| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Dijital Hizmet Vergisi Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 31 .10.2019 |
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Tartışmaya bir katkı sağlayayım diye şey yaptım ama Başkanın söylediğine hemen şöyle bir ek yapayım: Ne yazık ki nihai ürünlerin çoğunda biz ithal girdi kullandığımız için yani sadece tüketimi değil, üretimi de saymakta fayda var.
BAŞKAN - Doğru, o da doğru. Yani aşağı yukarı bizim üretimimizde de ithalatımızın oranı yüksek, ara malı oranı oldukça yüksek yani yüzde 60'ın üzerinde bir ara malımız var, doğru.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Elektrik üretimi doğal gazla Başkanım.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yani bu Komisyon üyeleri için önemli olduğu için söylüyorum: Türkiye'de Gini katsayısı ve gelir adaletiyle ilgili, böyle, belki sendikaların araştırma birimlerini de güçlendirip bu konuyu beslemek lazım çünkü tersinde olanlar bunu herkese anlatırken emekçi kesim bunu tam belki duyuramıyor. Bu konuda değerli çalışmalar yapanlar var.
Bir: Vergi yükü sadece gelir vergisiyle ölçülmez. Özellikle yüksek dolaylı vergileri de koyduğunuzda, SGK primlerini de koyduğunuzda asgari ücretlinin gelirinin yaklaşık yüzde 46'sı yani son kuruşunu harcadığında 100 lira brüt gelirinin 46 lirası vergiye gidiyor. Çünkü bu sadece şey ödemiyor, mesela dolmuşa bindiğinde o dolmuşun alındığında ödenen vergilerden tutun, o dolmuşun akaryakıtına kadar... Fiyata yansıdığı için, nihai ödeyici de o olduğu için yani verginin son ödeyicisi de o olduğu için, böyle bakmak gerekiyor, yoksa sadece gelir vergisi açısından değil. Zaten Türkiye'de gelir vergileri çok düşüktür, dolaylı vergiler çok yüksektir. Dolaylı vergiler de harcamadan alındığı için ve bunlar önemli miktarda harcamada bulundukları için de vergi yüksekliği gelir grupları itibarıyla baktığınızda, ne yazık ki ilk yüzde 5'lik ve yüzde 10'luk dilimde hemen hemen en yükseğe denk geliyor. Bunun sebebi, Türkiye'deki vergi yükünün yani doğrudan vergilerin -kurumlar vergisi, gelir vergisi gibi- olması gereken vergilerin artan baremli olmasındansa yüksek dolaylı vergilerden kaynaklandığını bilmek lazım.
Şöyle bir şey, Garo Bey'in dediği şöyle haklı: Yoksullara verin ki ekonomi canlansın. Hani diyorlar ya "Alın, verin, ekonomi canlansın." diyorlar ya, şimdi bizde şöyle bir kaygı başladı, bu haksız değil: Eğer biz bu şekilde mesela maaşları artırırsak, yoksullara verirsek enflasyon olacak diye bir kaygımız var. Türkiye'nin temel sorunu da enflasyon olduğu için biz bu gelirleri artıramıyoruz. Batı'da yalnız farklı bir durum var, bize örnek olsun diye şey yapıyorum. Batı'da "helicopter money" diyorlar yani helikopterden halkın üzerine para atın. Çünkü şöyle bir büyüme teorisi vardı: Yukarıdan damlama teorisi. Hep şunu öğrettiler bize: Zenginleri daha zengin edin çünkü zengin, zengin olduğu için daha fazla tüketemez, bunlar tasarruf ederler, tasarruflarını da yatırımlara koyarlar, yatırımlara koydukları sürece de yeni fabrikalar açılır, işsizler iş bulur -işsizlerin tamamı- doğal istihdam oranına geldikçe de asgari ücret yükselecektir. Aslında Malthus'un nüfus teorisine dayanır.
Bu anlamda, baktığınızda, yoksulları vurursak sayıları da azalabilir gibi çok acımasız yerlere gidiyor. Ama bu kapitalist mantık dünyada artık tıkandı. Mesela Amerika'da bugün vergi indirimi var ya, tamamıyla bu mantık üzerine kurulmaya başladı. Çünkü artık yoksul çok borçlandırıldı. 2 kesim çok borçlu dünyada: 1) Halklar. 2) Devletler. Bunlar da belirli yüksek gruplara borçlular ve konsolide ettiğinizde de büyük bankalar çıkıyor, uluslararası büyük bankalar çıkıyor karşılığında ve dünya artık bunu aşamıyor, buna "kapitalizmin krizi" diyorlar.
Şimdi, biz de Türkiye'de benzer bir durumla karşı karşıyayız, ekonomiyi canlandırmaya çalışıyoruz bir taraftan. Şimdi, ekonomiyi canlandırmak için tabii, üretken ekonomi olsun diye KOBİ'lere veriyorsunuz genelde ama bir talep zayıflığı da söz konusu. Onun için, günün sonunda asgari ücretten vergi almamayı düşünmeniz yani 1 lira burada yapacağınız vergi indirimi, 1 lira diğerine yapacağınızdan, çarpan etkisiyle çok daha fazla bir sonuca çıkabilir. Onun için, bütün Komisyon üyeleri bunu vicdanen bilirse, önüne gelen düzenlemelere de bu şekilde bakarsa bence hem Türkiye ekonomisine hayretmiş olabiliriz, bir de arkadaşlar şöyle bir şey: Açlık sınırının altındaysa şöyle bir şey oluyor: "Negatif tasarruf" diyoruz, borçlanma. Zaten bankalardaki borçlara baktığınızda, küçük küçük, küçük küçük milyonlarca insan çok zulüm görüyor. Bunları daha sonra banka bilançolarında göremiyoruz çünkü alıp varlık yönetim şirketine veriyorlar. O varlık yönetim şirketleri sürekli vatandaşı -alacağını tahsil edecek, onlara da böyle bir kümülatif karşı çıkmak istemiyorum ama- taciz ettiği için intihar olayları, bir sürü şeyler başımıza geliyor.
Başına dönüp son cümleyi söylersem şöyle bir şey: Eğer verimli bir ekonominiz yoksa, katma değeri yüksek bir üretim yapmıyorsanız yapacağınız hiçbir şeyin sonucu olmuyor. Katma değeri yüksek ekonominin de altında muhakkak iyi bir kaliteli demokrasi var, muhakkak iyi bir hukuk sistemi var, muhakkak iyi bir adalet sistemi var, dünyayla iyi ilişkiler var. Artık onun için Türkiye ekonomisiyle ilgili tartışmaları, yapısal önlemleri falan ne dünya konuşuyor ne Türkiye iktisat çevreleri konuşuyor. Şu gün Türkiye'yle ilgili -samimi söylüyorum bunu- temel tartışma demokrasiyle ilgili, iç barışla ilgili, eğitim kalitesiyle ilgili. Bunlar olmadan da ne kadar önlem alırsak alalım içe doğru bir sarmalla... Göreceksiniz, önümüzde 2020 yılı var. O konuda da şunu söyleyeyim: 2 tane temel tehlike var önümüzde. 1) Konjonktüre göre çok yüksek dış borcumuz var. Üstelik dünyadaki faiz oranları düşüyor, dünyada fonlar kulaklarından fışkırırken büyük ihtimalle Türkiye'ye gelmeyecek. 2) Çok yüksek kamu borcumuz var. Bütçemiz geldiğinde zaten bunları detaylı konuşacaksınız. Bu 2 bela Türkiye ekonomisini içe doğru bir sarmala döndürmüş oluyor.
Teşekkür ederim.