KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Mikrofonunuz çalışıyor Sayın Koç.

AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Evet, bu sefer bir engelle karşılaşmadım, daha doğrusu, teknik engelle karşılaşmadım; sağ olun. Engel derken, kişisel değil teknik boyutta olduğunu söyledim.

BAŞKAN - Sizinle ilgili teknik engel söz konusu olamaz Hocam, siz rahat olun.

AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Teşekkür ederim, sağ olun.

Değerli bürokrat arkadaşlara da hoş geldiniz diyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Ekim 2011'de İstanbul'da düzenlenen tarım bakanları toplantısında bu konu gündeme getirilmiş ve teşkilatın Kasım 2012'de Cibuti'de kararlaştırılmış tüzüğü Aralık 2013'te Gine'de düzenlenen dışişleri bakanları toplantısında imzalanmış; siz de belirttiniz, başkenti Astana bu organizasyonun, uzmanlık kuruluşunun.

Teşkilatın ana amacı da belirlenmiş; tarım ve gıda güvenliği alanında işbirliğini güçlendirmek ülkeler arasında, sürdürülebilir tarım, kırsal kalkınma, gıda güvenliğinin sağlanmasına katkı yapmak.

Sözel olarak baktığınızda bunların hepsi çok kıymetli sözler; gıda güvenliği, sürdürülebilir tarım, kırsal kalkınma. Tarım Komisyonunda muhalefet şerhlerine dikkat edecek olursanız, Türkiye'nin bu boyutta karşılaştığı sorunları oradaki arkadaşlarımız bir muhalefet şerhi olarak dercetmişler. Gerçekten, tartışılması gereken çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız.

Benim hem uluslararası toplantılarda hem iç siyasi boyutta ve parti aidiyeti dışında kendi duyarlılıklarımla çok sık tekrar ettiğim, dile getirdiğim bir cümle dizisi; bir ülkenin en önemli güvenlik sorununun kendisine yetecek gıdayı sağlaması olduğunu hep ifade edegeliyorum. Bugün geldiğimiz noktada 82 milyona ulaşan nüfusuyla Türkiye, bu söylediğimiz alanların tümünde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya, bunu üzülerek ifade etmek istiyorum. Burada hiç kimse ayranım ekşi demez. Doğrudur, bir halk deyimidir ama uygulanan yanlış tarım politikaları teşvikten tutun toprak seçimine kadar, değişik desteklere kadar, ürün yelpazesinin yanlış seçilmesinden, ürün deseninin yanlış seçilmesinden ihtiyaçların tam belirlenememesine kadar yani Türkiye çok ciddi temel gıda maddeleri açığıyla karşı karşıya. İstediğiniz kadar S-400'ünüz olsun, istediğiniz kadar F-35'iniz olsun, istediğiniz kadar bilgi teknoloji donanımlı güvenlik alanınızı geliştirin, siber teknolojiniz tam olsun, kendini doyuramayan bir ülke bütün bu noktalarda açık demektir. Onun için, Tarım Bakanlığının adının Millî Tarım Bakanlığı olarak değiştirilmesini hep öteden beri savunageliyorum tıpkı Millî Enerji Bakanlığında olduğu gibi, olması gerektiği gibi.

Şimdi, burada baktığımızda, işbirliği yapalım, doğrudur; burada bir muhalefet noktamız yok fakat Türkiye'deki tarım ve gıda güvenliğinin içinde bulunduğu vahim tablo bakımından bir çelişkiyle de karşı karşıyayız. Yani istekler belirtilirken, anlaşmada maddeler şeklinde sıralanırken içinde bulunduğumuz durumun çelişkisini de ortaya koymamız lazım. Yani bu alanda Türkiye çok ciddi bir şekilde çöken bir politikayla karşı karşıya; bunu görmek zorundayız. Bunu seçimlere bir ay kala da işte günlük siyasi politika tartışma konularının dışında değerlendirmek lazım. Seçim olmasaydı da aynı şeyleri söyleyecektim, seçimden sonra da eğer bu konu gelirse yine aynı şeyleri söylemek sorumluluğum var. Yani Türkiye, kendi tarım alanında sahip olduğu potansiyeli kendisi kullanamazken bu İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelere acaba nasıl aktaracak? Sorulması gereken sorulardan bir tanesi bu. Burada baktığınız zaman maddede işte, Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde bulunan çeşitli kuruluşlar çerçevesinde tarım alanında düzenlenen faaliyetlerde öncü rol üstlenmektedir. Biraz aynaya baktığımız zaman, nasıl bir öncü rol üstleneceğiz? Yani cepken delik, cep delik halk deyimiyle. Çeşitli açıklarımız var, sıkıntılarımız var; nasıl öncü rol üstleneceğiz onu bilemiyorum.

Bunun yanı sıra ikili ilişkilerimiz bu birçok ülkeyle malum, var. Yani burada desteği vereceğiz fakat şu çekinceyi de koyuyoruz biliyorsunuz, madde var. "Türkiye Cumhuriyeti, İslam Gıda Güvenliği Teşkilatı Tüzüğü'nü, Anayasasına, kanunlarına ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine uygun olarak yorumlayacağını ve uygulayacağını bildirir." Yani 21'inci maddenin birinci fıkrası bakımından Türkiye Cumhuriyeti, iç hukuk onay süreci tamamlanmadan tüzüğü uygulamayacağını bildiriyor; yanılmıyoruz, o şekilde ifadesi.

Şimdi, burada biz değişik gıda maddeleri bakımından iç açık yaşarken acaba İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki İslam Gıda Güvenliği Teşkilatından yardım istenecek midir bu anlaşma çerçevesinde? Değişik tanzim satışları var, etiketleri siz de görüyorsunuz. Maliyeti 4,32 lira, satış 2 lira; marketlerdeki etiketler, belki dikkat etmişsinizdir. Şimdi, bu anlaşma çerçevesinde biz İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerden bu konuda yardım alacak mıyız? Bırakın yardım vermeyi yardım alacak mıyız bu anlaşma çerçevesinde?

Sayın bürokratlara bunu sormak istiyorum, madde 18 teşkilatın mali kaynaklarını düzenleyen bir madde. Türkiye bu teşkilata yıllık ne kadar katkı ödemeyi öngörmektedir? Yani söz konusu teşkilata Türkiye'nin üye olmasını hızlandırma bizzat bizim Sayın Genel Başkanımızın da İslam İşbirliği Teşkilatı ülkesi büyükelçileriyle buluşmasında Kazakistan Büyükelçisinin talebi üzerine bir söz olarak da aktarılmıştır kendilerine fakat bütün bunları soru olarak dile getirmek zorundayız. Lütfen bunu Komisyon üyesi değerli arkadaşlardan iç politika tartışması olarak almamalarını istirham ediyorum çünkü bu Dışişleri Komisyonu iç politika konularını burada tartışacak kadar bir düzlem kaybına uğramış bir komisyon değildir. Bunu daha perspektifli, daha büyük açıdan düşünmek zorundayız. Onun için, tutanaklar açısından, belki kıymeti olur belki kıymeti olmaz, belki iktidar mensubu arkadaşlarımız kendi partilerinin, iktidar partilerinin yetkili kurullarında tarım konusunun iç politika tartışmalarının ötesinde geleceğe dönük yapılandırılması bakımından millî tarım ilkesinin... 72 tane mi ürün var mercimekten samana, fiğden nohuda, fındıktan incire kadar her ürün için bir sorumlu masa, temel bir millî politika hedefleyip kendi toprak şartlarımızda kendi ihtiyacımız 82 milyon nüfus projeksiyonu yaparak da 2050'ye kadar nüfusumuz ne kadar artacaksa, hangi maddede, hangi temel tarım ürününde -buna canlı et de dâhil, hayvancılık da dâhil, süt ürünleri de dâhil- ne kadar ihtiyacımız var ve bu ülke, bu coğrafya bu ihtiyacın ne kadarını hangi yatırımla, hangi destekle, hangi millî politikayla sağlar ve hangi alanda biz ürün fazlasıyla dünya pazarlarına neyle hitap edebiliriz, neyi götürebiliriz, neyi satabiliriz bu şekilde ciddi bir tarım politikası oluşturmamız lazım. Bu, yaşamsal önemde bir sorundur yoksa domates, patlıcan, biber, ıvır zıvır tartışmasının içinde değiliz, bunu özellikle söylemek istiyorum.

Buradan buraya geçmemdeki sebep şu: Demin söylediğim gibi bizim bazı sıkıntılarımız var; bu İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler çerçevesinde bu sıkıntılarımız acaba bu anlaşma çerçevesinde imzalanırsa, onaylanırsa karşılanacak mıdır? Soru da ve bir de ne kadar mali kaktı vereceğiz?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.