KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saat ondan beri milletvekillerimiz sürekli görüşlerini beyan ediyorlar, söylenmedik fazla bir şey kalmadı, ben tekrar etmek istemiyorum söylenenleri ama farklı bir iki nokta üzerinde görüşlerimi ifade edeceğim.

Sayın Bakan, turizm türlerinden bahsedilirken bu av turizmi geçiyor zaman zaman. Yani bana "av turizmi" dediğiniz şey çok vahşice geliyor. Doğada yaşam mücadelesi veren hayvanları öldürmeyi bir turistik cazibe hâline getirmek sanki çok etik, çağdaş bir şey değil. Onun için, bana kalırsa bu av turizmini yasaklamak lazım. Benim görüşüme göre, hatta tüm kara avını yasaklamak lazım. Su avıyla ilgili de uzmanların görüşü alınmak suretiyle, ona da bazı sınırlar getirmek gerekir diye düşünüyorum. İnsanlar sürekli doğadaki canlıları yok etmeye yönelmişlerdir ve onları yaşama hakkına sahip nesneler olarak görmemektedir. Bu, çağdaş anlayışa uygun değildir. Artık günümüzde yapılan bütün bilimsel araştırmalar insanlar ile hayvanlar arasında çok büyük bir farkın olmadığını göstermektedir. Çocukluğumuzda hayvan ile insan arasındaki farkı "alet kullanan canlı" diye ifade ederdik, şimdi biliyoruz ki hayvanlar da alet kullanıyorlar, onlarda da bilinç var, zekâ var; sadece gelişmemiş bir düzeyde. Yani insanlar evcil hayvanlar gibi onları beslemiyor, onların hastalıklarına tedavi yolları aramıyor, konut sağlamıyor, düşmanlarına karşı korumuyor. Doğada zor koşullarda mücadele eden, zaten insanlar tarafından yaşam alanları sürekli sınırlandırılan hayvanların avlanması, özellikle de "av turizmi" diye buna bir neşe ve coşku katılması bence son derece de yanlış bir hadisedir. Bunun değerlendirmeye alınacağını umut ediyorum. "Bilmem şu kadar gelir geliyor oradan." demekle de izah edilecek bir tarafı olduğunu düşünmüyorum.

İkincisi: Gerçi Sayın Durmuş biraz bahsettiler ama biraz gürültüye gitti gibi geliyor bana. Vakıflarla ilgili söylemek istediğim bir şey var. Benim doktora tezimin konusu Osmanlı vergi sistemiydi, bu vakıflarla da ilgilendim. Özü itibarıyla, zengin biri olursunuz, malınızı bir hayır işine, bir kamu işine vakfedersiniz, o vakfettiğiniz malınız o hayır işleri için harcanır; vakıf budur. Ama maalesef, AK PARTİ iktidarıyla birlikte vakıfçılık ters yüz edilmiştir, altı üstüne getirilmiştir. Şimdi hiç para koymayan veya anlamsız, sembolik paralar koyan birileri vakıf oluşturuyor ve sonra devletin ne kadar menkulü ve gayrimenkulü varsa, hibe bağışı varsa -inşallah içlerinde rüşvet paraları da yoktur bazı ihaleler nedeniyle- oraya aktarılıyor ve o vakfın başındakiler o vakıf vasıtasıyla 40 çeşit saltanat sürüyorlar, o arada da bir şeyler yapıyormuş gibi, adı vakıf oluyor. Böyle bir vakıf olmaz arkadaşlar. Vakıf, kendi malını bağışlayacaksın ve "Bu malla şu hizmetler, şu kamu hizmetleri, vatandaşa sağlayacak şu işler yapılacaktır." diye bir vakıf senedi düzenleyeceksin ve para o işe harcanacak. Yani böyle olmadığı takdirde, el kesesinden vakıf mı olur ya! Özellikle kamunun fakir fukaradan, yetimden, asgari ücretliden KDV'dir, ÖTV'dir diye topladığı vergileri oraya aktarmak suretiyle "Bu benim vakfımdır." denilebilir mi ya? Vakıf olayının çivisi çıkmıştır, açık söyleyeyim. Onun için, bu işin değiştirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Üçüncü bir nokta: Bu, gelen turistleri kaydediyoruz "Yıllık şu kadar turist geliyor ülkemize, bu kadar da turizmden gelir elde ediyoruz." diye birtakım rakamlar veriyoruz. Gözlemlediğim kadarıyla, Türkiye'den sürekli olarak yurt dışına giden turist sayısı da artmaktadır. Yani bir taraftan da tersine işleyen bir mekanizma. Turizm, gelir getiren bir mekanizma olmaktan öte, bir de cari gideri artıran bir kalem olarak da devam ediyor ve her yıl yurt dışına çıkan turist sayımızın daha fazla arttığını düşünüyorum. Gelen turistlerle, gelen turistlerin gelirleriyle ilgileniyoruz, kayıtlarını tutuyoruz ama Turizm Bakanlığımız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...başka ülkelere giden turistlerimizle ilgili kayıtları tutup onları inceliyor, onlarla ilgili birtakım programlar yapıyorlar mı acaba? Bunu merak ediyorum.

Dördüncü bir nokta: Bu Sayıştay raporlarıyla ilgili. Arkadaşlar, yani Türkiye'de denetim diye bir şey yok, denetim bitmiştir; kurum içi denetim de kalmamıştır, Sayıştay denetimi de kalmamıştır, Parlamento denetimi de kalmamıştır. Sayıştay görev savmak bakımından birtakım raporları düzenliyor bana kalırsa. Hiç şimdiye kadar "Şu Sayıştay raporunda şu vardır." demedim. Niye demedim? Sanki Hükûmet, idare denetleniyormuş havası, izlenimi vermek suretiyle denetleniyor duygusunu aşılamaya çalışıyor Sayıştay raporları. Onların hiçbiri ciddi anlamda denetim raporu değildir benim gözümde, görev savmadır ve de formalite icabı, kamuoyuna denetlendiği izlemini vermektir. Aynen televizyonların yüzde 95 ratingi Hükûmete çalışıyor, yüzde 5 rating de serbest bırakılmış; Hükûmet "Bak, aleyhimize her şeyleri söylüyorlar, görüyor musunuz?" deme hakkını kazanıyor, "Bu ülke demokrasidir." deme hakkını kazanıyor. Böyle serbest bıraktığı televizyonlar gibi, orada formalite icabı yapılan bir denetim var bana kalırsa. Onun için, çok da tartışmayın. İktidar bir şey söylüyor: "Oo, bu denetimler haksız." Muhalefet bir şey söylüyor: "Aa, şu denetimlere bak." diye. Bana kalırsa hiç üzerinde durmaya değmez diyorum.

Saygılar arz ediyorum.