| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .10.2019 |
HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri, Bakan Yardımcım, değerli bürokratlar, çok değerli sivil toplum örgütleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii ki Su Ürünleri Kanunu değişikliği yapılması gereği bir komisyon toplandı. Onun için biz tabii ki... Su ürünleri hocam orada, benim iyi bir dostum, bu konuda uzman. Bu konuda değil ama her şeyden önce bir tarımcı olarak, bir üretici olarak bugün buradayım. Söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Şimdi, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi olunca -demin siz de anlattınız- maalesef bakanlar da bürokrasiden atandığı için de yani bizi muhalefet partisi milletvekilleri değil de iktidar partili milletvekillerinin dahi bakanla görüşme şansı olmuyor. Eskiden -ben 2015'te seçildim- geldiğimizde bakanlar, milletvekillerinin arasından seçiliyordu. Oraya geldiğimizde bölgemizin sorunlarını bakana gidip iletiyorduk, bakanın arkasındaki bürokratlar not alıyordu, 10 tane işten 2'sini çözüyorduk muhalefet milletvekilleri olarak. İktidar milletvekilleri de yaklaşık yüzde 50'sini çözüyordu. Ama maalesef bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bakanlarla milletvekilleri arasında korkunç derecede kopukluk var. O yüzden böyle bu komisyonların toplanması, aynı zamanda da Sayın Başkanım, demin dediniz ya, her komisyonda her üç ayda bir en azından Sayın Bakan, komisyon üyeleri, bürokratlar toplanıp siz herkes kendi... Tabii, ben Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonundayım, alanım orası. Buraya gelip üç ayda bir en azından buradaki milletvekillerinin sorunlarını dinlemeniz gerektiği inancını taşıyorum. Yoksa hiçbirimiz, evet, seçilmişiz ama maalesef atanmışlar seçilmişleri yönetiyor şu an, ben öyle görüyorum. Bunu da takip ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, ben Aydın Milletvekili olarak yaklaşık dört yıldan beri çok sorunları gündeme getirdim ama maalesef çoğunu yapamadık. Şimdi, pamuk bizim Didim'de başlar, 250 kilometre derine, Denizli sınırına kadar Türkiye'nin bana göre en verimli ovasıdır. Şimdi, geçen sene 4,5'le pamuk satarken ve her şeye bir yıldan beri yüzde 100 zam gelmişken şu an 3,2 arkadaşlar, 3,2.
Şimdi, ben bir aydır gündeme taşıyorum bunu, basına götürüyorum, basın açıklaması yapıyorum. Ya, Allah rızası için bir Tarım Bakanı çıksın, "Ya kardeşim, evet, 3,2 ama ben buna şu kadar 1,50 prim vereceğim." desin, susuyor. Şimdi, ben Aydınlı olarak, evet, benim orada ELİDAŞ depoları yok. Ama Aydın'a yakın, İzmir'e giderken Torbalı'da -lisanslı depolar diyoruz bunlara- devlete ait... En azından bu dönemde üreticiye destek verip adam kendi malını toplasın, götürsün, bu depolara 25 lira mı, 30 lira mı nakliye parası devlet yardım etsin, bu depolarda malını saklasın adam. Aksi takdirde...
Değerli arkadaşlar, ben kendi derdimden bahsediyorum. Ziraat Bankası çiftçilerin bankası diyoruz ama üzülerek söylüyorum, Ziraat Bankasından çiftçi kolay kolay gelip kredi alamıyor. 2 kefil istiyor, tapu istiyor ama diğer taraftan, isim vermek istemiyorum, bir özel banka "Tapunu getir, parayı vereyim." diyor. Yani dedelerim kanla bu ülkeyi aldılar, bedelle, şehitle bu ülkeyi aldık. Biz şu an Aydın'ın ovasının -bir özel bankaya ipotek edip- yüzde 80'i bankanın elinde. Bankanın genel müdürü toplantıda şunu söyledi bana: "Ben Aydın ovasının sahibiyim."
Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekte çiftçi perişan durumda. Pamukçu ya, geçen sene 4,50'yle satılan pamuk 3,2... Bir sene içinde yüzde 60 zam geldi mazota, elektriğe geldi, ilaca geldi, işçiye geldi. Peki, nasıl olacak bu iş? Kim bu sorunu çözecek? Tabii ki Tarım Bakanı, Tarım Bakan Yardımcısı çözecek. Çiftçi perişan.
İki: Yine biz geçen sene 22 ile 27 lira arasında inciri satıyorduk. Bu sene verimimiz güzeldi, kalite de güzel. Arkadaşlar, şu an Aydın'da incir 10 liraya düştü. Ortalama 25 liraya sattığımız incir şu an 10 lira. Şimdi, ben buradan sesleniyorum... Ben inkâr etmiyorum, AKP'nin Aydın milletvekilleri bu konuyla ilgili çalışmalar yaptılar; kendisine de, Rıza Bey'e de teşekkür ediyorum. Yani ben milletvekili olarak bölgemde hizmet eden hangi iktidar olursa olsun takdir ve tebrik ederim çünkü bu ülke hepimizin arkadaşlar, bu çiftçiler hepimizin.
Şimdi, TMO'ya defalarca söyledik, incir alımlarında söyledik. Ya şu depolarınızı açın. Paranız yoksa Sayın Bakan Yardımcım, en azından bu depolara bir nakliye parası verin, oradaki üretici götürsün deposunda saklasın çünkü saklayacak yeri yok. Onun bir nem oranı var biliyorsunuz yani. E saklayacak yeri yok. Bu sonuçta maalesef üretim yapılırken, tam inciri satarken ithal ediyorlar, bir şey oluyor. Pamuk mesela şu an, biz Yunanistan'dan getirtiyoruz, arkadaşlar ithal ediyoruz Yunanistan'dan. Tam pamuğun şu an fiyat belirlenirken Yunanistan'dan ve ABD'den pamuk getirtiyoruz, ithal ediyoruz arkadaşlar. Peki, bu ülkenin çiftçisi, üreticisi ne yapacak? Şu an köyleri ben dolaştım, iki ay boyunca arkadaşlarımızla bazen yan yana geliyoruz, Rıza Posacı'yla beraber, Aydın'da 300 köy dolaştık. Köyler boşalıyor arkadaşlar, hayvancılık ölüyor, bitmiş. Yarın öbür gün tarımı da öldürürsek ne olacak yani? Köyde adam bulamayacağız. Yani bizim derdimiz... Doğru şeyler yapmak lazım yani 22-25 lira olan inciri şu an 10 liradan satamıyoruz, alıcı yok. Buna Tarım Bakanının el atması lazım. Yani şunu çıkıp basında desin. "TMO'yu açıyoruz." deseniz göreceksiniz o aradaki aracılar... Bir anda fiyatlar yükselecek yani. Yani tüccarlar para kazanıyor, bastırıyor, 10 liraya topluyor, bir ay sonra 25 lira olacak. Ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. Yani bu konuda üreticinin yanında yer almak zorunluluğumuz var değerli arkadaşlar.
Değerli arkadaşlar, yine Aydın'da jeotermal elektrik santralleri kuruluyor maalesef üzülerek söylüyorum. Dünyanın en iyi ovası olan Aydın Ovası'nın tarım alanlarına, incirin yanına jeotermal elektrik santralleri kuruluyor. Biz buna karşı değiliz ama buna, çevreye zarar vermeyecek uygun teknolojiyi kullanmamız gerekiyor.
Şimdi ben size bir olay anlatacağım. Şu an elektrikte Aydın'da jeotermal elektrik enerjisi ürettiğimiz enerji miktarı 100 milyon dolar arkadaşlar. Peki, Aydın'ın tarım ürünlerinde ihracatımız ne kadar biliyor musunuz arkadaşlarım? 800 milyon dolar. Yani her sene 800 milyon dolar tarım ürünleri ihracatı yapıyoruz, nüfusun yüzde 80'i geçimini bundan sağlıyor ve siz 800 milyon doları görmüyorsunuz, iki üç firma 100 milyon dolar para kazanacak diye 1 milyon 200 bin geçim kaynağı sağlayan bir Aydın halkına ihanet ediliyor. Üzülerek söylüyorum bakın, şu an, eskiden bizim oraya gelen, Aydın'a gelen memurlar emekli olduktan sonra evini Aydın'dan alıp Aydın'a yerleşiyordu ama şu an gelen memurları bir yana koyuyorum, Aydın'da doğmuş büyümüş bütün Aydınlılar şu an başka şehre, İzmir'e göç veriyor arkadaşlar, bu duruma geldik. Çünkü denetleyen yok. Çevre Şehircilik gidiyor, 2 bin lira ceza kesiyor. Kesse ne olacak ya, adam bir saniyede 1 milyon para kazanıyor yani umurunda değil ki, 2 bin lira, 3 bin lira, 30 bin lira, 40 bin lira, 50 bin lira. Önemli olan Tarım Bakanlığı buna el atacak. Zaten kanunda yeri var, diyor ki: "Jeotermal elektrik santrali tarımın, zeytinin ve incirin olduğu bölgede kurulamaz." Ama gelmiş incirin arasına, boş ver incirin arasını merkezde, sağlık ocağının dibinde kuyu çakıyorsun.
Şimdi, biz bu şehri yok mu ediyoruz yani? Sizin düşünceniz şu mu? "Aydın'da 1 milyon 200 bin insanı yok edelim." diyorsunuz. Diyorsanız biz ona göre tedbirimizi alalım, malımızı mülkümüzü satalım gidelim. Biz başka ülkelere gitmeyeceğiz sonuçta. Yani akıl var mantık var, 800 milyon dolar tarım ürünleri ihracatını yapıyoruz, 100 milyon dolar jeotermal elektrik santralinden gelir gelecek, üç tane firma zengin olacak diye Aydın'ın 1 milyon 200 bininin geleceği yok ediliyor. Dünyanın hiçbir yerinde yok arkadaşlar.
ZAFER IŞIK (Bursa) - Niye bağırıyor?
HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Bağırıyoruz, beş yıldır bağırıyoruz da bir çare bulun. Size bağırıyoruz işte, diyoruz ki, bir çare bulun arkadaşlar diyoruz. Çare bulmak zorundayız.
Yani bu ülkede 2002'de "Bir gün gelecek -milletvekili adayıydım o dönemde de- bu ülkeye Bulgaristan'dan saman ithal edeceğiz, Sırbistan'dan et ithal edeceğiz." deseydim, "Ulan bu adam manyak ya, alın götürün içeri atın." derdiniz. Üzülerek söylüyorum, yıl 2019, Bulgaristan'dan saman, Sırbistan'dan et, Romanya'dan hayvan getiriyoruz Türkiye'ye.
Ben, yine Sayın Genel Başkanımız talimatıyla 24 ili gezdim milletvekili arkadaşlarımızla beraber. Ben de Yozgat'a gitmiştim. Yozgat AKP'ye en çok oy veren bir il, kendiniz biliyorsunuz. Bu dönemde biz bir milletvekili çıkardık. Oradaki bütün sivil toplum örgütlerini gezdik arkadaşlar, inanın ki hepsi perişan, isyanda. Örnek vereyim, orada bir hayvan damızlık kooperatifi var, konuştuk, adam diyor ki: "Ya burada süt fabrikası vardı, et ve balık kurumuydu, bizim bu fabrikanın sayesinde et süt kurumu oldu ama sekiz yıldır kapalı. O zaman teklif ettik, bize verin, biz şey edelim, ta Tokat'tan bize süt geliyordu. Devletin dışarıdan ithal ettiği süt tozunun yüzde 95'ini, yüzde 100'ünü biz üretiriz, yeter ki bize verin yani." Altı sekiz yıldır o fabrikayı kapatmışsınız. "Dışarıdan hayvan ithal ettik, 600 baş hayvan getirdik, yolda Yozgat'a gelmeden 250'si öldü, hastalıklı çıktı." diyor.
Değerli arkadaşlar, bu ülke hepimizin, hepimizin çocukları için. Biz birbirimizin düşmanı değiliz. Biz sizi uyarmak zorundayız. Sizler de, Değerli Başkanım da bakanları uyarmak zorunda. Ya biz bürokrasiden kurtaralım derken bakanlığı da bürokrasiye verdiniz, sorun burada zaten. Şimdi, seçilmiş bir adam bakan olduktan sonra seçilmiş bir milletvekili kendi bölgesindeki vatandaşa Sayın Bakanım, gidip hesap veriyoruz hesap. Biz onları temsil ediyoruz. Buradaki milletvekilleri, hepimiz, AKP'lisi, CHP'lisi, MHP'lisi, İYİ PARTİ'lisi, HDP'lisi seçildiğimiz bölgelerimize gidip hesap veriyoruz ama siz atandığınız için oraya umurunuzda değil, hiç önemli değil ama biz hesap veriyoruz, bu konuları gündeme getiriyoruz. Siz de bakanlığınızca çıkın kamuoyunun önünde bu açıklamayı yapın arkadaşlar. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak yetkimiz yok ama sizi uyarıyoruz. Türkiye'de şu an çiftçi bitik durumda arkadaşlar. Benim şu an Söke ovamın, Aydın ovamın yüzde 80'i borçlu, Ziraat Bankasına borçlu değil.
CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Korkutma beni, ben daha yeni çiftçiliğe girdim.
HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Yani kusura bakma yani fazla paran varsa gir.
Arkadaşlar, bakın, ben pamuk üreticisi bir insanım. Değerli arkadaşım, Aydın AKP milletvekili aynı durumda. Biz eskiden - yanlış anlamayın arkadaşlar- 50 dönüm, 100 dönüm pamuk ektiğimizde evimizi, arabamızı yeniliyorduk, bir dahaki döneme her şeyimiz hazırdı. Şu an 100 dönüm pamuk eken bir çiftçi inanın ki yüzde 30 zararda, koyduğu paranın yüzde 30'u zararda yani.
AYHAN BARUT (Adana) - Perişan, perişan...
HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) - Perişan durumda arkadaşlar. Bu ülke bizim ya, bunlar bizim çiftçimiz. Köyler boşalıyor. Hiç gördünüz mü ya, köyleri dolaşmıyor musunuz? Yani buradaki bürokrat bakanla bu iş yürümüyor, yürümeyecek de.
O yüzden, sizden rica ediyoruz özellikle: Bu çiftçi borçlarını muhakkak silmeniz lazım arkadaşlar. Hatta hatta sadece Ziraat Bankası değil, Ziraat Bankasına fazla borç yok, Özel bankalarda, bizim bölgemizde Denizbank mesela; çiftçinin yüzde 80'i, üzülerek söylüyorum yüzde 80'i oradan borçlu. Adam tapuyu alıyor, al diyor parayı. 100 bin lira olmuş 1 trilyon. Nasıl ödeyecek bu adam? 100 dönüm arazisi gidecek adamın. Ne olacak yani? O yüzden Sayın Bakan Yardımcım, bu konuda Bakanınızı uyarın, bürokrasinizi uyarın. Bir an önce bu pamuk sorununu çözün, bizim de incir sorunumuzu çözün ve oraya, bürokratlarınıza talimat verin; jeotermale, tarım alanlarına, incir alanlarına lütfen önlem alın.
Bu vesileyle, söz verdiğiniz için Sevgili Başkanım, teşekkür ediyorum.