla uğraşana verdiğiniz doğrudan destek 22 milyar liradır. Bu 30 milyara itirazı varsa Sayın Bakanın, bütün kamu-özel iş birliği kuruluşlarına kira bedeli, hizmet bedeli, ödeme garantisi diye ne kadar ödeniyor bir liste verirse, bu rakamı ona göre revize edebiliriz ama vereceğini zannetmiyorum.

Bakın, şimdi, 2020 bütçesine baktığımızda gördüğümüz tablo net olarak şudur: 352 milyar iç ve dış borç ve faiz ödemesi var, 140 milyar da açık olduğuna göre, bu Hükûmetin 2020 yılında çevirmesi gereken para 492 milyar liradır değerli arkadaşlar. Toplam borç stokunun yüzde 40'ının üzerinde bir miktarı çevirmek zorunda kaldığımız bir bütçe yılını konuşuyoruz. Böyle bir tablo karşısında bunun başarılı olduğunu söylemek, bunun sorumluluğunu dış güçlere veya soğan depolarına yüklemek doğru değildir. Eğer Hükûmet on yedi senedir iş başındaysa, gerekli tahkimatları yaptıysa, dış etkilerin Türkiye'deki dengeleri böylesine bozmaması lazımdır ama Hükûmetin yanlışları, yanlış uygulamaları bütçeyi bu hâle getirmiştir.

Mesela yanlışlardan bir örnek vereyim. Hazinenin yüzde 25 ortaklığı var, Türkiye Varlık Fonu'nun da yüzde 5 ortaklığı olduğu için, Türk Telekom'un özelleştirilmesini örnek olarak vereceğim. Temmuz 2005'te yüzde 55'i 6 milyar 550 milyon dolara Oger Telekom'a satıldı. Sonra paraları olmadığı için Türk bankalarından borçlandı bu kuruluş.Yabancı bir kuruluş Türk bankalarından borçlandı ve alırken 2026 yılında borçsuz ve çalışır hâlde devretme taahhüdüyle almıştır ve yirmi, yirmi bir yıllık bir sözleşme yapılmıştır ama bu süre içerisinde bu yabancı firma ne yapmıştır? Telekom'un kârının yüzde 90'ını sürekli yurt dışına transfer etmiştir.Bu transferler nedeniyle de işletemez hâle düştüğü için, işletebilmek için Türk bankalarından borç almıştır ve sonunda bu kuruluş -Oger- 2018'de tamamen iflas ettiğini ilan etmiştir.

İflas sonucu neyi görüyoruz? Sonuç olarak 2019 bilançosunda açıklanmıştır. TÜRK TELEKOM'un 17,4 milyar Türk lirası borcu vardır değerli arkadaşlar ama sorun bu kadar da değil, Türk bankalarından aldığı 4 milyar 750 milyon dolar kredi de batık duruma düşmüştür.

Bu tablo ortadayken, "Efendim, eleştirmeyin Hükûmetimizi, biraz da lehine olanları söyleyin." Zaten on dakika konuşma hakkı veriyorsunuz, sonra da diyorsunuz ki "Bunun beş dakikasında bizi öveceksiniz."

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Kim diyor bunu ya?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eğer siz konuşmanızın beş dakikasında bizi överseniz, ben de söz veriyorum kalan beş dakikada da Hükûmetin lehine olan şeyleri söyleyeceğim.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Kim söylüyor?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Keşir, sakin olun...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -Ama muhalefetin sorumluğu var da Hükûmetin, iktidarın hiç mi sorumluluğu yok?

Bakın, size bir tablo göstereceğim. Bakın, şu resme bakın, burada ne var? Burada olan tablo şu: "Bu politikalarla neye döneriz? Arjantin'e döneriz." demiş. Kim demiş? Ben söylemişim. Tarihi kaç? 1 Temmuz 2005. Başbakan yardımcısıyken söylediğim söz bu çünkü on bir gün önce TELEKOM Oger'e satılmış.

Dış sermayeden bahsediyorum, kâr transferlerinden bahsediyorum, ülkeye bunların vereceği zarardan bahsediyorum ve o gün bunu söylediğimde kimse dikkat etmemiş, ilk defa da ben gösteriyorum burada.

Yani "Sorumlu iktidar." demek, yanlış varsa milletvekili olarak da Hükûmet olarak da... Hiçbir bakanın şurada "Bir yanlışımız var." dediğini duydunuz mu? Ya, kriz çıkıyor, "Sorumlusu biz değiliz." diyor. Böyle yetkisiz sorumluluk olmaz değerli arkadaşlar, hem yetkili olacaksınız hem sorumsuz olacaksınız, böyle bir şey olmaz.

Hazreti Ömer'in bir sözünü millî şairimiz Mehmet Akif çok güzel şiire dökmüştür ve bunu sürekli olarak tekrar eden iktidar kanadındaki arkadaşlarımız sorumluluğu üstlenmiyor.

Diyor ki Akif Hazreti Ömer'in ağzından...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Bakanım, lütfen bitirelim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bitiyor benim konuşmalarım.

Diyor ki: "Kenarı Dicle'de bir kurt aşırırsa bir koyunu,

Gelir de adli ilahî sorar Ömer'den onu."

Ömer, Dicle kenarındaki bir koyunu bir kurdun aşırmasının sorumluluğunu kendisinde görüyor da şu özelleştirmelerle, şu yaptığınız uygulamalarla niye sorumluğu kabul etmiyorsunuz? On yedi, on sekiz yıllık bir iktidardan bahsediyoruz ya! Yok mu? Bu, bir borç krizidir ve borçlar katlanarak artıyor. 2010 yılında döviz geliri olmayanları dövizle borçlanmaya teşvik eden, yasağı, engeli kaldıran, sürekli dövizle borçlanmaya sevk eden siz değil misiniz? Bu krizin altında da bu döviz borçlanmaları yok mu?

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Sayın Şener, lütfen...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani kendi kabahatinizi de bir bilin, bir anlayın, bir düşünün, "Muhalefet doğru şeyler söylüyor, bizi yanlıştan caydırmaya çalışıyor, muhalefetin âdeti budur..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Evet, teşekkür ediyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tamamlayayım isterseniz.

BAŞKAN LÜTFİ ELVAN - Lütfen son sözlerinizi alalım efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Demokraside muhalefet konuşur arkadaşlar, eleştirir de ama on dakikalık konuşma hakkımızın yarısını Hükûmetin doğrularını anlatarak geçiremeyiz. Onları zaten siz söylüyorsunuz, biz yanlışlarınızı söyleyeceğiz doğruya sevk etmek için. Hükûmetimizi de severiz, tüm milletvekillerimizi de severiz ama bu ülkeyi her şeyden daha fazla severiz.

Saygılar sunuyorum.