| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .10.2019 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bence mesele şu: Diyelim ki İzmir Su Ürünleri Hali'nde böyle bir sorunla karşılaştık, el konulan bir ürün var. İzmir Su Ürünleri Hali'nde de su ürünleri mezunu bir adam var, bir insan var; o da orada yıllardır çalışıyor. Bu adam burada o balığın bozuk olup olmamasına, satılıp satılmayacağına karar veremeyecek, biz mutlaka bir veteriner, mutlaka bir hekim arayacağız. Mesele bu, bu kadar net. Yapmayın.
Ama ben söyleyeyim veterinerlerin bu ülkedeki durumunu, anlatayım biraz. Mehdi Eker kalktı... Hani diyorsunuz ya "Yetki alanlarını belirlesinler, görev tanımları yapılsın." Vardı, ziraat mühendisi zooteknistlerin görev tanımı da vardı, yetkisi de vardı. Mehdi Eker geldi, "Zooteknistler suni tohumlama yapamaz." dedi. Dava açtık, davayı kazandık ama o davayı açıp o davayı kazanabilmek için ya iktidarın önerisi gelmesi gerekiyordu ya hâkimler savcıların bizim elimizde olması gerekiyordu. İkisi de olmadığı için dava dört seneden fazla sürdü. Dört sene sonra ziraat mühendisi olup zooteknist olanlar ne yazık ki sistemden fiilen uzaklaştırıldı. Kim yaptı bunu? Veterinerler. Kimle yaptılar? Bakanla yaptılar. Yapmayın.
Bir başka mevzu, aslında iktidarın bakış açısını tanımlamak açısından önemli bir şey söyleyeceğim. Bakın arkadaşlar, memlekette en çok insanların artık gittiği, uğrak yeri olduğu, hem de herkesin sabah kalktığında nereye gideceği belli olmadığı ama aşağı yukarı belli olan bir yer var, cezaevi. Cezaevlerine sık sık gidiyoruz. Bir cezaevinde ağaç işleme ve tekstil işleme yapılıyor. Cezaevi müdürü bana dedi ki: "Ben ağaç işlerinden anlayan bir mühendis ya da bir yüksekokul mezunu ya da bir tekniker, teknisyen tekstil mühendisi istiyorum, bana imam gönderiyorlar. Geliyor öğlen yemeğini yiyor, göbeğini kaşıyor gidiyor, benden çok maaş alıyor."
Yine, başka bir mesele, paylaşmak isterim iktidarı tanımak adına, kıymetli bunlar: Ailede hizmet veren bir büyükşehirde çalışan bir doktor. Genellikle yaşlı hastalar ya da yürüyemez, gidemez hastalara eve gidiyor, haftada bir kontrollerini yapıyor onların. Bir gün Sağlık Bakanlığından bir yazı geliyor, yazıda diyor ki: "Yanınıza imam götüreceksiniz." Bu da merak ediyor, "Allah Allah." diyor, bir cevap yazıyor: "Yanımda imam götürmemin amacı nedir? Bütün hastaların son ölüm duasını mı yapmasını istiyorsunuz." diyor. "Hayır, psikolojik ve sosyolojik olarak onu yanınızda bulunduracaksınız, her hastaya gittiğinizde yanınızda birini götüreceksiniz." O da yine dönüyor yazıyor: "Ya, bu kadar sosyolog, bu kadar psikolog var, bu ülkede üniversiteler var, fakülte mezunları var; bunlara iş yok, bunlar gelmeyecek psikolojik ve sosyolojik olarak hastaya destek vermeye, imamla gideceğim, öyle mi?" diyor. Arkadaşlar, hâlimiz bu, doğaldır.
İBRAHİM HALİL YILDIZ (Şanlıurfa) - Tamamen yalan, hiç benzerine rastlamadım. Tamamen yalan. Türkiye'nin hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Biz de bu ülkede yaşıyoruz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sizin için yalan olabilir, ben kişiyi deşifre etmemek için elindeki yazıları, ona zarar gelmesin diye söylemiyorum ama siyaset bittiğinde gelin, ben size tek tek yazıları göstereyim. İtiraz edin ama bu itirazın bir karşılığı olmadığını bilin. Ben size bunu ispatlayacağım. Siyaset bitecek, hayata döneceğiz. Yaşarsak hani tesadüfen yaşadığımız bu ülkede, size söz davet edeceğim, o yazıları, bakanlıktan gelen yazıları ve o duruşu size göstereceğim.
SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) - Hükûmetimiz döneminde psikolog, sosyolog ve aile bilimcisi hastalara...
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Ne güzel, toplumun hepsini siz psikolojik olarak hasta ettiniz, onun için zaten. İhtiyaç var, toplumun hepsi ciddi anlamda rahatsız. Haklısınız, ona itiraz etmiyorum da doğru yani.
Bakın Hocam, bir örnek daha vereyim, anlaşılsın ne durumda ahval ve şeraitimiz: Sene başıydı, 2019'un -sanıyorum, umarım tarihte yanılmam- Nisan ayı veya Mart ayı, bir köyden bir çağrı geldi, gittim. Fotoğraflarını çektim, basınla paylaştım. Veba çok etkin bir şekilde sürüde var, köye yayılmış, o ana kadar 60 telef var, gömülmüş. Sonra araştırdık. Araştırdığımız şu: Manisa, küçükbaş hayvanların toplama yeri, oradan genç çiftçilere 30 bin TL hibe meselesi üzerinden koyun dağıtıyorlar. İşte belirli bir koyuna bir koç olmak üzere dağıtmışlar. 2 defa ilgili ilin il müdürlüğünden yetkililer gönderiliyor "Sürülere bakın, ilgili ilin taleplerini onaylayın." 2 defa da il tarım il müdürlüğünün ilgili bölümünden gidenler "Bu hayvanların yapısı, mevcut durumu, kilosu, fiziki görüntüleri bizim genç çiftçiye vereceğimiz hibe projesinin kriterlerine uymuyor. Dolayısıyla bunları alıp dağıtamayız." diyor. Sonra aradan birkaç gün geçiyor, bir hafta on gün, bir anda direkt o genç çiftçi projesinin ilgili kişileri kendi köylerinde kamyon ve kendileri aranıyor "Gelin, hayvanlar alınacak, teslim alın." diye. Gidiliyor, kapılar açılıyor, hangi hayvan kime, kimin hayvanı kime, karışık kuruşuk, belli değil ama bir dağıtım gerçekleşiyor. Yeniden araştırdık, son on gün kalmış projenin o dönem bitmesine, Ankara'dan, Bakanlıktan özel bir ekibe olur verilip gönderiliyor. Bu nedir? Bu o ihaleyi alan yapıyla... Sonra, yine araştırdık, ilk ihaleyi alan, sistemden çekilmiş, o işi ne yazık ki yine TİGEM almış üstüne ve TİGEM'in elinden geliyor.
Arkadaşlar, neyi konuşuyoruz biz?
BAŞKAN - 54 kişi hapiste şu anda.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bilemem, isterse 154 olsun, o gün vali dâhil, il müdürü dâhil hepsini sakladılar, kendi iç karantinalarını, tedbirlerini uygulamaya çalıştılar, kamuoyuna "Böyle bir şey yoktur." dediler ama Sayıştay o gün çıktı beni bütünüyle doğruladı. Şimdi, böyle bir durumda yaşıyoruz. Yani, dolayısıyla, hani, nesini söyleyeyim canım efendim? Böyle bir şey sayın hocam. Yani eğer bilime, liyakate biraz inanıyorsak, bir an için o siyasi kimlikleri falan kenara bıraktığımızda... Şimdi, yeri, saati değil, konu başka yere gitmesin diye... Hayvan varlığından bahsettik, diğerlerinden bahsettik. Bakın, bir yıldan fazladır hiç kapısı açılmamış et şoklarda duruyor. Siz bilim insanı olarak ne düşünürsünüz acaba? Ve şimdi bir ihale yapıldı, alıcı çıkmadı, şimdi 46.800 ton üzerinden yeniden bir ihale açılıyor Sayın Bakan Yardımcım, yanlış değil, değil mi? Şimdi, ne konuşuyoruz biz?
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Su Ürünleri Kanunu.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Evet, Su Ürünleri Kanunu'nu konuşuyoruz.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - "Su ürünleri mühendisleri" diyorduk en son.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bakın, bir şey söyleyeyim: Çok faydalı oluyor, çok şey öğreniyorsunuz.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Siz de, siz de.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Gerçekten, acayip şeyler öğreniyorsunuz.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Siz de çok şey öğreniyorsunuz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Gerçekleri öğreniyorsunuz, belki çok işinize gelmeyebilir ama...
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Sizin gibi efendim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - ...çok rahatsız olabilirsiniz ama biz de bu topraklarda yaşıyoruz, en az sizin kadar...
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Rahatsız olmuyoruz, dinliyoruz efendim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bu arada ben zooteknistim. Hocam ısrarla kendinden bahsediyor da, ben zooteknistim, hayvanın bokundan kaç kilo enerji kaybettiğini bilirim, onu da söyleyeyim.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Tebrik ederim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Nasıl yem üretilmesi gerektiğini de bilirim.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Tebrik ederim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Devam edeyim, zooteknistler yem yapar ama veterinerler onun kralını yapar çünkü her şeyi bilirler, her şeyi bilirler, bilmedikleri hiçbir şey yoktur.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - O konuyu bilmiyorum ben, veteriner değilim.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Dolayısıyla elbette çok girmek istemem, zamanı ve yeri değil elbette ama Bakan Yardımcımla şu hayvancılığı ve Türkiye tarımını elbette tartışmak isterim.
BAŞKAN - Şu anda dışarıda ikiniz bir tartışın bence.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Ben şu anda çiftçilik yapıyorum, sisteme rağmen, Hükûmete rağmen, Bakanlığın tutumlarına rağmen çiftçilik yapıyorum çünkü benim hayatım, ailemin hayatı.
BAŞKAN - Eyvallah.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - İşimiz toprak, topraktan yaşamımızı sürdürüyoruz. En son çiftçi toprağını kaybettiğinde bu ülke bütün bağımsızlığını ve bütün iradesini kaybedecektir ve bu hızlanmış bir süreçtir. Gerçi, Bakan geçen sene şey demişti: "Ya, ne var yani özelleştirsek, gelse, sırtına alıp gidecek mi?" Evet, onlar sırtına alıp gitmedi ama biz gittiğimiz yerden, Sudan'dan sırtımıza alıp geri geldik.
Yani dolayısıyla kıymetli Hocam, bırakıyorum siyaseti bir tarafa, hakikaten en baştan şunu söyleyeyim: Arkadaşlar, bu kanunu biz getirdiğimiz gibi çıkaracağız. Siz ne konuşursanız konuşun, bütün sinirlerimizi alıp sabaha kadar sizi dinleyeceğiz ama sonunda bizim dediğimiz olacak. Niye bu kooperatif başkanlarını yoruyorsunuz ki, neden bu insanları rahatsız ediyorsunuz ki, neden?
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Sizin için öyle düşünüyorlar, emin olun.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Efendim?
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Yani öyle düşünüyorlardır. Burada "su ürünleri mühendisi" diyoruz, iki saattir onun anlattığı tohum, öbürünün anlattığı bir şey; başka bir şey konuşuyorsunuz.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sizin mesleğe vermiş olduğunuz değerden dolayı bunları konuşuyoruz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Eğer siz tohum ile balık ilişkisini kuramıyorsanız hakikaten çok öğreneceğiniz iş var, çok işiniz var.
İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) - Su ürünleri mühendisleriyle ilgili Başkanımızın söylediği şeylere katılıyoruz, Başkanımızı destekliyoruz.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Siz hakikaten...