| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | On Birinci Kalkınma Planının (2019-2023) Sunulduğuna Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi (3/777) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 15 .07.2019 |
LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Şimdi, önce, kalkınma planının vizyonunu eleştirmek istiyorum. Aslında vizyon ikinci bölümde ama yani genelini ifade ediyor bana göre. Şunu düşüyorum: Hataları ve olumsuzlukları görebilmek, çözüm üretmek ve başarı sağlamak için en önemli adımdır diye düşünüyorum. Ancak vizyona baktığınızda, daha fazla değer üreten, daha adil paylaşan, daha güçlü, daha fazla büyüme, daha fazla üretim, daha fazla ihracat yani her şeyde zaten çok başarılı ama şimdi daha fazla başarı sağlayacağız anlamında anlamsız bir beğeni var, oysa olumsuz hiçbir veri kabul edilmeden başlanıyor. Bana göre, bazı hataları, bazı başarısızlıkları kabul etsek ve ondan sonra bu plana ve hedeflere yürümeye çalışsak sizin için de, memleket için de hayırlısı olur diye düşünüyorum.
Yine, birkaç cümle de "2008 küresel finans krizinin sonrasında küresel ekonomide tam bir toparlanma olmadı." diyorsunuz ve bazı yerlerde de, yine, her zaman olduğu gibi, küresel olumsuzluklara ve dış güçlerin etkisine bağlıyorsunuz bazı başarısızlıkları.
Şimdi, gerçeğine bakarsak, 2002-2007 yılları arasında dünyada bir büyüme vardı, büyüme ivmesinden Türkiye de nasibini aldı, küresel sermaye de gelişmekte olan ülkelere doğru zaten kaymıştı, bu büyümeden biz de nasibimizi aldık. 2008 küresel krizi sonrasındaki toparlanmadaysa Türkiye, Türkiye ekonomisi gerçekten gereken toparlanmayı sağlayamadı, rekabet edebilir olamadı. Sonrasında, 2014, 2015 sonrasında özellikle ideolojik şekillendirme ve siyasallaşma ön planda gitti, ideolojik şekillendirmeye öncelik verildiği için ekonomik birtakım reformlar ya yapılmadı ya düşünülmedi ya da öncelik verilmedi, askıya alındı. Son altı yıla baktığımızda da, sermaye hareketleri dünyada, evet, gelişmekte olan ülkelerin tersine döndü, son altı yıl gelişmekte olan ülkelerin aleyhine çalıştı ama burada Türkiye'nin de bir olumsuz ayrışmasını da gözden kaçırmayalım.
Bakın, gelişmekte olan ülkeler son altı yılda dolar karşısında yüzde 35 değer kaybetti gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin ortalamasında ama Türkiye'nin buradaki kaybı yüzde 70, önemli bir makas açıldı.
Yine, gelişen ülke borsalarına bu dönemde totalde baktığınızda yüzde 5 değer kaybetmiş ama Türkiye'de bu dönemde İMKB yüzde 74 değer kaybediyor ki bu da önemli bir makastır diye düşünüyorum.
Yine, sağlam temeller olsaydı gerçekten dış güçlerin etkisi bile olsa birtakım bozulmalar yaşanmazdı ama bu veriler hiç de teğet geçtiğini falan gerçekten göstermiyor.
Yine, bir başka nokta, Onuncu Kalkınma Planı'nda şunu biliniz ki -zaten biliyorsunuz diye düşünüyorum- hiçbir hedefiniz tutmadı. Az önce arkadaşlarımız da ifade etti, ne büyüme ne işsizlik ne kişi başına düşen gelir ne millî gelir tuttu ama bakıyorum ki cari açık küçülmesini bile bir başarı olarak görebiliyorsunuz, böyle bir anlayış söz konusu.
Diğer taraftan, az önce birkaç arkadaşım da ifade ettiler, 5018 sayılı Kanun'un 13'üncü maddesinde "Kalkınma planı ve programlarda yer alan politika, hedef ve önceliklere uygun şekilde hazırlanır." diyor bütçe için ama bütçe bunların hiçbiri yokken hazırlandı. Plan yokken bütçe yaptınız, bir ezberi bozmaya çalışsanız bile bu bir keyfîliktir; bu, kanunun ihlalidir. Aslına bakarsanız, bütün kalkınma planını incelediğimde On Birinci Kalkınma Planı önceki iki kalkınma planının başarısızlığının itirafı gibi görüntü veriyor. "İki kalkınma planı da başarısızdı." diyorsunuz açıkça burada, ben böyle algılıyorum.
Yine, planda hukukun üstünlüğü, güçlü demokrasi ve sürekli gelişen temel hak ve hürriyetler kalkınma çabasının taşıyıcı unsurları olarak belirtiliyor. Sürekli geliştirilen temel hak ve hürriyetler taşıyıcı unsurlar olarak belirtiliyor. Bir kere "kalkınma çabasının taşıyıcı unsurları" dediğinizde bu taşıyıcı unsurların temeli bana göre zayıf, yok. Taşıyıcı görevini yapmıyor çünkü sizler de biliyorsunuz hukukun üstünlüğünün ne kadar yetersiz olduğunu veya ihlal edildiğini demokrasi ve sürekli gelişen temel hak ve hürriyetler değil, sürekli olumsuza giden bir görünüm olduğunu zaten ben söylemiyorum, bunu uluslararası veriler de ifade ediyor. Eğer istikrar istiyorsak bundan sonraki hedeflerimizde yalnız ekonomi değil, aynı zamanda demokratik hedefleri de koymak ve bunları da aynı zamanda uygulamak zorundayız.
"Kalkınmanın hızlandırılmasında önemli rol oynayacak güçlü bir eğitim hamlesi..." diyorsunuz. 2020-2023 dönemi itibarıyla toplamda en büyük payı eğitime vereceğinizi, yatırım programlarınızda en büyük payı eğitime vereceğinizi söylüyorsunuz.
Şimdi, sizlere soruyorum: Eğitimle güçlü bir hamle yakalayacaksınız ama eğitimi vakıfların eline bırakarak mı bunu yapacaksınız? Ders programlarını, eğitim sistemini ve sınav sistemini yapboz tahtasına çevirerek mi yapacaksınız? Ki bu hâle geldi. Eğitime ayrılan payların ne düzeyde olduğunu size ifade ederim ama çok da az zamanım var ama yine de şöyle ifade edeyim: 2006 yılından bu yana giderek azalan ve şu anda önceki yıllara göre azalmış, sadece net bütçesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2,55. Şimdi "Eğitim yatırımlarını artırıyoruz, yatırımlarda eğitimin payını artırıyoruz." diyorsunuz ama bu personel bütçesinin artışı, personele yapılan ödemeler; yatırım kısmı, eğitim yatırımları kısmı yok, hâlâ Ankara'nın göbeğinde bile birleştirilmiş sınıflarda öğrenci okuyor, bunu ayrı bir maddede tekrar tartışabiliriz. Yine 7 bakan değişti, 7'nci Bakan, eğitim sistemi sürekli kötüleşiyor. En önemli sorun şurada, gelecek nesilleri ideolojik olarak şekillendirmek ilk hedefiniz oldukça eğitimde başarıyı yakalamak söz konusu olamayacaktır. Bugün üniversitelerde YÖK yeni hamleler yapmaya çalışsa da başarıyı artırmaya çalışsa da belli dünya sıralamalarına girmeye çalışsa da ortaöğretimden, liselerden nasıl bir düzeyde öğrenci geldiğini de unutmamak lazım bu laçka olan eğitim sistemi dâhilinde.
BAŞKAN - Sayın Karabıyık, iki dakikanız var.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Peki, teşekkür ederim.
Şimdi "Rekabetçi üretim ve verimlilik, istikrarlı ve güçlü ekonomi, nitelikli insan ve güçlü toplum, yaşanabilir şehirler ve sürdürülebilir çevre, hukuk devleti, demokratikleşme ve iyi yönetişim." diyorsunuz. "Bu beş temel eksenimiz" diyorsunuz. Şimdi, bunları daha önceden niye baz almadınız? "İyi yönetişim" diyorsunuz, yönetişim kararlara katılmakla olur ama tek adam rejimiyle ve tek bir kişinin kararıyla nasıl "iyi yönetişim" olacak? "Güçlü toplum" diyorsunuz, "güçlü toplum" nerede? Vatandaşın borcu 78 kat arttı sizin döneminizde. Ekonomik sorunlardan dolayı yani büyük bir kısmı ekonomik sorunlardan dolayı sosyal bozulmalar döneminizde de kat kat arttı. Yine özel kesim sabit sermaye yatırımlarının artacağını söylüyorsunuz, bunun için güven, istikrar ve hukukun üstünlüğü gerekli, tüketici güveni ve güven endeksi yerlerde. İstihdam teşviki olarak 15 teşvik yaptınız on yedi yılda, 5 ekonomi reform paketi ama sonuçlarına baktığımızda -yarınki konuşmamda değineceğim, şimdi zaman kalmadı- bütün veriler on yedi yılda da, son beş yılda da özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden bugüne kadar olan döneminde de baktığınızda -size 15 datayla yarın da bunu ifade etmek isterim- hepsi olumsuzda. Bir tek alkışladığınız, beğendiğiniz cari açığın küçülmesi var. O da zaten ekonominin küçülmesinden, yatırım olmamasından, ihracatın küçülmesinden dolayı, onu da alkışlamamak gerekiyor.
Yarın devam edeceğim, teşekkür ederim.