| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | A)KANUN TEKLİFLERİ 1.- 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/278 ) ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/277) ve Sayıştay tezkereleri a)Millî Eğitim Bakanlığı b)Yükseköğretim Kurulu c)Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ç)Yükseköğretim Kalite Kurulu d)Üniversiteler e)Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü f)İTÜNOVA Teknoloji AŞ |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 15 .11.2019 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, Değerli YÖK Başkanımız, milletvekillerimiz, bürokratlarımız, basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Her şeyden önce Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK bütçesinin önümüzdeki dönem için, 2020 yılı için ülkemize, gençlerimize, bütün eğitim camiasına hayırlı olmasını, faydalı olmasını diliyorum.
Gerçekten bir ülkedeki eğitimi planlamak, doğru bir şekilde programlamak ve iyi bir şekilde uygulamak son derece önemlidir. Ülkenin ihtiyaçları nedir? Bu ihtiyaçlara cevap verecek eğitim nasıl olmalıdır, hangi branşlara ağırlık verilmelidir; bu, son derece önemli.
Vaktiyle 2006 veya 2007 yıllarında İstanbul'da bir gençlik programına katılmak için gitmiştim, salonun bulunduğu binayı görür görmez şaşırdım; Sosyal Bilimler Lisesi yazıyordu. Hemen ertesi gün Bakanlar Kurulu toplantısı vardı, Millî Eğitim Bakanımıza sormuştum: "Nereden çıktı bu sosyal bilimler lisesi?" diye. O da üstelik zeki, çalışkan, ortalaması yüksek öğrencilerin oraya yönlendirildiğini söyleyince daha fazla moralim bozulmuştu.
Yani eğitimin bileşimi ne olacak, neyi öğreteceğiz, nasıl yetiştireceğiz? Kendini ve etrafındakileri sorgulayan, karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilen; dünyayı, küreselleşmeyi, küresel rekabeti anlayan, rekabeti sadece sınıfındakileriyle değil, dünyanın dört bir tarafındaki yaşıtlarıyla yaşadığını anlayan bir eğitim sistemimiz mi olacak, yoksa kendi içimizde hapsolduğumuz; isteklerimize, tutkularımıza göre dersleri dağıttığımız bir yapı mı olacak? Yani sosyal bilimlere mi ağırlık vereceğiz yoksa dinî bilimlere veya din eğitimine mi ağırlık vereceğiz, fen bilimlerine mi ağırlık vereceğiz? Bunun ölçüsü nedir?
Eğer doğru ölçü koymazsanız, eğitimi doğru planlamasanız, şu anda İslam dünyasının, içerisinde bulunduğu duruma düşersiniz. Toplam 57 ülke var -birkaç kere söyledim, tekrar ediyorum- İslam İşbirliği Teşkilatına üye. Bu 57 ülkenin ihracatı, sadece Almanya'nın ihracatı kadar değil, Almanya 1,3 trilyon dolarlık ihracat yapıyor, 57 İslam ülkesi 1,2 trilyon dolarlık ihracat yapıyor. Üstelik bunun içinde Allah'ın verdiği doğal gaz var, petrol var. Buna rağmen ıskalıyor. Millî gelirine bakıyorsunuz 57 ülkenin millî geliri, bir yılda ürettiği değer sadece Japonya kadar, Çin'in yarısı kadar yok, ABD'nin üçte 1'i kadar yok. Yani bu yapı çözümlenmesi gereken, aşılması gereken bir yapıdır ve bunu aşabilmek için de millî eğitimin gerçekten iyi kurgulanmış ve iyi oluşturulmuş olması lazımdır.
Şimdi bakıyorum, arkadaşlar bazı rakamlar verdiler, ben de bakıyorum rakamlara; 2013-2014 eğitim öğretim döneminde 135 bin öğrenci, üniversitelerde kaydını dondurmuş veya sildirmiş. Bu, büyük bir rakam. "Bu rakam, yılbaşında Millî Eğitim Bakanlığının verdiği rakamlardır." diye basına yansımıştı. Bir sonraki yıl, 2014-2015 eğitim öğretim yılında ise 161 bine çıkıyor. Bir sonraki yıl, 2015-2016'da eğitim öğretim yılında 197 bine çıkıyor. 2016-2017 eğitim öğretim yılında 212 bine çıkıyor ve 2017-2018 eğitim öğretim yılında ise 408 bine çıkıyor. Yani geçen sene 408 bin üniversite öğrencisi, ya kayıtlarını dondurmuş veya sildirmiş. Yani niye eğitimine ara veriyor? Ailesi, kendisi ömrünü bir fakülteye girebilmek için, bir yüksekokula girebilmek için vakfetmiş, ideal oluşturmuş, başlıyor ve sonra bırakıyor. Burada bir sorun var demektir, bu sorunu aşmamız lazım. Geçen sene ile bir önceki sene arasındaki fark da yüzde 92 civarında. Henüz bu senenin rakamları verilmedi ama 2018-2019 eğitim öğretim yılına baktığımızda bunun çok daha korkunç olduğunu zannediyorum. Yani aynı oranda arttıysa bu sene -bu sene dediğim geçen öğretim yılında- 800 bin öğrencinin dondurmuş olması lazım. Burada bir sorun var.
Bu sorunu mutlak surette tartışmak ve aşılması için ne yapılması gerektiğini konuşmak lazım, kolektif aklı devreye sokmak lazım ama bunun en önemli sebepleri elbette Millî Eğitimle veya YÖK'le ilgili bir soruna dayanmıyor. Şimdi, bugün işsizlik rakamları verildi, önceki ay da işsizlik rakamları verilmişti, bu ay biraz daha kötüleşmiş işsizlik rakamları. Bakıyoruz, en fazla işsizlik yüksekokul mezunları arasında. Yani siz okuyan öğrencilere bir iş umudunu veremediğiniz zaman eğitimin kalitesi de bozulur, öğrencinin eğitime ilgisi de bozulur. Bunu çözmek lazım. 15-24 yaş arasındaki genç nüfusun yüzde 27'si işsiz ama sorun bu kadar da değil, şu anda çalışıyor, işi var olarak görünen nüfusun yüzde 36'sı, hiçbir sosyal güvenlik kurumuna üye değil yani emeklilik hakkı yok, sağlık sigortasından yararlanmıyor ve biz bunları işi olan insanlar olarak sayıyoruz. İkisini topladığınız zaman yani yüzde 60'a geliyor neredeyse, 65 gibi; nüfusun üçte 2'si Yüksekokul mezunu olanların da ona yakın bir kısmı işsiz kalıyorsa veya işinden asla tatmin olamayacağı şeylerle uğraşmak zorunda kalıyorsa bu motivasyonu nasıl sağlayacağız? Bana kalırsa bu, temel bir sorundur. Bu sorun aşılmadığı sürece "Şu kadar üniversitemiz vardı, sayıyı bu kadar artırdık..." Bu üniversitelerin pek çoğu zaten Batı standartlarında üniversite de sayılmıyor yani üniversite niteliğinde görülmüyor ama iyi üniversitelerimiz de var, zaman zaman dünyadaki ilk 500 sıralamasına giriyor, bazen hiçbiri görünmüyor ama mutlak surette eğitim ile piyasanın birbiriyle uyumlu hâlde gelişmesi lazım. Bunu sağlamak için çaba harcamak gerekir diye düşünüyorum.
Basit gibi görünecek ama bir başka konu var, o başka konu: Aile, bir toplum için, bir ülke için, bir millet için her şeyden daha önemlidir. Ben üniversite bitirdim, doktora yaptım, işte doçentlik aldık falan, eğitimin hiçbir safhasında ailedeki bireylerin birbirleriyle ilişkilerinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili tek bir cümle duymadım eğitim hayatım boyunca. Şimdi, var mıdır bilmiyorum. Yani, anne ne demek, baba ne demek, ebeveyn, çocuklarını hangi motivasyona göre nasıl eğitmeli, onlara nasıl davranmalı, sevgiyi nasıl göstermeli, bir şeye özendireceği zaman nasıl özendirmeli? Bununla ilgili mutlak surette ortaöğretim kurumlarından itibaren derslerin olması gerekiyor. Ders koyduğunuz zaman her şeyin çözüleceğini de zannetmiyorum. Derse girenler zaten dünyayı anlamamış tipler olduğu takdirde yanlış şeyler söyler. O konuda yeterli donanımlı eleman bulmakta da zorluk var çünkü eğitim kurumlarımız ona göre kendisini adapte etmiş değil ama mutlaka bunun verilmesi lazım. Yani içimizde kaç kişi vardır çocuklarıyla ilgili bazı davranışları nedeniyle "Öyle yapmasaydım." demeyen? Belki burada bazı endişeler var. "Geleneklerimize aykırı şeyler söylenmesin." Kardeşim, gelenek her şey değil; ülkenin menfaatidir gelenek, insanımızın geleceğidir gelenek, küresel rekabette güçlü olmamızdır "gelenek" dediğiniz şey. Yoksa bazı şekilsel görüntüler zamanla elbette değişecektir, bu değişimden korkmamak, ürkmemek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Su gibi aktı.
BAŞKAN - Su gibi aktı. Demek ki çok akıcı bir konuşma yaptınız.
Buyurun efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Veya çocuklara bunu öğretirsek bu sefer "Anne babalarını eleştirmeye başlarlar." diye korkuyorsak ondan da korkmayalım bence. Anne baba bu davranış kalıplarını öğrenmediyse çocuklarından öğrensin. Bu da son derece önemlidir diye düşünüyorum.
Eğitimle ilgili, elbette, Sayın Bakan da YÖK Başkanımız da iyi şeyler olsun istiyorlar, bununla ilgili çalışmaları devam ediyordur mutlak surette. Ama gerçekten, orta yaş fırsatı denilen bir şey var dünyada. Genç ve orta yaş sorunu oluşmaya başladı bu işsizlik nedeniyle. Yani ülkenin bir enerjisi, bir dinamizmi, kalkınma dayanağı olacak nüfus, Türkiye'de maalesef bir yük, bir sorun hâline gelmeye başlamıştır. Bu, sadece eğitimle çözülecek bir şey değil, piyasayla bağlantısı var ama herkesin bu konu üzerinde yoğunlaşmasında fayda var diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.