KOMİSYON KONUŞMASI

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Değerli Başkanım, ben de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - İnşallah raporla ilgili konuşacaksınız.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Raporla ilgili ama tutanaklara geçmesi açısından, Dilekçe Komisyonu üyesi olarak, hukukçu olarak birkaç şey söylemek istiyorum.

Şimdi, hukukla ilgili hepimizin genel bir tanım var, öyle değil mi Ali Haydar, Mahmut Bey: "Sosyal hayatı düzenleyen toplumsal davranış kuralları." Buna ilişkin yazılı kurallarımız var, sayın vekilimizin söylediği gibi kadim medeniyetimizden gelen geleneklerimiz, örfi bir hukukumuz da var, âdetlerimiz var yani yazılı olmayan hukuk kurallarımız da var, teamül, adını ne koyarsak koyalım. Medeni Kanun 2/2, hukukçu olarak da çok severim bu maddeyi, "Herkes haklarını kullanır ve borçlarını öderken dürüstlük ve kurallara riayetle mükelleftir." der Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Tabii, hayatın her aşamasında, tüm işve işlemlerde de.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Aynen öyle.

Şimdi, buradaki temel paradokslardan bir tanesi şu: İnsan Hakları Komisyonu üyesi milletvekili arkadaşlarımız elbette ki her sıkıntıyı dile getirecekler. Ancak bunu yaparken tabi olduğumuz hukuk kuralları, örfümüz, sevelim ya da sevmeyelim ama çatısı altında bulunmaktan şahsen benim gurur duyduğum kadim, aile olsun diye ana babalarımızın büyüttüğü bir devlet anlayışımız var. Şimdi, burada belli meseleler dile getirilirken hiçbir hassasiyet, ne yazılı ne sözlü hiçbir hukuki kaideye tabi olmadan, hiçbir teamüle tabi olmadan belli konulara ilişkin görüş serdedilmesini ve bunu da milletvekili sıfatıyla, milletin adına yapılmasını ben çok anlamlı bulmuyorum. Bakın, burası milletin Meclisi, burada insanlar bizi izliyor, Sayın İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanımız, Hakan Çavuşoğlu Başkanımız söyledi, Anayasa'nın 138'inci maddesi yargılamaya ilişkin hiçbir kurumun bağımsızlığı gereği müdahale edemeyeceğini söyledi. Biz bence, haklarımızı kullanırken de kesinlikle -elbette ki Ali Haydar'a da katılıyorum- bir şeylere bakmayacağız ama bunu kullanırken de bir hakkı suistimal etmeyeceğiz. Yani insan haklarından bahsederken insan haklarının en temeli yaşam hakkıdır ve yaşam hakkını sonlandırmışlara ilişkin de aynı hassasiyeti bunu dile getirenler tarafından mefhumu muhalifinden dile getirilmesini murat ediyoruz. O zaman objektif olmayız. O zaman ali olsun diye dua ettiğimiz devletimizin çatısı altında örfümüz, teamüllerimiz, hukukumuz, yazılı kurallara tabi olma noktasında zorlanırız. Biz devletimizi seviyoruz, Komisyonumuzu elbette ki bugün işte Kamu Denetleme Kurumu da, bugün raporunu görüştüğümüz Karma Komisyonu Başkanımızın Başkanlığında vatandaşımızın işi idare tarafına takılmasın diye, hızlı yürütülsün diye anayasal olarak 2010 yılında referandumla, diğer komisyonların yanına dercedilmiş -yanlış söylüyorsam düzeltin Başkanım- 74'üncü maddesince kurulmuş bir kurul. Yani biz istiyoruz ki devletimiz dâhil olsun, milletimiz devletimize eşit olsun, eşit şartlar altında elbette ki güçlü olsun. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." anlayışından hareket ediyoruz ama bunu yaparken de hani İbni Haldun'un o şeyindeki gibi "Coğrafyamız kaderdir." Biz kaderimize razıyız, müsaade edin de coğrafyamızda tavla atmayalım, zarımıza dua etmeyelim. Biz bu coğrafyanın öznesiyiz, aktörleriyiz, yanı başımız ateş çemberi, burada bizim uğraştığımız konulara bakın. "İnsan hakları" adı altında birçok insanın hakkını haleldar etmiş, darbe girişiminde bulunmuş... Evet, vasıflandırmayalım, eyvallah, cezaevlerinde varsa işkenceyi önleyelim ama bunun sözlü, kavli avukatlığını yapmayı da bu Meclisin çatısı altında, inandığımız temel değerler anlamında, eğer varsa bir kadim anlayışımız, bir medeniyet düsturumuz, çok yanlış ve anlamsız buluyoruz; olmaz, o zaman bizim hakkımıza giriliyor.

Tabi olduğumuz, en basit hâliyle kabul ettiğimiz ve o sistem içerisinde geldiğimiz Mecliste hiçbir şey uygulamıyorsak, hiçbir örfi hukuka, teamüle inanmıyorsak, Medeni Kanun madde 2/2'deki hükme uymaya, ben de bu Komisyonun üyesi olarak buradaki tüm arkadaşları davet ediyorum. Herkes haklarını kullanırken de lütfen hakkını suiistimal etmesin.

Bakın, cümle içerisinde devletten bahsederken -evet, kanunu bilmemek mazeret teşkil etmez ama- İçişleri Bakan yardımcısı, işte kurumlar vesaire "operasyon" diye bahsettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti devletinin polisi. Yani işte "kaçırılma hadisesi" dediğinde... Buna kolluk anlamında -öyle değil mi Hakverdi kardeşim- herhâlde kaçırılma demez.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Hocam, insan hakları iktidarın ve hükûmetin uygulamalarına karşıdır.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Lütfen müdahale etmeyin, bakın, ben dinledim, bir bitireyim.

BAŞKAN - Müdahale etmeyelim.

Fehmi Bey, toparlayalım.

FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) - Başkanım, son cümlemi söylüyorum.

Derdimiz, meramımız şu: Farklı düşünebiliriz, farklı renklerimiz, keyfiyetlerimiz olabilir ama tabi olduğumuz kurallar noktasında da bizim insan hakkımıza da en azından inandığımız, kaderimiz olan coğrafyamızdaki o kadim devlet anlayışımıza da lütfen saygı duyun, hakkımızı da istismar etmeyin diyorum.

Teşekkür ediyorum.