| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un Bakanlık çalışmaları hakkında sunumu |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 06 .02.2019 |
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkanım, öncelikle böylesi bir olağanı sağladığınız için şahsınızda Komisyonumuza teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımıza da hoş geldiniz diyorum.
Gerçekten, on altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı dönemindeki eğitimin geldiği noktanın bir öz eleştirisi niteliğinde ciddi bir sunum yaptınız. Gerçekten oldubittilerle eğitimin ani değişiklikler gösterdiğinde çok ciddi sorunlarla karşılaşılacağının altını çizmeniz bizim açımızdan oldukça önemli çünkü bu Komisyon salonu da bilir ki 4+4+4 sistemi, sizin söylediğiniz süzgeçlerden geçirilmeden, tartışılmadan hayata geçirildiği için yaşadığımız handikaplar ortada duruyor. Bunu sizin de tespit etmiş olmanız gerçekten sevindirici. Özellikle eğitimin öğretmen yetiştirmeden, öğretmenin kalitesini eğitimin kalitesinin üzerine çıkarmadan bu işin çözülemeyeceğini belirtmiş olmanız da ayrıca sevindirici çünkü kendi tarihimize referans verdiniz. Yani anlattığınız sistem aslında köy enstitüleri modelinin 21'inci yüzyılda nasıl hayata geçirileceğine dair ipuçları veriyor. Öğretmen okullarında öğretmen yetiştirmedeki o performansın çağımıza uygun hâle getirilerek nasıl ilerletilebileceği konusunda bir sunumunuz oldu. Hiçbir eğitim sisteminin kalitesi, öğretmen kalitesinin üzerinde olamaz tespitinize yürekten katılıyorum. Doğru. Bunun için yapılması gereken bir iş var, sizin de çok önemsediğiniz. Daha önce de TEDMEM'de -başkanlığını yaptığınız kurumda- öğretmen meslek kanunu teklifi hazırladılar, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak Komisyondaki arkadaşlarımızla birlikte bir öğretmen meslek kanun taslağı hazırladık ve Meclise sunduk. Buradan, hem sizin tespitiniz hem de eğitimin ihtiyacı olan bu kanun taslağının Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından da dikkate alınarak, ciddiye alınarak onun üzerinde çalışılıp bizim kanun teklifimiz gerçekten yetersizse bunun yenisinin Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından verilmesi hâlinde öğretmen meslek kanunu teklifinin çıkartılması konusunda üzerimize düşen tüm görev ve sorumluluğu yerine getireceğimizi bir kez daha belirtmek istiyorum.
Tüm siyasi partiler, seçim öncesi öğretmen meselesini, eğitim meselesini çok dikkate aldılar. 3600 ek gösterge meselesini Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı da seçim meydanlarında söyledi, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da seçim meydanlarında söyledi, Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ PARTİ yani tüm siyasi partiler bunu seçim meydanlarında söylediler. Seçim bitti, yeni bir seçim geldi. Şimdi yapılması gereken, sizin tespitleriniz gerçekten bilimsel, eğitimin bilimsel yanına ilişkin bir tespit olduğu için öğretmenin bu konuda öncül hâle getirilmesi gerekiyor, bu sorunun çözülmesi gerekiyor.
Şöyle bir şey söylediniz: "Bir atölye çalışmalarına da başladık." dediniz. Şimdi spor salonları okullarımızda çok yetersiz, kütüphaneler çok yetersiz, laboratuvarlar çok yetersiz. Bunları siz de biliyorsunuz. Uygulamalı yetiştirebilmemiz için öğrencileri bu yetersiz olanları yeterli hâle getirmek gerekir. Bu konuda ciddi bir sorunumuzun olduğunu düşünüyorum. Dediniz ki: "Özgür düşünebilen öğretmen, özgür düşünebilen idareci, özgür düşünebilen öğrenci yetiştirmek lazım ki biz dünyayla baş edebilelim." Yani birkaç dakikalık ya da yarım saatlik bir PISA sınavlarıyla Türkiye'nin eğitim sisteminin değerlendirilmesi bir haksızlık, doğru değildir. Doğru, haklısınız ama 95 puan almış, Türkiye birincisi olmuş bir öğretmenin üç dakikalık bir mülakatla elenmesini nasıl izah edeceğiz? Şimdi, yaptığımız uygulamalarla söylediğimiz sözlerin birbiriyle çeliştiğini çok açık şekilde görüyoruz.
Bir şey daha belirttiniz. Son üç yılda temel liselere ilişkin ve merdiven altı dershanelere ilişkin, mevcut iktidar, AK PARTİ iktidarı bir hamle yaptı. Şimdi siz bir tartışmayı gündeme getirdiniz. Temel liselerle ilgili biz o zaman uyarmamıza rağmen "Temel liseler ve dershaneler eğitim sistemini kemiren bir yapıdır, lütfen bu yapıya izin vermeyin." dememize rağmen ne temel liseyi açan işletme sahipleri bizi dinledi ne de Adalet ve Kalkınma Partisinin ilgili bakanları dinledi. Şimdi geldiğimiz nokta, sizin de tespitleriniz ışığında, diyorsunuz ki "Temel liseler bu şekliyle devam edemez. Özel okula devam eden öğrenciye devlet para veremez." Bunları, el insaf, yıllardır söyledik, dinlenmedi ama bu sözün geç de olsa hayata geçmesi bizim açımızdan da önemlidir. Bu önemli noktanın altını çiziyorsunuz.
Size bir soru sormak istiyorum: ALES'e, sınav sonuçlarına, sınava girenlerin tamamı bir üniversitenin sisteminden rahatlıkla bakabilir mi? Bunu görebilir mi? Buna herhangi bir inceleme, araştırma yasağı mahkeme getirebilir mi? Yani özgür üniversitelerde ben bir sınava giriyorum, benimle birlikte sınava girenlerin aldığı puanları görüyorum, diyorum ki -işte öğretmenlerde var biliyorsunuz- benim 125 puanım var, arkadaşımın da 130 puanı var "Benim istediğim okula arkadaşımdan önce ben atanamam çünkü benimki 125, onunki 130." Bunu gördüğüm zaman tatmin oluyorum, ikna oluyorum ama bunu göremezsem, buna erişemezsem, burada ikna olmamın mümkün olmadığını sizler de bilirsiniz. Öğretmen meselesini gerçekten öne alacaksak şu ayrımı bitirecek miyiz, Millî Eğitim Bakanlığının böyle bir çalışması var mı? Ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kadrolu öğretmen ayrımını gidermeden öğretmeni nasıl olacak da bilimin, çağın gereklerine uygun hâle getireceğiz? Son günlerde yaşanan KPSS'deki puanla mülakattaki puan ayrımı gerçekten hem aileleri hem de öğrencileri mağdur ediyor, öğretmenleri mağdur ediyor. Sizin belki bilginiz yoktur, bilginiz varsa açıklarsınız. Bugünkü Haber Türk gazetesinde bir açıklama var. Millî Eğitim Bakanlığından yetkili bir şahıstan aldığı bilgiye dayanarak bir haber yapmış Haber Türk. Diyor ki: "Bizim mülakatta düşük puan vermemizin nedeni, güvenlik soruşturmasına takılan öğretmeni mülakatta düşük puan vererek eliyoruz." Böyle bir şey olamaz. Mülakatı geçecek, mülakatı geçtikten sonra güvenlik soruşturmasından geçecek, güvenlik soruşturmasında eğer devleti zararı uğratacak, devleti terör örgütleriyle ilişkilendirmiş bir yapısı varsa o zaman kişinin kendisine "Senin FETÖ terör örgütüyle ilişkin var ya da başka bir terör örgütüyle ilişkin var, bundan dolayı da seni öğretmen olarak alamıyoruz." denir. Kişi de eğer böyle bir durumu yoksa mahkemeye gider, haklıysa hakkını alır, haklı değilse devleti biz korumak zorundayız, çocuklarımızı rastgele bir yapıya emanet edemeyiz, bu doğru. Bunu yapabilmek için ciddi bir araştırmaya ihtiyaç var. Eğer Millî Eğitim Bakanlığında adı geçen yetkilinin söylediği doğruysa vahim bir durumla karşı karşıyayız. Doğru değilse, Danıştayın kararı çok açık ve net Sayın Bakanım: artı 3, eksi 3. KPSS'den aldığı puanın 3 puan aşağısı, 3 puan yukarısı verilebilir. Bunun dışında, 93 puan almış bir öğretmene siz mülakatta 54 puan veremezsiniz. Hukuksal olarak bu mümkün değil. Eğer biz sizin söylediklerinizi -bilime, çağdaşlığa ve dünyayla ölçüşebilecek bir sunum yaptınız- hayata geçireceksek o zaman bu uygulamaların mutlaka ve mutlaka değiştirilmesi gerekiyor.
Bir de son dönemlerde şöyle bir durum yaşıyoruz: Sizler de takdir edersiniz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti 15 Temmuz hain darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı, 252 canımıza maloldu, binlerce insanımız bundan zarar gördü. Bu terör örgütü diye tarif edilen örgüt, FETÖ'cü örgüt tüm kurumlara girdi ve tüm kurumlara sızdı. Zaten Sızıntı diye dergiyi çıkarttığında bir sızma harekâtı olacağını dünya âlem biliyordu. Bu sızmayla birlikte Millî Eğitim Bakanlığı da bundan en çok etkilenen bakanlığımız. Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının buradan bir ders çıkartarak cemaat ve tarikatlarla kurduğu ilişkiye dikkat etmesi gerekmiyor mu? Şimdi, mahkemeye intikal etmiş, mahkeme tarafından da kanıtlanmış Ensar Vakfıyla, yurtlarda çocuklara tecavüz edildiği mahkeme kararıyla ispatlanmış olan bir vakıfla Antalya İl Millî Eğitim Müdürlüğü arasında bir protokol imzalanıyor, bu protokoldeki değerler eğitimini bu vakıf verecek. Şimdi, tüm değerlerimizi, toplumsal değerlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi, inanç değerlerimizi yok sayan, çocuklara yönelik bir tacizi yaygınlaştıran bir vakıfla böyle bir anlaşmaya nasıl oluyor da izin veriliyor? Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığının önümüzdeki dönemi tasarlarken 4+4 sisteminde yaptığı yanlışlığa tekrar düşmeyeceğini sizin sunumunuzdan anlıyorum yani çok güzel bir sunum var, gerçekten bu sunumu izlediğimizde gönlüm ferah. Ben diyorum ki 21'inci yüzyıl Türkiyesine uygun bir köy enstitüsü modeli getiriyor Ziya Selçuk ve takdirle karşılıyoruz. Öğretmen sorunlarını tamamen ortadan kaldırıyor, takdirle karşılıyoruz ama Adalet ve Kalkınma Partisindeki milletvekili arkadaşlarıma bu çağrım da, gerçekten Ziya Bey'in önünü açalım, bu yaklaşımlarını hayata geçirmek için gelin öncelikle TEDMEM ve Cumhuriyet Halk Partisinin hazırlamış olduğu öğretmenlik meslek kanununu Parlamentodan çıkartalım. Sayın Bakanımızın eline verelim, elini kolaylaştıralım.
Yapılmayan okulların, ayrılmayan bütçenin, 2002'de iktidara geldiğinizde yüzde 17,38 olan eğitim bütçesinin bu dönem, 2019'da yüzde 4,88'e düşürülmesinin önüne geçelim. Ek bütçe talep etsin Millî Eğitim Bakanlığı, biz de Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak bu talebin altına imzamızı atacağız, bedenimizi de koyacağız, yeter ki Türk millî eğitimi bir siyasi partinin eğitim politikası olmaktan çıksın, millî eğitim politikası olsun. Eğer bunlar yapılabilirse, bu konuda bir yol alınabilirse inanın Türkiye'yle hiçbir ülke baş edemez çünkü küçücük bir Finlandiya'dan alacağımız bir örnek yok bizim, Finlandiya bizden örnek alacak, Hollanda bizden örnek alacak.
BAŞKAN - Sayın Kaya, diğer milletvekillerimize de söz verme adına lütfen...
YILDIRIM KAYA (Ankara) - Bitiriyorum.
Sayın Bakanımızın açıkladığı sistemler özellikle Almanya'da, Hollanda'da, İsveç'te, İsviçre'de, Finlandiya'da uygulanan sistemlerden örnekler benim gördüğüm kadarıyla ama Sayın Bakanımız da altını çizdi, aslında bizim tarihimizde buralardan örnek almaya ihtiyacımız olmadan yapabileceğimiz işler var. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün başöğretmen olarak tahta başına geçtiğinde okuma yazma oranı Türkiye'de yüzde 3'tü, bugün yüzde 93'e gelmiş. Biz kendi ayaklarımızın üzerinde durabilecek yapıdayız, yeter ki iktidarıyla, muhalefetiyle, toplumun tüm kesimleriyle, eğitimin paydaşlarıyla ortak hareket etmeyi önümüze koyalım diyorum.
Yolunuz açık olsun, size kolaylıklar diliyorum. Atacağınız her olumlu adımda yanınızda olacağız ama olumsuz adımları eleştirmeye de devam edeceğiz.
Saygılar.