KOMİSYON KONUŞMASI

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, Değerli Bakan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum, yeni bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

24 Haziran seçimlerinden sonra yeni sisteme geçildiği ilan edildi ve bununla ilgili düzenlemeler de peş peşe yapıldı. Ancak hâlâ yerine oturmamış noktalar söz konusu. Örneğin Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başdanışmanlığı. Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu ile Dışişleri Bakanlığı arasında nasıl bir ilişki var? Bu belli değil. Madem yeni sistemde Cumhurbaşkanı hükûmetin başı ve Dışişlerini temsilen bir bakan var, neden bir başdanışmana ihtiyaç duyulur bunu sorgulamak lazım. Bu durum Bakanlığın görev ve sorumluluklarına gölge düşürmez mi? Dahası, Dışişleri Bakanlığı ve onun bürokratları dururken Cumhurbaşkanlığında bu konuyla ilgili bir kurul oluşturulmasını açıkçası anlamakta zorlanıyoruz.

Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken Cumhurbaşkanlığının da burada temsilen olmasını açıkçası beklerdik. Ne de olsa Bakanlıktan çok Cumhurbaşkanlığı sözcüleri açıklama yapıyorlar dış politikayla ilgili. Daha yeni, Türkiye'nin İtalya'da düzenlenen Libya Konferansından çekildiğini Dışişleri Bakanlığından değil, Cumhurbaşkanı Yardımcısından öğrendik.

Değerli milletvekilleri, Bakanlık bütçesinde hepimizin malumu, önemli oranda bir artış söz konusu. Geçtiğimiz yıl 3 milyar 310 milyon olan Bakanlık bütçesi bu yıl 4 milyar 635 milyona yükseldi. Artış oranlarının yüzde 40'a kadar çıkması dikkat çekici. Kuşkusuz bunda kapatılan Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesinin de buraya eklenmesi önemli. Ancak bütçenin ekonomik kısmına ilişkin yapılan değerlendirmeden öte siyaset yapma ve üretme tarzına dair de bir dizi eleştirimiz var.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin istikrarlı bir dış politika konsepti yok. Dönemlik şekillenen ve günlük olaylara göre hızlı değişimler gösteren bir dış siyasetin ülkemize kazandıracağı bir şey yok.

Son üç yılın Bakanlık bütçesi sunumlarına eğer dikkatlice bakarsak 2015 yılında Avrupa ve Avrupa Birliği eleştirileri, 2016 yılında Rusya'yla yaşanan gerilimler ve Rusya ilişkileri ağır basarken 2017 yılında ise ABD'yle ilgili eleştirilerin öne çıktığını görüyoruz. Her şeyden önce bir ülkenin dış politikasının kısa vadeli gelişmelerden bu denli yüksek etkilenmesi çok normal değil. Yıllar içinde iktidar değişmese bile dış politikanın bu denli değişmiş olması ülkemiz adına açıkçası düşündürücü.

Bu dünyada küresel olarak, bölgesel olarak bu ülkenin yeri neresi, belli değil. Bizler bu anlamda kısa, uzun ve orta vadeli projelerimizi ortaya koyacak mıyız, sormak istiyoruz; nasıl bir vizyonla hareket edeceğimizi sormak istiyoruz. Dış politika âdeta iç politikaya malzeme edilmiş durumda. Küresel durumdan ziyade bölgesel gelişmelerin içerisine sıkışmış bir dış politika izliyoruz. Suriye'yle, Irak'la, AB ve ABD'yle son derece pragmatik ve faydacı politikalar izliyoruz, millî olmaktan uzaklaşıyoruz. Almanya'yla yaşadığımız tutuklu gazeteciler krizi, ABD'yle yaşanan rahip krizi aslında dökülen dış politikanın sadece hukuk alanındaki sonuçları bana göre.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz ise çok önemli. Sadece ticari potansiyelleri dikkate alınsa bile Avrupa Birliği çok önemli. Ancak şimdi durmuş olsa bile Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz de istikrarsız. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz AB Bakanlığının kapatılması ve bunun yerine bir başkanlığın kurulmasıyla özetlenebilir. Bu durum aslında iktidarın AB sürecine bakışını da özetliyor. AB'yle ilişkiler iç siyaset malzemesi yapılır hâlde son zamanlarda ve son zamanlarda ilişkilerimizde bir durgunluk olsa da her seçim döneminde Avrupa ve Avrupa Birliğiyle gergin bir gerilim yaşıyoruz. Bir taraftan gerilim yaşanırken diğer taraftan da vize serbestliği gibi vaatleri sıralayabiliyoruz. Vize serbestliği konusu her seçimden önce yaşanıyor ama şu anda adı bile anılmıyor. Son olarak AB Delegasyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Christian Berger, Türkiye'nin yıllardan beri beklediği vize serbestliği sürecinin birkaç yıl alacağını söyledi. Bu noktada, Türkiye'nin siyasi alanda atacağı adımların belirleyici olacağına dikkat çekmek isteriz. Doğrusu, Dışişleri Bakanlığının işi oldukça zor. Bu alanda ilerleme kaydedebilmek için sadece kendi Bakanlığını değil, aynı zamanda İçişleri Bakanlığının ve Adalet Bakanlığının da somut adımlar atması gerekiyor. Ama buna dair de bir emareyi göremiyoruz.

Gümrük birliğinin güncellenmesi ciddi bir tartışma. Ülkenin dış politika ile iç politikası iç içe. Bu şekilde giderse güncellenmeyecek. Güncellense dahi ülkemizden beklenen çeşitli kriterlerin yerine getirilmesi gerekmekte. Demokrasi ve insan hakları noktasında kriterlere Hükûmetin nasıl yaklaştığı uygulamalardan da görülüyor. Hükûmetin dış politikada yol alabilmesi için içeride kendi vatandaşlarına da nefes aldırması gerekiyor. Biliyorsunuz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi geçtiğimiz yıl nisan ayında Türkiye'yi tekrar izleme sürecine aldı. Ne yazık ki hem AB tarihinde hem de cumhuriyet tarihinde bir ilki yaşadık. İzleme sonrası tekrardan izleme sürecine geçmek bu iktidarın dış politika alanındaki açık bir görüntüsüdür.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Saygıyla selamlıyorum.