| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275) ve Sayıştay tezkereleri a)Tarım ve Orman Bakanlığı b) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı c)Orman ve Su İşleri Bakanlığı ç)Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu d)Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu e)Orman Genel Müdürlüğü f)Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü g)Meteoroloji Genel Müdürlüğü ğ)Türkiye Su Enstitüsü |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 16 .11.2018 |
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Tarım ve Orman Bakanlığının değerli bürokratları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi içinde bulunduğumuz ekonomik durum her ne kadar iktidar tarafından bir kriz olarak adlandırılmıyorsa da doğrudan doğruya ekonomik krizdir. Bu kriz ortamının en önemli sebebiyse ülkenin döviz gelirleriyle döviz giderleri arasındaki farktır yani dış ticaret açığı veren bir ülkedir Türkiye, cari açık veren bir ülkedir. Dış ticaret açıkları, netice itibarıyla da cari açıklar döviz talebine, döviz arzına göre sürekli artmaktadır ve bu aradaki makas da açılmaktadır. Bu ekonomik yapı devam ettiği sürece Türk ekonomisi sürekli olarak krizlere açık hâldedir. Bunu ortadan kaldırabilmek için Türk ekonomisinin yapılandırılmasına, yeniden yapısal reformlar gerçekleştirmeye ihtiyaç vardır. Yapılması gereken en önemli yapısal reform katma değeri yüksek ürünlere Türkiye'nin geçmesidir, ihracatı ve üretimi ithalata bağımlı hâlden kurtarmaktır veya en azından döviz gelirlerinin döviz giderlerini aştığı bir ekonomik yapı ortaya çıkarabilmektir.
Katma değeri yüksek üretime hangi alanlarda geçilebilir diye incelediğimizde Türkiye geleneksel olarak bir tarım ülkesi olduğu için ve dünyanın değişik ülkelerinde hiç üretilmeyen pek çok bitkinin, ürünün Türkiye'de üretiliyor olması nedeniyle tarım ilk aklımıza gelen sektördür. Dolayısıyla, tarım sektörünü sadece olaya tarım olarak bakmadan ülke ekonomisinin bütünüyle bağlantılı olarak yeniden reforme etmeye ihtiyaç vardır. Yani Türk tarımını yabancı girdilerden kurtarmak, üretim yapısını yeniden gözden geçirerek verimliliği artırmak en temel politika olmalıdır. Bu, tarım sektörüyle birlikte bazı diğer sektörlere de kaydırılmadığı takdirde Türkiye geleneksel olarak belli aralıklarla krize girecek demektir, o bakımdan bu son derece de önemli bir konudur. Bu sorumluluğu Tarım Bakanlığının üstlenmesi ve ekonomiyle ilgili her zeminde tarımın tekrar söylediğim gibi doğrudan ithalata bağımlılığını kurtararak katma değeri yüksek bir sektör hâline dönüştürülmesi için çaba harcaması, öncülük yapması en temel görevi olmalıdır diye düşünüyorum.
Bakın, tarım girdileri gittikçe daha fazla dışa bağımlı hâle gelmiştir. Elbette akaryakıt, mazot öteden beri ithal ettiğimiz bir üründür ama bununla birlikte, şimdi baktığımızda gübre doğrudan doğruya dışa bağımlı bir hâle dönüşmüştür. Vaktiyle -işte 2002 rakamlarıyla hep sürekli kıyaslama alışkanlığı vardır- 2002 ve öncesinde gübrenin yüzde 70'i yerli üretim, yüzde 30'u ithal olduğu hâlde şimdi oran tersine dönmüştür, yüzde 70'lik bir ithalat ve yüzde 30'luk bir yerli üretim mevcuttur. Diğer taraftan, bu sertifikalı tohumculuk ve onunla ilgili düzenleme ve uygulama, Türk tarımının dışa bağımlılığını artırmıştır, bunun tekrar gözden geçirilip tohumculuğu dışa bağımlılıktan kurtarmak, yerli üretime ve yerli firmalara dayalı bir tohumculuk mantığına kavuşturmak lazımdır. Ve tarım ilaçları, o da yüzde 100'e yakın bir şekilde ithalata dayalı hâle gelmiştir. Onun için, tarla bizimdir, ekenler, biçenler bizimdir, vatandaşlarımızdır ama bu yapısına rağmen Türkiye'de tarımın da katma değeri yüksek bir sektör olduğunu söylemek mümkün değildir. Bütün tarım girdilerinin ithalat ağırlıklı olması, ithalata dayalı olması nedeniyle tarım da aynı şekilde Türkiye'deki ekonomik krizleri tetikleyen süreçlerin içerisinde yer alır hâle gelmiştir. Bu en temel konulardan biridir.
Diğer taraftan, çiftçiler açısından olaya bakacak olursanız yani doğrudan üretici olan çiftçiler ve köylüler açısından olaya bakacak olursak, özellikle bu içinde bulunduğumuz sezon itibarıyla söyleyebiliriz, ekonomik krize dayalı olarak tarım girdilerinin yüzde 100'ün üzerinde artmış olması nedeniyle büyük zorluklar, büyük güçlükler vardır. İşte gübrede, tohumda yüzde 100'e varan, geçen sezona göre yüzde 100'e varan artışlar vardır. Mazot fiyatı aynı şekilde çok fazla artmıştır, herhâlde 4,40 gibi bir fiyattan 6,40 düzeyine çıkmıştır. Bu tarım girdileriyle maalesef Türkiye'de tarımsal üretimi desteklemek, sürdürebilmek mümkün değildir. 2002'den itibaren on altı yıldır 3 milyon hektar tarım arazisinin tarım yapılamaz hâle geldiği, tarım dışı kaldığı ifade edilmektedir ama bu tempo devam ederse, birkaç yıl sürerse şu kriz ortamında birkaç yıl içerisinde bir 3 milyon hektarlık tarım arazisi daha tarım dışı kalacak demektir. Bu, ülkemiz açısından kabul edilemez bir durumdur.
Diğer taraftan, yem fiyatlarına bakıyoruz, yem fiyatlarında gerçekten geçen seneyle bu sene arasında çok büyük artışlar var ve besicilik yapanlar bu durumdan son derece muzdariptirler. Bazı arkadaşlarımız konuşmaları sırasında söylediler, hayvanlarını besleyemez duruma gelmişlerdir. Aynı şekilde, süt fiyatları, süt hayvancılığı yapanlar; süt fiyatları, yem fiyatlarındaki pahalılaşma nedeniyle zor günler yaşamaktadır. Özellikle kriz nedeniyle aylarca sütü teslim eden üretici paralarını tahsil edememektedir. Daha geçen gün Konya'daydım, "Üç aydır sütlerimizi teslim ediyoruz ama bedellerini elde edemiyoruz, tahsil edemiyoruz; bu nedenle hayvanlarımızı beslemekte çok büyük zorluklar yaşıyoruz." diye feveran etmektedirler ve feryat etmektedirler.
Dolayısıyla, tarım girdilerinin bu sene içerisinde bulunduğu durumun tarımı zor duruma sokacağını ve bunun önümüzdeki sezona da yansıyacağını bilmek gerekir diye düşünüyorum. Ama sorunlar bundan ibaret değil, tarımsal altyapıya yönelik bazı olumsuz gelişmeler var yani elbette gelişmelerin olumlu olmasını arzu ederiz, işlerin kötüye gitmemesini temenni ederiz ama maalesef bazı değişiklikler Türk tarımını çok olumsuz bir şekilde etkilemekte ve tarımı yapılamaz hâle getirmektedir. Özellikle, 2019 bütçesinde yatırım ödeneklerinin hemen hemen bütün sektörler itibarıyla azalmış olması tarım açısından da büyük bir talihsizliktir. Bakın, Urfa'da, bunun ötesinde özellikle Konya Ovası'nda yer altı sulamaları nedeniyle gittikçe arazi çoraklaşmaktadır. Hatta yer altı sularının bile kullanılamadığı bir noktaya gelmiştir. Bunun neticesinde de bir taraftan çiftçiler şikâyet etmektedir, arazilerini sulamak istemektedirler, yer altı sularıyla ilgili, kullanım genişliği sağlanmasıyla ilgili taleplerini sürekli dile getirmektedirler ama bir taraftan da Konya Ovası'nın sulamaması nedeniyle çektikleri sıkıntıları dile getirmektedirler.
Konya Ovası'yla ilgili sulama projelerinden "Mavi Tünel Projesi" denilen proje en önemli uygulanan, tamamlanmak üzere olan projelerden biriydi, bunu 2004 yılında yatırım programına alan benim. Ama şimdi yeni su kaynakları bulmakla ilgili herhangi bir çaba görmüyoruz. Etraftaki su kaynaklarının incelenmesi, hatta uzak bölgelerden su getirilmesi mutlak suretle kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bu şekilde devam edersek Konya Ovası'nın önümüzdeki bir orta dönemde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlar mısınız Sayın Şener.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) -...çorak hâle geleceği görülmektedir.
Mesela, bazı fantastik yatırımlardan vazgeçip sulamaya ayırmak gerekiyor bu yatırımları. Kanal İstanbul'a 40-50 milyar dolar -belki daha fazla- parayı harcamaktansa bu parayı Konya Ovası'na harcayıp Konya Ovası'nı sulamak ülkenin ekonomisi açısından çok daha verimli ve millî bir ekonominin inşa edilmesi açısından da çok gereklidir diye düşünüyorum.
Diğer taraftan, bakın, şeker fabrikaları satıldı, bugün Ilgın'dan arıyorlar beni, Çeltik ilçesine bağlı 11 mahallenin -eski tabiriyle köyün- pancarlarına eskiden kantarlar mahallenin yanında bulunduğu için orada teslim ederlerken, fabrika diyor ki: "Hepiniz Çeltik'e getireceksiniz." Bunun neticesinde, pancar üreticisinin en yakın olanı 16 kilometre, en uzak olanı 41 kilometre; 16 ve 41 kilometre traktörleriyle zorluk içerisinde alışmadıkları, daha uzak bir bölgede pancarlarını teslime zorlanmaktadırlar. Yani bu şeker fabrikalarının özelleştirilmesinde bu ve buna benzer çiftçiyi zora sokan, üretimi zorlaştıran birtakım gelişmeler vardır.
Yine, bugün Edremit, Kaz Dağları bölgesiyle ilgili bir grup arkadaşla değerlendirme yapıyorduk, özellikle o bölgeden geçen otoban, işte rüzgâr gülleri, rüzgâr enerjisine dayalı üretim neticesinde bütün zeytinliklerde büyük bir felaket yaşanmış ve özellikle zeytin sineklerini yok eden bir ortam ortaya çıkmış ve zeytinlerin büyük bir kısmı, yüzde 90'a yakını ya üretimsiz zeytin ağaçları veya işte kurtlu zeytinler ortaya çıkmıştır deniliyor. Yani dolayısıyla, bir taraftan madencilik, bir taraftan rüzgâr gülleri, bir taraftan otobanlar; Kaz Dağları gibi bir bölgede zeytin üretimini tamamen tasfiye edebilecek nitelikteyse ekosistemin korunması görevinin de yine Tarım Bakanlığına ait olduğunu düşünüyorum. Tarım Bakanlığımızın diğer bakanlıkların yaptığı bu ekosistemi bozan çalışmalarına müdahale etmelidir diye düşünüyorum, en azından bunu engellemek için çaba harcamalıdır diye düşünüyorum.
Diğer taraftan, ranta dayalı bir ekonomik yapı var.
BAŞKAN - Toparlarsanız sevinirim, lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, toparlayacağım kısa bir süre içerisinde.
Ranta dayalı bir ekonomik yapı var. Bu özellikle tarımsal ithalat nedeniyle ortaya çıkıyor. Bakın, kriz çıktı, 14 Ağustos 2018 tarihli kararnameyle Sayın Cumhurbaşkanımız işte 750 bin ton, 700 bin ton mısır, işte 700 bin ton arpa ve pirinç ithaline -gümrüksüz olarak- izin verdi. Daha mısır hasat edilmemişken, hasat arifesinde çıkarılan bu kararname nedeniyle bütün Türkiye'deki mısır üreticisi perişan olmuştur. Yani bu kararnameler, ithalat izniyle ilgili kararnameler çıkarken bunun iletilmesi lazım, Tarım Bakanlığının en azından görüşü alınmalıdır diye düşünüyorum. Yani Tarım Bakanlığına sorulmadan tarımsal ürün ithalatıyla ilgili kararnamelerin Türkiye'deki tarımı kontrolsüz bir şekilde olumsuz etkilediğini görüyoruz.
Diğer taraftan, kredi borçları da çiftçinin en önemli sorunu hâline gelmiştir. Bu tarımdaki kredi borçları konusunda büyük zorluklar, büyük sıkıntılar vardır, tarlalar hacizli hâle gelmiştir ve her gittiğim yerde bu kredi borçlarıyla ilgili, birtakım bankaların hacizleriyle ilgili şikâyetler almaktayız, bunu da Sayın Bakana iletiyorum.
Ve 2019 bütçesinin Tarım Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.