KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Bakan, saygıdeğer milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

"Bütçe politikası" değdiğinizde devletin bir yıllık gelirleri ile giderlerinin hem miktar itibarıyla belirlenmesi hem de bileşim itibarıyla tespitini içerir. Bu tanım çerçevesinde her iktidarın ayrı bir bütçe politikası vardır. Kimden topladığı, kime harcadığı veya nereye harcadığı, toplanan paraları ne kadar etkin kullandığı, kullanmadığı bütçelerin esasını ve özünü oluşturur.

Biraz önce değerli milletvekilimiz, birtakım yatırımlardan bahsederek sanki "Daha önce hiç yatırım olmuyordu." gibi bir üslup takındılar. Aslında Cumhuriyet Dönemi boyunca, hatta cumhuriyetten önce -Osmanlı bütçeleri üzerinedir benim doktora tezim- ilk bütçelerin yapıldığı ilk günden yani Osmanlı'dan bugüne kadar her bütçe döneminde harcamalar vardır, yatırımlar vardır. Nitekim belirttiniz, cumhuriyet öncesi demir yollarından bir kısmı sınırlarımız içerisinde kalmış olduğu için o yatırımlar Cumhuriyet Dönemi'nde de kullanılmıştır. Bir iktidar yatırım yaptı, öbürü yapmadı gibi bir şey söyleyebilmek mümkün değildir. Ama burada şunu da itiraf etmek lazım: Adalet ve Kalkınma Partisinin bütçe kaynakları diğer tüm iktidarların bütçe kaynaklarından biraz farklılık içeriyor. O farklılık nedir?

Birincisi şudur: Bütün iktidarlar, hükûmetler yaşayan kuşakların yani yaşayan insanların, o bütçe yılında var olan kişilerin gelirlerinden, harcamalarından, var olan kurumların yine aynı şekilde gelirlerinden veya servetlerinden vergi almak suretiyle yatırımları ve diğer harcamaları finanse eder ancak özellikle son dönemlerde Türkiye'de bütçe gelirlerinde harcamalar üzerinden alınan vergilerin miktarı sürekli yükselmiştir. Şu anda bütçe gelirlerinin yüzde 70'i harcamalara dayanmaktadır. Harcamalar üzerinden alınan vergiler adaletsiz vergilerdir, düşük gelir gruplarının ödediği vergilerdir. Doğrudan ödenen vergilerin de yani diğer yüzde 30'luk kısmın da önemli kısmı ücretlilerden bordro üzerinden tahsil edilen vergiler olduğu için diğer tüm önceki iktidarlara göre Adalet ve Kalkınma Partisinin finansmanında daha çok düşük gelir gruplarından tahsil edilen paraların harcanması vardır. Böyle bir fark var ama bunun ötesinde başka farklar da var.

Türkiye'de özelleştirmeler yüzde 90-95 itibarıyla yine mevcut iktidar döneminde yapılmıştır ve 60-70 milyar dolar civarında özelleştirme geliri olduğu ifade edilir ama devletin kullanım hakkının devrinden kaynaklanan gelirleri de buna eklediğimiz zaman 80-90 milyar dolar civarında bir özelleştirme geliri olduğunu düşünebiliriz. Özelleştirme gelirleri bir iktidar açısından şu anlama gelir: Diğer iktidarlar gibi, harcamayı sadece yaşayan veya o bütçe yılında var olan gerçek ve tüzel kişilerin gelir veya servetleri üzerinden toplanan vergilerle finanse etmemiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi, aynı zamanda, ölmüş olan, şu anda mezarda bulunan geçmiş kuşakların birikimlerini de harcayarak mevcut yaptığı işleri, cari ve yatırım harcamalarını finanse etmiş demektir. Diğer iktidarların kullanmadığı böyle bir avantaja sahiptir. Hâlbuki daha önceki iktidarlar üstelik mevcut yaşayanlardan tasarruf ettikleriyle o yatırımları da yapmışlardı yani tersine farklı bir durum var.

Üçüncü bir fark var, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ile önceki iktidarların bütçe politikalarında bir başka fark var. O da sadece yaşayanların, sadece mezardakilerin gelirleri değil, harcamaları değil; aynı zamanda, gelecek kuşakların, henüz doğmamış çocukların henüz kazanmamış oldukları paraları da harcamaktadır. Bu nasıl oluyor? Bir taraftan, borçlanma politikasıyla o borçları gelecek kuşaklar ödeyeceği için; diğer taraftan, yap-işlet-devret modellerindeki hazine garantileriyle; diğer taraftan yine yap-işlet-devretlerdeki gelecek yıllara yönelik hazine garantileriyle gelecek kuşakların gelirlerini de şimdiden cari yıl içerisinde kullanılabilir hâle getirerek harcanmasına imkân sağlamış olmaktadır. Dolayısıyla üç farklı kaynaktan...

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Geçmişin borçlarını ödemedik mi Sayın Bakan?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Neye itiraz ettiğini anlamadım Sayın Milletvekili?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Geçmişe ait borçları biz ödemedik mi?

BAŞKAN - Ödediniz tamam, IMF'ye ödediniz, Tasarrufu Teşvik Fonu'nu ödediniz, hepsini ödediniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, her dönemde borçlanma var da artan borçlara bakıyoruz. Artan borç demek...

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Geleceğe borç bırakıyoruz ama hiç borç almadık gibi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eskiyi ödediğiniz gibi, eskiye ilave aldınız, yeni borç anlamında söylüyoruz.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sayın Başkan, niye müdahil oluyorlar? Ben müdahil olunca bağırıyorsunuz ama onlara...

BAŞKAN - Ya sana da bağırmıyorum, onlara da...

Ya arkadaşlar, bir susun artık.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Yarınki süremden Sayın Bakana...

BAŞKAN - Sayın Aydemir, bakın, bu saatte hakikaten çekilmiyor yani sabah olsa neyse.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani şöyle bir durum var ortada: Bir, yaşayanların kazandığı, harcadığı ve servetlerin üzerinden alınan vergiler var; mezardakilerin birikimlerini harcama var; bir de doğmamış çocukların henüz kazanmadıklarını harcama var. Dolayısıyla bunda anlaşılmayacak bir taraf da yok Sayın Başkan yani bunu kötü bir şeydir diye de anlatmıyorum ama çarkın nasıl döndüğünü, elbette, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri bilmeyecek de kim bilecek? Bilelim, hep beraber bilelim, tezekkür edelim "Ay biz çok yaptık..."

BAŞKAN - Sanki hangi açıdan baktığınıza bağlı o.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - "...eskiden kimse bir şey yapmamıştı." falan filan demeyelim diye söylüyorum. Yoksa bir katı eleştiri olsun "Bak, neler yapmışsınız." kabilinden konuşmuyorum. Her zaman sakinimdir, biliyorsunuz, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Ben de öyleyim, ben de öyleyim.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Siz değilsiniz Sayın Başkan.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli Başkan, Sayın Bakan; şimdi, tabii, yatırımcı bir bakanlığın önceki yıllara göre düşük bütçeyle buraya gelmiş olması hem Komisyon üyelerimiz açısından hem Bakanlık açısından sevinilecek bir şey değildir. Görüyoruz ki hem 2018 -hatta Karayollarının bütçesine baktığımızda- hem de 2017 bütçesinden daha az yatırıma sahip bir bütçe var burada. Karayolları bütçesinde büyük düşüş var, yatırım bütçesinde büyük düşüş var. 2017'nin üçte 1'i kadar, Ağustos ayına kadarki 2018 yılı yatırım bütçesinin de yarısı kadar 2019'da bir yatırım ödeneği konulmuştur. Bu gerçekten çok düşük bir bütçedir. Muhtemeldir ki bu ödenekler de geçen seneden veya bu seneden Karayollarından, devletten alacağı olan müteahhitlere ödenmek suretiyle karşılanacaktır yani önümüzdeki yıl için yeni bir yatırım gözükmüyor bu bütçede. Her ne kadar sayın milletvekillerimiz kendi illeriyle ilgili yatırım ihtiyaçlarını uzun uzun anlatmışlarsa da bu bütçe arkadaşlarımızın taleplerini karşılayacak nitelikte değildir. Bunu da Komisyon olarak bilmek gerekir diye düşünüyorum.

BAŞKAN - Öyleyse konuşacak bir şey kalmadı.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Konuşacak çok şey var aslında bakarsanız.

Bu Kanal İstanbul Projesi, sanırım, 40-50 milyar dolar kaynak kullanılacak bir projedir. Böyle bir kaynak oluşturulabiliyorsa bunun daha verimli, daha faydalı bir yere harcanması gereklidir diye düşünüyorum ben.

Diğer taraftan, demin bahsettim bu yap-işlet-devretler geleceğe yük taşıyorlar diye. Nasıl yük taşıyorlar? Bakın, önümde bir tablo var. Bu tabloya göre, devlet bütçesinden yapılan bu köprülerin geçiş ücretleri ile yap-işlet-devrete göre yapılanların arasındaki farklar şöyledir: Aks aralığı 3.20'den küçük ve 2 akslı araçlar 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde 8 lira 75 kuruş; Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nde 13,35; Osmangazi Köprüsü'nde 71,75. Fiyat ne kadar artıyor görüyorsunuz. Aks aralığı 3.20 ve daha büyük olanlara bakıyoruz: 11 lira -küsuratları saymıyorum- 17 lira, 114 lira. 3 akslı araçlarda 24 lira, 32 lira, 136 lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener, toparlayın lütfen.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 6 ve daha yukarı akslı araçlarda ise 65 lira, 104 lira, 228 lira. Motosikletler: 15 Temmuz ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinde 3,5 lira, Yavuz Sultan Selim'de 9.35, Osmangazi'de 50 lira. Yani bu kadar büyük bir geçiş ücreti farkını ortaya çıkaran sistem bu yap-işlet-devret modelindeki sakatlıktır ve bunun maliyeti daha büyük. "Vay hazineden para harcanıyordu, harcanmıyordu, falan filan." demeyin, bir taraftan para alırken hazine garantisi veriyorsunuz, diğer taraftan da vatandaş büyük bir para ödüyor, bir de geçen araç yeterli olmadığı için hazineden birilerinin cebine emme basma tulumba gibi para devrediliyor, para akıtılıyor. Onun için bu sistemin gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Rasyonel, en ucuz maliyetli, en fazla faydayı sağlayacak finansman yöntemlerinin araştırılması ve yatırımların da ona göre yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Söylenecek diğer birtakım sözler de var ama Başkanı da fazla sıkıştırmayalım, başka konularımız var. Konuşulduğunu pek duymadığım ama belki ben yokken ele alan arkadaşlar olmuştur; bu doğayla ilgili, çevreyle ilgili konuları da hiç gözden uzak tutmamak lazım.

Şimdi, arılar dünyada önemli bir canlı türü olarak kabul edilir. Arıların yok olduğu bir dünyada insanların da yaşayamayacağı bütün biyologlar tarafından ifade ediliyor. Bu baz istasyonlarının arıların yok olmasına sebep olan özellikleri bulunduğu da yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Bu ilişkinin en azından incelenerek doğanın korunması, arının korunması -tabii, arının korunması dediğimiz şey, aynı zamanda bitki çeşitliliğinin, bitkilerin ve insan varlığının da korunması anlamına geliyor- incelenerek ona göre yatırımların planlanması ve gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Her ne kadar bütçesi azalmışsa da ben her zaman, Ulaştırma Bakanlığının faydalı işler yaptığına inanmışımdır. Yatırımcı bir bakanlıktır her şeyden önce. Bütçesi hayırlı olsun hem çalışanlara, personele hem de ülkemize.

Saygılar sunuyorum.

Sağ olun.