KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Değerli Komisyon Başkanı, değerli Komisyon üyeleri, değerli basın emekçileri, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize kolaylıklar diliyorum.

Elbette bir Çevre Bakanlığı bütçesi konuşuluyor ama ortada bir çevre kaldı mı kalmadı mı meselesini sormak lazım aslında çünkü çevre dâhil suyu, toprağı, yaşadığımız bu ülkenin bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerini sadece ticarete konu eden, ranta konu eden, onun üzerinden bir ekonomik kalkınma modeli inşa eden bir anlayışın elbette bütçesi de buna göre olacaktır. Kısaca, bu bütçe bizden yana, halktan yana, bu ülkenin ormanından, suyundan, bu ülkenin doğasından yana değil. Türkiye'nin aşağı yukarı birçok bölgesinde dağlarımız mermer meselesiyle tamamen doğal bitki örtüsünden koparılmış, her yanı delik deşik edilmiş. Yine, bu memleketin önemli su havzalarının kimyasallar yüzünden, tekstil meselesi yüzünden, sanayiye su kaynağı yaratmak üzerinden büyük bir kısmı kirletilmiş. Belki sadece şu soruyu sorsak bunun karşılığında nasıl bir çevre anlayışı, nasıl bir çevre bütçesi olduğunu anlayabiliriz: Mesela, Türkiye'de kimyasalları, kimyasal atıkları ortaya çıkaran sanayi bölgelerinin, sanayi işletmelerinin, sanayi binalarının hangilerinde, kaç tane kimyasal arıtma var? Sadece bu sorunun cevabını verebiliyor olmanızla bile nasıl bir bütçe yaptığınızı ve çevre kirliliği üzerinden değil, çevreyi kirletme üzerinden bir kalkınma modelini hayatta tuttuğunuzu görebiliriz.

Ben Bursalıyım. Bursa, şeftali bahçeleriyle ünlü bir kentimizdi; doğasıyla, Uludağ'ıyla zengin bir ilimizdir Bursa ve herkes Bursa'ya yeşil Bursa olarak bakardı. Evet, başlanmıştı, 70'li yıllarda Tofaş'la, Renault'la. Geldiğimiz noktada, Bursa, tekstilin önemli alanlarından, sanayilerinden bir yer ve en önemlisi de özellikle boyahane meselesi üzerinden kimyasal atıkların en üst olduğu nokta. Ama sadece Bursa mı? Değil. İşte, Nilüfer Deresi büyük bir rezillik içerisinde ama çok enteresan, kentin zenginleri o derenin kokusuyla mutlu oluyorlar. Böyle de bir acayip fetişizm ortamı yarattık ülkede. O derenin gittiği yere en yakın yer, arazi rantının en yüksek olduğu yer, ormanlık bir bölge katledildi, oraya binalar dikildi ama kentin en zenginleri orada oturuyor. Söylediğimizde, hem ora kokarken rahatsız olduklarını söylüyorlar ama oradan da vazgeçmiyorlar mesela.

Aynı şey Ergene'de. Ergene, Trakya nedir? Trakya hububat ambarıdır; ayçiçeği, mısırı, elbette kanolası, buğdayı, şeker pancarı; Çorlu'sundan tutun, Lüleburgaz'ından tutun, birçok yerde kurulan organize sanayi bölgeleri üzerinde Ergene Nehri zehir kusuyor. Bugün, Trakya halkı Türkiye ortalamasının 2 katından daha fazla kanser hastalığıyla mücadele etmektedir ve gerekçe Ergene Nehri'ndeki kimyasal maddeler. Bu hem yer altı sularımızı... Çünkü yer altından çekiyorlar suları, sonra kirletip doğaya salıyorlar ve bu suyla ister istemez, su problemi olan üreticiler zaman zaman ürünlerini sulamak zorunda kalıyorlar, çaresizler; ya ürünleri kuruyacak ya ister istemez sulayacaklar. Mesela, Bursa'da Kemalpaşa Deresi ne yazık ki bor akıyor, bor ve bor fitotoksitesi yüzünden yüzlerce dönem arazi ekilemiyor, ekilse bile hemen o yıl tamamen kuruyor. Hiçbir şekilde ürün alma şansı yok.

Uludağ, bu ülkenin en önemli kayak turizmi merkezi, yazın da yayla turizmi diyebileceğimiz güzelliklere sahip. Birinci etap turizm bölgesi, ikinci etap turizm bölgesi ama ne yazık ki AKP sayesinde Türkiye'nin en çok mermer ocağı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, beşer dakika sürelerimiz var, uzatamayacağız. 40 kardeşimiz bekliyor.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bitirelim sözümüzü Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bitir. Bundan sonraki arkadaşlarımız lütfen beş dakikaya dikkat etsin.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sayın Bakan, bu bütçeyle şunu söylüyorsunuz bu halka, bu ülkeye, bu topraklığa ve bu insanlığa: "Biz bu ülkenin ekonomisini de bu ülkenin tarımını da bu ülkenin yer altı ve yer üstü su kaynaklarını da bu ülkenin bütün doğal zenginliklerini ranta, talana, yağmaya açıyoruz ama yetmez, bununla beraber bu kaynakları kalkınma modelimizle kirleterek insanlığı da mahvediyoruz." Gelin, bu yöntemden, bu modelden vazgeçin. Bu ÇED meselesi artık neye döndü, biliyor musunuz? ÇED meselesi, hukuksuzluğun temel aracı oldu. 3 hektarın altında arama yapılan maden arama alanlarında ÇED talep etmeme, daha sonra oradaki arama başlayınca yayılma ve genişleme, kapitalizmin yayılma ve genişleme modeli gibi...

BAŞKAN - Sayın Vekilim, teşekkür ederim.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Evet, bu bütçe, halkın ve bu doğanın, bu toprakların bütçesi değil, olsa olsa AKP'nin yeniden kirleterek kalkınma bütçesidir.