KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; özellikle Hükûmet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarını, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın konuşmasını izlerken aklıma Âşık Reyhani'nin bir dörtlüğü geldi. Yani bir terslik var bu işte, o terslik ya sizde ya bizde. Âşık Reyhani diyor ki: "Diyarbakır Van'ı geçti..." Yani Diyarbakır bize göre daha yakın, Van daha doğuda olduğu için tersini söylüyor. "Diyarbakır Van'ı geçti / Akrep yelkovanı geçti..." Hâlbuki yelkovanın daha hızlı dönmesi lazım, orada da tersini söylüyor. Tekrar edecek olursam: "Ahım asumanı geçti / Diyarbakır Van'ı geçti / Akrep yelkovanı geçti / Kim tersine kurdu beni?" Bir tersine kurulan var ama bu tersine kurulan iktidar mıdır, yoksa muhalefet midir -olaylara bakış açısı açısından söylüyorum- buna karar vermek lazım.

Değerli arkadaşlar, çok uzatmaya gerek yok, tek bir rakama bakın, iktidarda, Hükûmette bir başarısızlık olduğu, bir yanlışlık olduğu açık ve net bir şekilde görünüyor. 2013 yılı kişi başına millî gelir gerçekleşen değer itibarıyla 12.480 dolar olmuş. Şimdi, bu plan diyor ki: "Beş yıl sonra 2023'te kişi başına millî gelir 12.480 dolar olacak." 4 dolarını, küsuratını atıyorum. Yani on bir sene önce gerçekleşen kişi başı millî geliri on bir yıl sonranın, 2023'ün hedefi olarak belirleyen bir program var, bir hükûmet var, eski anlattığı masallardan, uçan Türkiye'den bahseden, bu bahsettiklerinden vazgeçmiş olan bir hükûmet var. Bunu görmek lazım.

Şimdi, bu yetmiyor, bakıyorum ben plana. Belirttim, durum tespitinde hiç gerçekçi değil, ekonominin zorluklarından bahsetmiyor, "kriz" kelimesini hep dış krizler açısından anlatıyor. İşte, 2008 krizinden bahsediyor ama içeride de bir krizden bahsediyor. Dikkatimi çekti, "Ülkemizde artan ani yağışlar, sel, kuraklık felaketleri ortaya çıkmıştır." diyor yani kriz ya Türkiye'nin dışında var veya gökten yağıyor. Hızını burada da alamıyor, Türkiye'de her şey güllük gülistanlık, bir bakıyoruz ki Hükûmetimiz bu programda "Türkiye'nin gelişmekte olan ülkelere yönelik gerçekleştirdiği resmî kalkınma yardımları 8,6 milyar dolara ulaşmıştır." diyor.

Türkiye'yi bırakmış, dünyanın geri kalmış ülkelerini kurtarmak için, onları da kalkındırmak için seferber olmuş vaziyette ve bu yetmiyor, İslam ülkelerine kucak açmış, oraları kalkındıracak. Saydığı şeylere bakıyorum, İslam İşbirliği Teşkilatıyla ilgili, hep düzenlenen forumlardan bahsediyor. Bu toplantılara yıllarca ben katıldım -İSEDAK toplantılarına- sürekli konuşurlar, bir şey yapmazlar. İslam İşbirliği Teşkilatına mensup 57 ülkenin toplam millî geliri sadece Japonya kadar. Mesafe alamıyor, sadece konuşuyor. Bu toplantılarda forumlar plana girmiş, başarı olarak gösteriliyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, dün Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın konuşması sırasında, sorulara verdiği cevaplar sırasında bir cümlesi dikkatimi çekti. Buyuruyorlar ki: "Onuncu Plan'da sadece dolarla ifade edilen hedeflere ulaşılmamıştır." Yani "Onun dışında Onuncu Plan fevkalade başarılıdır, bütün hedefler tutturulmuştur. Sadece, ah şu dolar var ya, bu dolar, gözü kör olsun, onunla ilgili konularda hedefler bozulmuştur." diyor.

Değerli arkadaşlar, bir kere, "dolar" dediğiniz şey, "kur" dediğiniz şey, sizin ekonomik performansınızla ilgilidir. Siz yanlış politikalar uyguluyorsanız, yanlış uygulamalar yapıyorsanız, ekonomiyi yönetemiyorsanız, öngörüleriniz zayıfsa kur zaten oynar. Nitekim rant ekonomisi kurmuşsunuz, buna dayalı çarklar döndükçe siz ülkedeki dengeleri bozuyorsunuz, kuru da bozuyorsunuz. Üretimi de, ihracatı da ithalata bağlamışsınız, bunu çözememişsiniz hâlâ. Bunun ötesinde finansı bile dövize bağlı hâle getirdiniz. 2010 yılında döviz geliri olmayan firmaların dövizle borçlanmasına imkân sağladınız. Bütün firmalar dövizle borçlandı. Bütün firmalar, bankalar yurt dışından döviz kredileri aldılar, bankalar sendikasyon kredileri aldılar ve dövize bağlı bir kredi patlaması bugünkü geldiğiniz noktanın, şikâyetçi olduğunuz kurun da bir sonucudur.

Bunun ötesinde, her türlü sözleşmeyi dövizle yapıyorsunuz. İşte, kamu-özel iş birliği sözleşmeleri, bilmem, işte şu biraz önce bahsedildi, Akkuyu Termik Santrali değerli arkadaşlar. Ya, Türkiye'de santrallerin elektrik teslim fiyatı 20 kuruş civarındadır. Akkuyu Termik Santrali nedeniyle sözleşme yapılıyor, kilovatsaati 12,35 sentten yapılıyor bu sözleşme, alım garantisi olarak. Bu ne demektir biliyor musunuz? 70 kuruştan alım garantisi veriyorsunuz Akkuyu Termik Santrali'nin üreteceği elektriğe. 20 kuruşluk elektriğe bugünkü döviz kurundan 70 kuruş alım garantisi veriyorsunuz. Siz ekonomiyi böyle dolar bağımlısı, döviz bağımlısı yaparsanız, dolarizasyona dayalı bir ekonomi kurarsanız bunun neticesinde her şey bozulur, bütün dengeler bozulur.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımıza göre, evet, işte, millî gelir hedefini tutturamamış, sorumlusu, döviz kuru. Kişi başına millî gelir hedefini tutturamamış, sorumlusu yine aynı şekilde, döviz kuru. Büyüme hedefini tutturamamış, sorumlu döviz kuru. İşsizlik hedef tutmamış, patlamış, sorumlusu yine döviz kuru ama ilginç bir şekilde "İstihdam hedefi aşılmıştır." diye buyurdular. Ben nasıl istihdam hedefinin aşıldığına da hayret ediyorum. İşte istihdama bakıyoruz; 29,9 iken 28,7; 1 puan düşük. İstihdam oranına bakıyoruz; 49,9 hedef konmuş; 47,4; 2,5 puan düşük ama "istihdam" dediğiniz şey aslında işsizlik oranıdır. 7,2 hedef konulmuş, 2018 yıl sonu itibarıyla yüzde 11 çıkmış ve sadece olay bu kadar değil. Yine, Onuncu Kalkınma Planı'na bakıyoruz, bu planda "İŞKUR'a kayıtlı işsizlerin işe yerleşim oranı olarak yüzde 50 hedeflenmiştir." diyor. E, bakıyorum, Haziran 2018 tarihi itibarıyla işe yerleştirilenler 98 bin, kayıtlı işsizlerin sayısı 2 milyon 621 bin 565. Yani sadece 3,7'si işe yerleştirilmiş. Haziran 2019 tarihi itibarıyla bakıyorum, kayıtlı işsiz sayısı 4 milyon 417 bin 814'e fırlamış, işe yerleştirilenlerin sayısı 117 bin yani kayıtlı işçilerin sadece yüzde 2,6'sını işe yerleştirebilmiş. E bunda da mı acaba hedefin şaşmasının sebebi kura bağlı? Sadece bu değil, işte, genç işsizliğe bakıyoruz, 2'ye katlanmış. Nasıl istihdam tutmuşsa? Cari denge, ihracat hedefi tutmamış, TÜFE tutmamış, kamu kesimi borçlanma gereği tutmamış, tutan bir şey yok. Olmadığı hâlde bütün hedefler tutmuş. "Dövize bağlı, kura bağlı, dolara bağlı hususlar hariç" diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu istihdamla ilgili olarak da biraz gerçekçi olmak lazım. 2014-2018 arasında büyüme oranı 4,7 gösterilmiş, istihdam edilenlerin sayısı 2 milyon. On Birinci Kalkınma Planı'nda büyüme oranı düşürülmüş; 4,3'e düşürülmüş, istihdam edileceklerin sayısı 4 milyona çıkarılmış, 2 katına. Daha yüksek bir büyümede 2 milyon kişi istihdam ediyorsunuz da daha düşük bir büyümede nasıl 4 milyon kişi istihdam ediyorsunuz, bunu da bir açıklamakta fayda var diye düşünüyorum.

Bakın, bir Bektaşi fıkrası vardır, ben de Tatlıoğlu gibi bir fıkrayla girmek istiyorum. Camide Bektaşi dua ediyormuş, "Yarabbi, bana bol şarap ver, bol para ver." Yanında da bir hoca efendi kulak kesilmiş "Ne diyor bu?" diye. Sonra demiş ki: "Öyle dua edilmez Bektaşi. Dua, 'Yarabbi, bize iman nasip et, Kur'an nasip et.' diye yapılır." deyince Bektaşi diyor ki: "Herkes kendinde olmayanı Allah'tan ister. Sende olmayanlar bu, ben bende olmayanları istiyorum."

Şimdi, bakıyorum, söylenen sözler, konuşulanlar, anlatılanlar ve bu programa dercedilenler, Hükûmetin icraatlarında ve Hükûmet etme biçiminde olmayan şeyler. Ne yoksa o telaffuz edilmiş ve buradaki bu metne rağmen de ne yoksa ne olmayacaksa onlar telaffuz edilmeye devam ediliyor. Bakıyoruz işte programa, "Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamaya, finansal istikrarı gözetmeye devam edecek." diyor. Merkez Bankası Kanunu'nun da 1'inci maddesidir, Merkez Bankasının ana görevi fiyat istikrarını sağlamaktır. Ama daha geçen hafta -bugün de Genel Kurulda görüşülecek- geçen torba yasada bildiğiniz gibi yedek akçelere el konuluyor, 40 milyar dolarlık yedek akçeye el konuluyor. Eskiden 1990'lı yıllarda ve daha öncesinde enflasyonist politikalar çok fazla tehlikede görülmezdi, bu nedenle Merkez Bankası sürekli Hükûmete avans verirdi, bütçe giderlerinin yüzde 10-15'i kadar avans verirdi ve bu nedenle de enflasyon yüksek çıkardı ama bu enflasyonun yüksek çıkışını da ana risk olarak görmezlerdi. Şimdi, enflasyonu düşürme, hem dünyada hem Türkiye'de düşük enflasyon ana politika hâline gelmiştir, Merkez Bankasının en temel görevi hâline dönüşmüştür ve şimdi ihtiyat akçeleri bahanesiyle bir avans verme, Hükûmete bütçeyi telafi etmek için avans mekanizmasına dönüştürülmüştür Merkez Bankası kaynakları. E, bu şu demektir: Enflasyonla mücadele var ama bu programda yapılan iş, bu plan Meclise gelmeden önce, Komisyona gelmeden önce çıkarılan kanunla zaten delinmiş, bir enflasyonist politikaya geçiş yapılmış zaten veya bakıyoruz, bilmem, işte demokratikleşmeden söz ediliyor, şeffaflıktan bahsediliyor, denge denetim mekanizmalarından bahsediliyor.

Değerli arkadaşlar, yok böyle bir şey, nerede şeffaflık var? Şeffaflık diye bir şey kalmamış ki, her şey gizli yürüyor bu Hükûmette. Bir kere denetim mekanizmaları ortadan kalkmış. Anayasa değişikliğiyle birlikte Meclisin dahi Hükûmeti, bu ülkenin parasını herkesin cebindeki paranın yüzde 25'ini kullanan bir Hükûmeti denetlemesine imkân sağlanmıyor. Hiçbir denetim mekanizması yok. Bir ülkede denetim mekanizması yoksa orada paranın doğru kullanılacağına inanabilir misiniz? Risk görmeyen iktidar ve güç sahipleri paraya hâkim olan yapılar bu parayı nasıl kullanırlar? Bu işin doğası gereğidir, hiç kimsenin iyi niyetine havale edilecek bir konu değildir bu. Kurumlar karşılıklı denge, denetim mekanizmalarını yerine getirecekler ve şeffaflık olacak. Şeffaflık yoksa hiçbir şey olmaz.

E şimdi yine bugün Mecliste görüşülecek olan, geçen hafta Komisyondan geçen torba yasada varlık barışı var. Bu iktidar döneminde 8 kere varlık barışı çıkarılmıştır, bu torba yasadaki 9'uncu varlık barışıdır ve de kimler yararlanmış bundan, nasıl yararlanmışlar, hiçbir bilgi yok. Korkunç bir kara para dönüyor piyasada, korkunç bir vurgun var, korkunç bir soygun var anlamına gelir. Sonunda bunları legalleştirmek için ikide bir varlık barışı yapılıyor. "Parayı nereden bulursan bul, hangi kazançtan elde etmiş olursan ol, vergisini ödeyip ödemediğin hiç önemli değil, getir." deniliyor. Kimi varlık barışlarında sıfır vergiyle, kimi varlık barışlarında yüzde 2 vergiyle, bu mevcut torba yasada yüzde 1 vergiyle legalleştiriyorsunuz parasını. E, şeffaflık yok. Böylesine büyük, devasa paraları legalleştirirken şeffaflığı tasfiye ediyorsanız, aradan geçen on yıl sonrasında bile hâlâ açıklamıyorsanız bu ülkenin parasının nasıl yağmalandığını hayal bile edemezsiniz.

Veya yine bu torba yasada kamu-özel iş birliği modellerine dayalı, işte şehir hastaneleriyle bağlantılı düzenleme var. "Sözleşmeyi değiştiriyoruz." diyorlar, büyük zarar gördüklerini ifade ediyorlar. Getirilen metinde sözleşme bedellerinin azalacağıyla ilgili hiçbir garanti yok. Ve bu işleri kimler yapıyor, kimlerle sözleşme yapıyorsunuz; bu şehir hastanelerinden gerek kullanım bedellerinden gerek hizmet bedellerinden kimler yararlanıyor diye soruyorsunuz; ısrarla söylediğiniz, sorduğunuz hâlde, yazılı soru önergesi veriyorsunuz cevap yok, burada soruyorsunuz cevap yok, "Devlet sırrı." deniyor. Böyle bir devlet sırrı olmaz arkadaşlar. 82 milyon insanın parasını harcayacaksın ve bu parayı nereye harcadığını gizleyeceksin. Böyle bir gizlilik olmaz. Şeffaflığın olmadığı yerde sürekli olarak yağma vardır, yağma, başka bir şey yoktur.

Diğer taraftan, "E, sistem değişti, sistem değişince tek bir kişi her şeye hâkim oldu." Böyle bir yapıya demokrasi diyemezsiniz, bu program metni ikide bir "demokrasi" diyor. Böyle bir yapıda hukuk devleti olmaz, bu program ikide bir "hukuk devleti" diyor, "insan hakları" diyor. Ne kadar muhalif varsa susturulmaya, sindirilmeye, muhalefet yapamaz hâle getirilmeye çalışılıyor ve bunun adı "demokrasi" oluyor, bunun adı "insan hakları" oluyor. Böyle bir şey olamaz. Meclisin bile Hükûmet üzerinde denetim yetkisi kalmamıştır; sözlü soru önergeleri kaldırılmıştır, gensoru kaldırılmıştır, soruşturmanın geçerli olabilmesi için Mecliste 3 tane oylama yapılması lazım ve 400 oyun çıkması lazım, imkânsıza çekilmiştir. Tek bir yazılı soru önergeleri var. Onda da özen gösterilmeden cevap verildiği izlenimini veren cevaplar geliyor herkese, sadece bu Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısıyla ilgili değil, diğer bakanlar da aynı şekilde cevap veriyorlar. Neden? Çünkü muhtemeldir ki herkesten aynı cevaplar geldiğine göre, aynı tarzda özen gösterilmeyen, hafife alınan, biraz da alaya alınan tarzda cevaplar geldiğine göre ne sorarsanız sorun bu demektir ki yani Kabinede bir konsensüs var, fazla ayrıntıya girilmeyecek. Neden? Şeffaflıktan korkuyor Hükûmet, şeffaflıktan. Şu kelimeyi kullandın, saygısızlık var mı yok mu? Asıl büyük saygısızlık yapılan işlerdedir. Meclise, Türkiye Büyük Millet Meclisine duyulmayan saygı... Bundan daha büyük saygısızlık olmaz.

O bakımdan değerli arkadaşlar...

BAŞKAN - Sayın Şener, son iki dakikanız...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, bu planla birlikte gördüğümüz tablo olmayan şeylerin anlatılmasından ibarettir, olmayacak şeylerin anlatılmasından ibarettir. Olmayan şeyleri kahramanlık gibi anlatıyorsanız metinde bu, hedeflerinizin de gerçekleşmeyecek, olmayacak şeyler olduğunu gösterir. O bakımdan, önce samimi olacaksınız ve sorgulanabilir olduğunuza inanacaksınız. Öyle bir Hükûmetimiz var ki çok güçlü. Şimdiye kadar, ben bildim bileli hiçbir Hükûmetin bu kadar güçlü bir hukuki dayanakla ülkeyi yönettiğine hiç şahit olmadım ama ne kadar güçlüyse o kadar sorumsuz olduğuna inanan bir Hükûmetimiz var. Hâlbuki tam tersidir, ne kadar yetkiniz varsa o kadar sorumlu hissetmeniz lazım kendinizi; çok yetkili ama hiç sorumlu olmayan bir Hükûmet. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olamaz, sadece diktatörlüklerde olur ama onun dışında demokrasinin kırıntısı olan yerlerde bu olmaz. Sorumluluk esastır. Bilmem yanlış yönetir ekonomiyi, batırır krize sokar "Aman, sorumlu dışarısıdır, bilmem Amerika sorumludur, bilmem papazdan dolayı bize kızdı." der, sonra da bırakırsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener, lütfen tamamlayınız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bilmem "gümrük vergisini artırdı." Yani iki ürününüze gümrük vergisini artırdığı için Türkiye ekonomisi batacak duruma, krize girecek duruma geldiyse bunun da sorumlusu sizsiniz.

Onun için, Hükûmetin sorumlu olması lazım, şeffaf olması lazım. Bu şeffaflık sağlanmadığı sürece bu programda yazılanların hiçbirinin değeri yoktur bence.

Hepinize saygılar sunarım.